TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - KARÂÎLİK ::.

cilt: 24; sayfa: 425
[KARÂÎLİK - Mustafa Sinanoğlu]


uyguladılar, bunun üzerine cemaatin büyük bir kısmı Mısır’a ve Kuzey Afrika’nın diğer bölgelerine doğru ilerledi. XI. yüzyılda Karâîliği benimseyen bir yahudinin gayretiyle Karâîlik İspanya’da yayıldı, ancak XII. yüzyılda İspanyollar’ın baskılarıyla Karâîler bölgeyi terkettiler.

Bizans Karâîliği’nin aslını Irak, Filistin ve Suriye’den IX. yüzyılda başlayan ve X. yüzyılda yoğunlaşan göçler oluşturmuş, zamanla onlara yerli Rum unsurlar da katılmıştır. İstanbul Osmanlılar’ın eline geçince Karâîlik için önemli bir merkez haline gelmiş ve Edirne, Selânik, Kocaeli, Kırım gibi bölgelerden göçler gelmiştir. XI. yüzyılın sonundan başlayan ve XII. yüzyılı da kapsayan dönemde Bizanslı Karâîler Kudüs’e gidip Arapça ve İbrânîce öğrenerek Arapça Karâî kaynaklarını İbrânîce’ye tercüme etmişlerdir. Aynı dönemde yaşayan ve Karâîliğin esaslarını belirlemeye çalışan ilk âlim olduğu kaydedilen Judah ben Elijah Hadassi’nin Eshkôl ha-Kôfer adlı eseri Karâîliğin önemli ansiklopedik kaynaklarından biridir (ERE, VII, 667-668).

Özellikle XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kırım Karayları’ndan İstanbul Karâî cemaatine sürekli katılmalar olduğu gibi Balkan Karâîliği de daha çok Kırım’dan takviye edilmiştir. Ayrıca Macaristan’daki Kabar Türkleri de zamanla Trakya cemaatlerine katılmışlardır. Kırım’dan İstanbul’a göç eden Aaron ben Joseph (ö. 1320) adlı Karâî âlimi Sefer Mibhâr adlı tefsiriyle tanınmıştır. Karâîler’in İbn Meymûn’u olarak adlandırılan Aaron ben Elijah (ö. 1369), Mu‘tezile ve Aristo felsefesiyle beslenen teolojik görüşlerini bir araya getirdiği Es ha-Hayîm adlı eseri ve Karâî şeriatıyla ilgili görüşlerini yansıttığı Gan Eden ve Keter Torah adlı tefsiriyle dikkat çekmiştir.

Bizans Karâîleri’nin temelini yahudi göçmenlerle yerli Rumlar oluşturmuşsa da zamanla Kuman ve Kabar unsurların ağırlıklı olduğu Balkan Karâîleri ve Kırım Karayları İstanbul Karâîleri arasında önemli bir nüfusa sahip olmuştur. Karâîler İstanbul’da Eminönü, Karaköy ve Hasköy’ün yanı sıra Fener, Balat ve Üsküdar’da cemaatler halinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Zamanla küçülerek toplu halde Hasköy’de yaşarken 1918 yangınından sonra şehrin muhtelif semtlerine dağılmışlardır.

Kırım ve Güney Rusya Karayları’na gelince, Hazarlar’ın Karâîliği kabul etmesini VIII. yüzyılın ortalarında Bizans’tan sürülen yahudi göçmenlerin sağladığı ve X. yüzyılda da Bizans’tan Hazar ülkesine göçlerin gerçekleştiği, dolayısıyla Güney Rusya ve Kırım’a Karâîliğin VIII ile X. yüzyıllar arasında girmiş olabileceği ileri sürülmüştür (Ankori, s. 59, 152). Öte yandan Hazar Hakanı Bulan’a Karâîliği kabul ettiren İshak Sangari’nin önce Hazar ülkesinde faaliyet gösterdiği, ardından Kırım’a geçerek oraya yerleştiği belirtilmektedir. Karâîlik, Hazar ülkesinde ve Kırım’da muhtemelen aynı anda yayılmıştır. XIV. yüzyılda da Litvanya ve Polonya’ya kadar ulaşmıştır. Aynı dönemde Kırım Karayları’ndan bir kısmı Litvanya ve Polonya’ya göç etmiş, bugünkü Doğu Avrupa Karay cemaatinin temellerini atmıştır.

X-XII. yüzyıllar arasında altın çağını yaşayan Karâîlik Haçlı seferlerinden sonra zayıflamaya başlamıştır. Rusya’da yahudiler üzerinde yoğunlaşan baskılar Karâîler’e de yansımış, özellikle 1917 Bolşevik İhtilâli’nin ardından Kırım, Litvanya ve Polonya’da yaşayan Karaylar Amerika, Orta ve Batı Avrupa ülkelerine gitmek zorunda kalmışlardır (Kaufman, s. 40-41). II. Dünya Savaşı sırasında çok sayıda Karay Türkü’nün başta Sibirya olmak üzere Sovyetler Birliği’nin çeşitli bölgelerine sürüldüğü bilinmektedir.

Günümüzde Irak, İran, Suriye, Kuzey Afrika, İspanya, Hindistan, Çin ve Mançurya gibi ülkelerde Karâî cemaatleri kalmamıştır (a.g.e., s. 40). İstanbul’da yaklaşık 100 kişilik cemaat dışında Anadolu ve Trakya’da da Karâî bulunmamaktadır. İsrail ve Kahire’de Karâîler küçük cemaatler halinde varlıklarını sürdürürlerken 1948’deki savaştan sonra Mısır’dakilerin çoğunluğu İsrail’e geçmiş, bir kısmı Avrupa ve Amerika’ya göç etmiştir. Toplam nüfusları kesin olarak bilinmemekle birlikte 1000’li rakamlarla ifade edilen Karâîler’in büyük çoğunluğu günümüzde eski Sovyetler Birliği topraklarında ve Polonya’da yaşamaktadır.

Karâîliğin Temel Özellikleri ve İnanç Esasları. Karâîlik, Yahudiliğin yegâne kaynağı olarak yahudi kutsal kitabı Tanah’ı kabul etmiş, Rabbânî Yahudiliği’nin sözlü Tevrat şeklinde nitelendirdiği Mişna ve Talmud literatürünün dinî otoritesine karşı çıkmıştır. Anan’ın mezhebin esaslarını belirlediği Sefer ha-Mitsvot adlı eseri günümüze kadar ulaşmamışsa da taraftarlarına, “Doğrudan Tanah’a başvurun, benim fikirlerime körü körüne bağlanmayın” dediği nakledilmektedir. Öte yandan onun Rabbânîler’in sözlü Tevrat’a yaklaşım metodunu tâdil ederek kullandığı, cumartesi günü ateş yakmak ve o gün evi terketmek yasağı ile bayram günlerinin tesbitini yeni ayı görerek yapmak ve Şavuot (haftalar) bayramını mutlaka pazar gününe rastlatmak gibi Sadûkīm ve İssiyîm mezheplerine ait bazı dinî hükümleri de benimsediği belirtilmektedir. Anan’ın İslâm kültüründen, kutsal metinlerden kıyas yoluyla hüküm çıkarma hususunda Ebû Hanîfe’den etkilendiği ileri sürülmektedir (EI² [İng.], IV, 606; JE, VII, 439). Ona göre Tevrat’taki, “Siz benim emrettiğim kelimeye ne bir ilâve yapacaksınız ne de ondan bir eksiltmede bulunacaksınız. Belki size emrettiğim Yahova’nın emirlerini korursunuz” (Tesniye, 4/2) şeklindeki ifade gereği Yahova’nın emirlerini yerine getirmek için Tanah yeterlidir ve onu tamamlayıcı Rabbânî geleneğe ihtiyaç yoktur (ERE, VII, 662-663). Gelenek, kutsal metinde emredilen kuralların uygulanması için gerekli olduğunda birtakım kapalı hususlara açıklık kazandırılmasında ve ayrıntılı hale getirilmesinde sınırlı olarak kullanılmış, bunların dışında kutsal metin üzerinde yoğunlaşma esas alınmıştır.

Ancak Karâîlik’te kutsal metni esas alma prensibi korunmakla birlikte mezhebin ileri gelen âlimleri çeşitli konularda farklı kanaatlere sahip olmuşlardır. Benjamin en-Nihâvendî, Talmud’a Anan’ın gösterdiği şiddetli muhalefeti göstermemiştir. Ya‘kūb el-Kirkisânî Kitâbü’l-Envâr ve’l-merâkib adlı eserinde yahudi mezhepleri hakkında geniş bilgi vermiş, Rabbânî Yahudiliği’ni tenkit etmiş, nazar, istidlâl ve kıyasın gerekliliği konusunda mezhebinin görüşlerini aktarmış (II, 66-67), Rabbânî yahudi âlimlerinden Saîd b. Yûsuf el-Feyyûmî’nin (Saadia Gaon) kıyası reddetmesini eleştirmiştir (II, 79-101). Onun çeşitli ilâhiyyât konularını aklî olarak ele alıp izah etmesinde de (II, 169-226) Mu‘tezile’den etkilendiği belirtilmektedir (JE, VII, 440).

Mezhebin temel özellikleri, XII. yüzyılda Judah Hadassi’nin kutsal metni anlamaya yönelik seksen farklı hermenötik kural belirleyen çalışmalarıyla gelişmiş ve XV. yüzyılın sonlarına doğru Elijah Bashyazı (Eliyahu Basiaci) döneminde son şeklini almıştır. Bu gelişmelerden sonra kutsal metinden hüküm çıkarmanın prensipleri, 1. Metnin açıkça anlaşılabilir emir ve yasaklar içerdiği hususundan hareketle lafzî (literal) anlamını kavramak; 2. Tanah’ta doğrudan ifade edilen hükümler yanında açıkça belirtilmeyenler



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir