TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - KÂR-ı NÂTIK ::.

cilt: 24; sayfa: 357
[KÂR-ı NÂTIK - İsmail Hakkı Özkan]


hem makam hem usullerden söz edenlerine de “küllü’d-durûb ve’n-nagam” adı verilmiştir. Bu formun saz mûsikisindeki karşılığı fihrist-peşrev, saz semâisi ve külliyat gibi çok geçkili saz eserleridir.

Şairliğin zor taraflarından olan kâr-ı nâtık güfteciliği, edebî sanatları kullanmada yeterli bilgi ve becerinin yanı sıra makam ve usuller arasındaki ilişki hakkında ileri derecede mûsiki bilgisi gerektirir. Aynı şekilde kâr-ı nâtık besteciliği de her mısrada bir veya birkaç makam seyri göstermeyi ve bunların birinden diğerine az zamanda ve en kısa yoldan geçecek bir kabiliyeti icap ettirir. Ayrıca birinden diğerine intikalin çok güç olacağı bazı makamların ardarda gelebilmesi sebebiyle kâr-ı nâtık bestekârlığı mûsikide gerçek bir üstatlık derecesini gerektirir. Bundan dolayı her bestekâr bu formda eser vermemiştir.

Kâr-ı nâtıklar eski bestekârlarca makam seyirlerini ve geçki yollarını, usullerin kullanılışını talebeye öğretmek, kendi devirlerinde bilinen makam ve usullerin unutulmasını veya zamanla yanlış yapılmasını önlemek amacıyla bestelendiği gibi bunlar aynı zamanda bestekârların sanattaki olgunluk ve kudretlerini ispat eden eserlerdir. Notaları elde bulunan on beş civarında kâr-ı nâtık arasında geleneği günümüzde de devam ettiren Cinuçen Tanrıkorur (ö. 2000), Ahmet Hatipoğlu ve Alâeddin Yavaşça gibi bestekârları zikretmek gerekir.

BİBLİYOGRAFYA:

Abdülkādir-i Merâgī, CâmiǾu’l-elĥân (nşr. Takī Bîniş), Tahran 1366 hş., s. 248; Kâzım Uz, Musiki Istılâhatı (nşr. Gültekin Oransay), Ankara 1964, s. 38; Özkan, TMNU, s. 85; Öztuna, BTMA, I, 427-428.

İsmail Hakkı Özkan  


KARA AHMED PAŞA

(ö. 962/1555)

Osmanlı vezîriâzamı.

Hayatının ilk yılları hakkında fazla bilgi yoktur. Arnavut asıllı olduğu, Enderun’a alındığı, Harem’de yetiştiği, kapıcıbaşılık ve mîralemlikte bulunduğu belirtilir. Babasının adı vakfiyesinde Abdülmuîn olarak geçer. Bilinen ilk resmî görevi kapıcıbaşılıktır. Daha sonra yeniçeri ağası oldu. Yeniçeri ağalığına 927’de (1521) veya 936’da (1529) değil (Sicill-i Osmânî, IV, 772; İA, I, 193), Irakeyn Seferi’nde Bağdat önlerine gelindiği sırada kapıcıbaşı iken Cemâziyelevvel 941’de (Kasım 1534) tayin edildiği anlaşılmaktadır (Matrakçı Nasuh, Sefer-i Irâkeyn, s. 238). 944’teki (1537) Korfu seferiyle ertesi yıl Boğdan seferinde yeniçeri ağası olarak görev yaptığı, Kırım hanının önünde harekâta katıldığı bilinmektedir. 948’de (1541) Vezîriâzam Lutfî Paşa’nın azledilmesinden sonra Rumeli beylerbeyi olan Ahmed Paşa (Rüstem Paşa, Die Osmanische Chronik, s. 107), aynı yıl Peşte’yi kuşatan Habsburg ordusuna karşı girişilen kurtarma harekâtına katıldı. Ardından Valpo ve Şikloş kalelerinin fethinde önemli rol oynadı. Estergon ve İstoni Belgrad’ın alınmasıyla sonuçlanan kuşatmalarda bulundu (22 Haziran - 4 Eylül 1543). Bu harekât sırasında gösterdiği başarılar sebebiyle üçüncü vezirliğe getirildi. Bu tayin Rüstem Paşa’nın vezîriâzam oluşu sırasında gerçekleşmişti (951/1544). 955 (1548) yılındaki II. İran seferine üçüncü vezir olarak iştirak eden Ahmed Paşa, seferde yeniçeri ve sipahilerle önden hareket ederek Erzincan’a Şah Tahmasb’ın üzerine yürüdü. Buraya ulaştığında Şah Tahmasb’ın geri çekildiği haberini aldı. Bu arada emrindeki bir kısım kuvvetler Safevî öncü kollarını yenilgiye uğrattı. Asıl başarıyı 1549’da çıktığı Gürcistan seferinde kazandı. 1 Şâban 956 (25 Ağustos 1549) tarihinde yola çıkarak Erzurum’a ulaştı ve oradan Tortum Kalesi üzerine hareket etti. 11 Eylül’de kuşattığı kaleyi iki gün içinde ele geçirdi. Ardından Nikhak’ı ve bölgenin kilidi sayılan Akçakale’yi aldı. Kamhis, Peneskerd, Anzov, Pertekrek gibi Çoruh boyundaki bütün kaleler fethedildi ve burada bir Osmanlı sancağı kuruldu. Harekâtı büyük bir başarıyla tamamlayan Ahmed Paşa 24 Ekim 1549’da padişahın ordugâhının bulunduğu Diyarbekir’e döndü.

958’de (1551) Sokullu Mehmed Paşa’nın Tımışvar kuşatmasındaki başarısızlığı, Lipova’nın (Lippa) düşüşü ve Erdel’in Habsburg nüfuzu altına girişi üzerine Ahmed Paşa ikinci vezir sıfatıyla Macar seferi serdarlığına getirildi (27 Rebîülâhir 959/ 22 Nisan 1552). Erdel’in kontrolünün sağlanmasının hedeflendiği bu seferde Tımışvar Kalesi’ni kuşattı. Losanczy tarafından müdafaa edilen ve müstahkem bir kale olan Tımışvar’ı yirmi sekiz gün süren zorlu bir mücadeleden sonra 4 Şâban 959’da (26 Temmuz 1552) teslim aldı. İstanbul’a gönderdiği arzda, kalenin muhafazası için civar kalelerden getirttiği 750 neferi buraya koyduğunu ve Tımışvar’ın bir beylerbeyilik haline getirilmesinin gerektiğini belirterek ileri harekâta devam edeceğini bildirdi. Solnok Kalesi üzerine yürüyüp burayı aldığını (4 Eylül) haber verdiği diğer bir arzında da harekât sırasında yirmi kadar kaleyi zaptedip beşi dışında diğerlerini yıktırttığını, Lipova Kalesi’ni tamir ettirdiğini ve Eğri Kalesi üzerine harekete geçtiğini bildirdi (Mühimme Defteri, TSMK, Koğuşlar, nr. 888, vr. 346b-347a, 445a-b). Ahmed Paşa, Budin Beylerbeyi Ali Paşa’nın tavsiyesiyle giriştiği Eğri kuşatmasında başarı kazanamadı ve geri çekilmek zorunda kaldı (1 Zilkade / 19 Ekim). Buradaki faaliyetleriyle Erdel’in yeniden Osmanlı nüfuzu altına girmesine zemin hazırlamış oldu. Bu yolda Habsburg ve Macar asilzadeleri nezdinde diplomatik faaliyetlerde de bulunduğu ve onlara mektuplar gönderdiği bilinmektedir (Schaendlinger, I, 38-48; Petritsch, I, 76-84).

960 (1553) yılında başlayan Nahcıvan seferi Ahmed Paşa’nın hayatının dönüm noktasını teşkil eder. Kanûnî Sultan Süleyman’ın 27 Şevval 960 (5 Ekim 1553) tarihinde oğlu Şehzade Mustafa’yı idam ettirmesi ve aynı anda Vezîriâzam Rüstem Paşa’yı görevden alması üzerine vezîriâzamlık ikinci vezir sıfatıyla Ahmed Paşa’ya verildi. Bu âni gelişmelerin arka planında hangi siyasî hesapların yattığı ve bunda Ahmed Paşa’nın rolünün ne olduğu bilinmemektedir. Ancak ordudaki hoşnutsuzluğun bu siyasî manevra ile yatıştırıldığı ve Ahmed Paşa’nın bunda önemli payı olduğu açıktır. Nahcıvan’a kadar ilerleyen Kanûnî Sultan Süleyman, dönüş sırasında Şah Tahmasb’ın Çoruh boylarına saldırdığı haberinin gelmesi üzerine Ahmed Paşa’yı 8 Şevval 961’de (6 Eylül 1554) 3-4000 yeniçeriyle Oltu’ya gönderdi (BA, MD, nr. 1, s. 30, hk. 117). 11 Şevval 961’de (9 Eylül 1554) Oltu’ya giden Ahmed Paşa şahın çekildiğini öğrenince onu takip etmeyip geri döndü (BA, MD, nr. 1, s. 35, hk. 138; 22 Şevval 961 / 20 Eylül 1554) ve padişahla birlikte kış mevsimini Amasya’da geçirdi. Burada iken Safevîler’le barış müzakerelerini yürüttü. Ayrıca aralarında Habsburg elçilerinin de bulunduğu diplomat heyetlerini kabul ederek onlarla görüştü. Amasya Antlaşması’nın akdi üzerine padişahla birlikte İstanbul’a döndü.

İstanbul’a gelindiği gün Ahmed Paşa’nın karşı karşıya kaldığı ilk hadise, Şehzade Mustafa olduğu iddiasıyla ortaya çıkan ve ardından yakalanarak başşehre getirilen Düzmece Mustafa’nın idamı oldu.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir