TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - KOCA HÜSEYİN ::.

cilt: 26; sayfa: 131
[KOCA HÜSEYİN - Abdülkadir Özcan]


fasıllık ikinci bölümde Hz. Peygamber’in doğumundan hicrete kadar İslâm tarihi, üçüncü bölümde ise on iki fasıl içerisinde hicretten vefatına kadar Asr-ı saâdet dönemi anlatılmıştır. Diğer kısımlarda Hulefâ-yi Râşidîn, on iki imam, Emevî, Abbâsî ve Fâtımîler’den söz edildikten sonra, Abbâsîler döneminde Horasan’da, Mâverâünnehir’de, İran, Azerbaycan gibi yerlerde hüküm süren hânedanlar hakkında bilgiler verilmiştir. Bu cildin son kısmında Abbâsîler’in ardından Mısır, Şam ve diğer İslâm ülkelerindeki devletlerden, nihayet Cengiz Han ve kızılbaşlardan bahsedilmiştir.

Bedâyiu’l-vekāyi‘in II. cildi, Rusya Federasyonu İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Petersburg Şubesi El Yazmaları Bölümü’nde bulunmaktadır. Özel bir koleksiyondan 1862 yılında satın alındığı anlaşılan nüsha dar aralıklarla yazılmış 517 varaktan oluşmaktadır. Bu cilt Viyana’daki nüsha ile aynı adı taşımakta ise de sadece Osmanlı Devleti’ne ait müstakil bir kitap olarak da değerlendirilebilir. Viyana ve Petersburg yazmalarında müellifin adı bulunmamakta, ancak metnin içindeki kayıtlardan çıkarılabilmektedir. Günümüze intikal eden bu nüshaların gerek hattından gerekse sonda müstensih kaydının bulunmamasından, ayrıca müellife ait olması kuvvetle muhtemel düzeltme ve ilâvelerden dolayı bizzat müellifin kaleminden çıktığı söylenebilir.

Petersburg’daki nüsha Osmanlı Beyliği’nin ortaya çıkışından Yavuz Sultan Selim devri sonuna kadar gelir. Baş kısımda Osmanoğulları’nın şeceresini Oğuz Han’a kadar götüren müellif, bu efsanevî Türk hükümdarından bahsettikten sonra Ertuğrul Gazi’nin aşiretiyle Anadolu’ya yerleşmesi hakkında bilgiler verir. Hüseyin Efendi her padişah dönemini ayrı bir bölümde ele almış, bu bölümlerde İstanbul’daki ve taşradaki, özellikle Anadolu’daki askerî ve siyasî olaylardan, toprak meseleleri, vergiler, fiyat politikası vb. iktisadî hadiselerden söz etmiş, bu arada kendi gözlemlerini yazmıştır. Klasik tarih yazıcılığının gereği olarak her padişah dönemi ulemâsının, şeyhlerinin, vezirlerinin kısa biyografilerini veren müellif, farklı olarak her padişah döneminde Osmanlı Devleti’nin komşularından, bu devletlerle olan ilişkilerinden de bahsetmiştir.

Hüseyin Efendi’nin eserini kendi dönemine kadar getirememesi, Osmanlı tarihi cildine geç başlaması ve yaşının hayli ilerlemiş olmasıyla izah edilebilir. Müellifin eserini devam ettirmek istediği, Petersburg yazmasının sonlarında iki yerde (II, vr. 517b, 518a) Sultan Selim’in ölümünden sonraki döneme ait olayları daha tafsilâtlı yazacağını, Kanûnî Sultan Süleyman devrinde Celâlzâde Mustafa Çelebi tarafından Fâtih Kanunnâmesi’nin elkāb ve erkânının tashih edildiğini belirttikten sonra ileride bundan bahsedileceğini (II, vr. 284a) belirtmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Fakat bu niyetini gerçekleştirememiş, sadece yeri geldikçe daha sonraki dönemlerin ve kendi zamanının olayları hakkında bilgiler vermiştir. III. Murad devrinde yayaların ve müsellemlerin sayılarının azaltılarak reâyâ sınıfına dahil edilmeleri, böylece tasarrufları altındaki toprakların timara verilmesi (II, vr. 44b-45a), 1055 (1645) yılında mahkeme raporu için ücret ödenmesinin başlatılması (I, vr. 95b), I. Ahmed döneminde Avusturya kralına yazılacak mektupta “çasar” sıfatının kullanılıp kullanılmaması meselesi (II, vr. 211a-212b), kendi zamanındaki narh meselesiyle İstanbul’daki inşa faaliyetleri hakkında verdiği bilgiler bunlardan birkaçıdır.

Tertip bakımından Aħbârü’d-düvel’e ve Cenâbî’nin el-ǾAylemü’z-zâħir’ine benzeyen Bedâyiu’l-vekāyi‘ orijinal bir kaynak olmaktan ziyade derleme bir eserdir. Kendi dönemini yazamayan Hüseyin Efendi’nin Viyana Nationalbibliothek’teki cilt içinde bulunan Osmanlı öncesi dönem için önemli ölçüde, tercümesini yaptığı Aħbârü’d-düvel’den yararlanmış olabileceği söylenirse de (Hanciç, s. 82) müellif bundan hiç söz etmediği gibi metin içinde buna dair bir işaret de yoktur. Buna karşılık Hüseyin Efendi, Ahmed Gaffârî’nin (ö. 975/1567) Nigâristân’ından faydalandığını açıkça belirtmektedir (I, vr. 3a). Petersburg nüshasında bulunan Osmanlı dönemi içinse, yer yer kaynaklarının adını vermektedir. Bunlar arasında Heşt Bihişt müellifi İdrîs-i Bitlisî, Âşıkpaşazâde, Neşrî, Kemalpaşazâde, Celâlzâde Mustafa ve bu sonuncusunun kardeşi Sâlih Çelebi ile Hoca Sâdeddin Efendi zikredilebilir. Dîvân-ı Hümâyun’daki uzun görevleri sırasında bu müessesenin bürolarını inceleme fırsatı bulan Hüseyin Efendi elde ettiği kaynakları ve belgeleri değerlendirmiştir. Özellikle günümüze orijinali ulaşmayan Fâtih Sultan Mehmed’in devlet teşkilâtına dair Kānunnâme-i Âl-i Osmân’ının metnini 1022 (1613) yılındaki reîsülküttâblığı sırasında Dîvân-ı Hümâyun’da görüp eserine dercetmesi Bedâyiu’l-vekāyi‘in kıymetini arttıran en önemli husustur (Özcan, sy. 33 [1983], s. 7 vd.). Eser, Anna S. Tveritinova tarafından bir fihrist ve ayrıntılı indeksler ilâvesiyle 1961 yılında Moskova’da faksimile şeklinde iki cilt halinde yayımlanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Koca Hüseyin, Bedâyiu’l-vekāyi‘ (nşr. A. S. Tveritinovoy), Moskva 1961, I, vr. 2a-b, 3a, 44b-45a, 95b; II, vr. 211a-212b, 267b, 269a, 277b, 284a, 517b, 518a; ayrıca bk. tür.yer. ve Önsöz; Naîmâ, Târih, IV, 111; Ahmed Resmî, Halîfetü’r-rüesâ, İstanbul 1269, s. 4, 34-35; Hammer (Atâ Bey), VIII, 266-267; IX, 5; Flügel, Handschriften, II, 94-96; Sicill-i Osmânî, IV, 795; Osmanlı Müellifleri, III, 46-47; Hediyyetü’l-Ǿârifîn, I, 322; Îżâĥu’l-meknûn, I, 170; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/2, s. 500; Babinger (Üçok), s. 204-205; Mehmet Hanciç, el-Cevherü’l-esnâ fî terâcimi Ǿulemâǿi ve şuǾarâǿi Bosna (nşr. Abdülfettâh Muhammed el-Hulv), Kahire 1413/1992, s. 82; Faik Reşit Unat, “Hüseyin: Bedâyi ül-vekayi”, TTK Belleten, XXVII/106 (1963), s. 309-319; Abdülkadir Özcan, “Fatih’in Teşkilât Kanunnâmesi ve Nizâm-ı Âlem İçin Kardeş Katli Meselesi”, TD, sy. 33 (1983), s. 7, 10 vd.

Abdülkadir Özcan  


KOCA HÜSREV PAŞA

(bk. HÜSREV PAŞA, Koca).  


KOCA MUSTAFA PAŞA

(ö. 918/1512)

Osmanlı vezîriâzamı.

Hayatının ilk yılları ve menşei hakkında yeterli bilgiler yoktur. Rum veya Frenk asıllı olduğu, berberlik yaptığı belirtilir. Baba adı belgelerde devşirme kökenini çağrıştıracak şekilde Abdülmuin olarak geçer. Enderun’da yetiştiği, bu sırada II. Bayezid’in şehzadelik yıllarında onun hizmetine girdiği ve en yakın adamları arasında yer aldığı anlaşılmaktadır. II. Bayezid’in tahta çıkmasından sonra hazinedarbaşı oldu. 892’de (1487) kapıcılar kethûdâlığı, iki yıl sonra da kapıcıbaşılık görevine getirildi. Bu vazifede iken Fransa’dan Roma’ya nakledilen Cem Sultan için ödenmekte olan parayı götürmek üzere Papa VIII. Innocent’e gönderildi. Rodos’ta şövalyelerin reisiyle görüştü ve onun tahsis ettiği gemiyle İtalya’ya ulaştı (30 Kasım 1490). Cem Sultan’ı zehirlemek için gizli bir tâlimat aldığı, hatta Cem’in yanına girerek onunla görüştüğü, yavaş yavaş tesir eden bir zehire batırılmış ustura ile şehzadeyi tıraş ettiği ve böylece ölümüne yol açtığı, ardından cesedini alıp Bursa’ya götürdüğü şeklinde dönemin kroniklerinin bazılarında yer alan bilgiler



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir