TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - KADI BURHÂNEDDİN ::.

cilt: 24; sayfa: 77
[KADI BURHÂNEDDİN - Abdülkerim Özaydın]


Mutahharten’e yenilen Kadı Burhâneddin (Muharrem 798/Ekim 1395) onu bertaraf etmek için çok uğraştıysa da başarılı olamadı ve kendisiyle anlaştı. Bu arada Timurlu kuvvetlerinin Erzincan yakınlarına kadar geldiği haberini alınca Sivas’a dönüp Berkuk’tan yardım istedi. O da Suriye’deki bir kısım kuvvetlerini Sivas’a gönderdi.

Kadı Burhâneddin, Memlük Sultanı Berkuk’un Türkmen beylerinden Umuroğlu İbrâhim vasıtasıyla Dulkadırlı Halil Bey’i öldürtmesi üzerine Memlükler’e karşı düşmanca bir tavır takındı. Onun Memlükler’e isyan eden Malatya nâibüssaltanası Mintaş’ı koruması ve Malatya’yı ele geçirmek için yola çıkmasını Memlükler’e karşı bir saldırı olarak kabul eden Berkuk, Yelboğa kumandasındaki bir askerî birliği Sivas’a sevketti. Yelboğa bir süre şehri kuşattıktan sonra geri döndü. Kadı Burhâneddin ile Memlükler arasındaki bu düşmanlık Timur’un Ortadoğu’ya gelmesi üzerine dostluğa dönüştü.

Kadı Burhâneddin Devleti ile Akkoyunlular arasındaki ilişkiler daha Kadı Burhâneddin’in vezirliği döneminde başladı ve çeşitli safhalardan geçti. Mutahharten tarafından bozguna uğratılan Akkoyunlu beyleri Ahmed Bey ile kardeşi Hüseyin Bey Kadı Burhâneddin’e sığındılar ve onunla beraber Amasya ve Erzincan seferlerine katıldılar (1394). Kadı Burhâneddin, Erzincan’dan Bayburt’a kadar olan toprakları onlara dirlik olarak verdi. Kutlu Bey’in oğlu Karayülük Osman da Kadı Burhâneddin’in hizmetine girdi. Ancak Kadı Burhâneddin’in yeğeni ve Kayseri Valisi Şeyh Müeyyed’i Karayülük Osman’ın ricasına rağmen öldürtmesi aralarının açılmasına sebep oldu (799/1396). Daha sonra Karayülük Osman sürüleri için Kadı Burhâneddin’den bir yaylak istedi. Kadı Burhâneddin ancak sonbahara kadar bir yaylak verebileceğini belirtince Karayülük Osman buna çok öfkelendi ve ülkesine dönmeye karar verdi. Kadı Burhâneddin onun bu davranışından rahatsız olup kendisini takibe koyuldu. Sarp dağlara çekilen Karayülük, Kadı Burhâneddin’i âni bir baskınla yenip esir aldı ve öldürttü (800/1398).

Sivas eşrafı ve emîrler, Kadı Burhâneddin’in yerine hayattaki tek oğlu Kayseri Valisi Alâeddin Ali Çelebi’yi getirdiler ve Karayülük Osman’a karşı şehri savundular. Bu arada Kara Tatarlar’dan yardım istendi, fakat yardıma gelen Tatarlar Akkoyunlu kuvvetleri karşısında yenildi. Bunun üzerine Sivaslılar, yaklaşmakta olan Türkmen ve Timur tehdidine karşı I. Bayezid’den yardım istediler. Bayezid, oğlu Süleyman Çelebi’yi Sivas’a gönderdi. Karayülük Osman’ı mağlûp eden Osmanlı kuvvetleri şehre hâkim oldular. Tokat, Niksar ve Kayseri de Osmanlı hâkimiyetine geçti. Böylece Kadı Burhâneddin Devleti sona erdi (800/1398). Osmanlı kaynaklarında Zeynelâbidîn olarak geçen Alâeddin Ali Çelebi eniştesi Dulkadıroğlu Nasreddin Mehmed Bey’in yanına gitti. Daha sonra Osmanlılar’ın hizmetine girdi, II. Murad devrinde Karamanoğulları üzerine yapılan sefere katıldı ve 846’da (1442) öldü.

BİBLİYOGRAFYA:

Kadı Burhanettin Divanı, İstanbul 1944, s. 586; Esterâbâdî, Bezm ü Rezm (nşr. Kilisli Muallim Rifat), İstanbul 1928; a.e. (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 1990, bk. İndeks; İbn Haldûn, el-Ǿİber, V, 561-563; İbn Arabşah, ǾAcâǿibü’l-maķdûr (nşr. Ahmed Fâyiz el-Hımsî), Beyrut 1407/1987, s. 179-191; Ahmed Tevhîd, Meskûkât-ı Kadîme-i İslâmiyye Kataloğu, İstanbul 1321, s. 442-444; Halil Edhem [Eldem], Düvel-i İslâmiyye, İstanbul 1928, s. 384-388; Şehabeddin Tekindağ, Berkuk Devrinde Memlük Sultanlığı, İstanbul 1961, bk. İndeks; Ebû Bekr-i Tihrânî, Kitāb-ı Diyārbākriyye (nşr. Necati Lugal - Faruk Sümer), Ankara 1964, I, 40-45; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 162-168; ayrıca bk. İndeks; Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar, Ankara 1991, II, 43-223; Erdoğan Merçil, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, Ankara 1991, s. 299-301; İsmail Aka, Timur ve Devleti, Ankara 1991, s. 18-20, 24; Kemal Göde, Eratnalılar (1327-1381), Ankara 1994, bk. İndeks; İlhan Erdem - Necib Akkoyunlu, Akkoyunlu İmparatorluğu’nun Kuruluşu, Ankara 1999, s. 39-45; E. A. Zachariadou, “Manuel II. Palaeologus on Strife between Bāyezid and Ķāđī Burhan al-Dīn Ahmad”, BSOAS, XVIII (1980), s. 471-481; J. Rypka, “Burhān al-Dīn”, EI² (İng.), I, 1327-1328; Halil İnalcık, “Bayezid I”, DİA, V, 232-233.

Abdülkerim Özaydın  


KADI KÖPRÜSÜ

(bk. İSHAK PAŞA KÖPRÜSÜ).  


KĀDILASKER

(bk. KAZASKER).  


KĀDILCEMÂA

(bk. KĀDILKUDÂT).  


KĀDILCÜND

(bk. KAZASKER).  


KĀDILKUDÂT

(قاضي القضاة)

İslâm devletlerinde yargı sisteminin başında bulunan görevliye verilen unvan.

Sözlükte “kadılar kadısı” anlamına gelen bir terkiptir; başkadı olarak da geçer. Kādılkudât, III. (IX.) yüzyılın sonlarına kadar umumiyetle başşehrin kadısına verilen bir şeref unvanı iken sonraki dönemlerde devletin ülke ya da bölgedeki yargı teşkilâtının üst yöneticisi konumunu kazandı; ülkenin çeşitli bölgelerinde ve şehirlerinde görev yapan bütün kadılar onun nâibi olarak tayin edilir oldu. Kendisine halifenin temsilcisi olması dolayısıyla “kādı’l-halîfe”, makamının başşehirde bulunması sebebiyle başşehirlere veya bir bölgeye nisbetle Bağdat kadısı, Rey kadısı, Mısır kadısı ... denirdi. Ayrıca “kādı’l-memâlik, kādı’l-âfâk, el-kādı’l-kebîr” gibi tabirler de kullanılmaktaydı. İlk defa Abbâsîler tarafından Bağdat’ta kurulan kādılkudâtlık müessesesi, daha sonra birçok İslâm devletinde aynı adla ihdas edilmiş olmakla birlikte Endülüs’te kādılkudât unvanından daha önce kullanılmaya başlanan ve zamanla Mağrib ve Endülüs’te kurulan bütün İslâm devletlerinde görülen “kādılcemâa” başşehir kadılığı makamına getirilen kişinin unvanı olmuştur. Mâverdî’nin 429’da (1038) akda’l-kudât olarak atanmasından itibaren rütbe bakımından kadılkudâttan sonra gelen ve ona niyâbet eden akda’l-kudât unvanlı yüksek hâkimler görev almışlardır. Bu uygulama Memlükler döneminde de sürmüştür.

Kavram. Fıkıh kitaplarında kādılkudâtlık müessesesi ayrı başlık altında incelenmeyip kadılarda aranan nitelikler ve ehliyet şartları kādılkudâtlar için de aynen geçerli kabul edilir; sadece kadıların yetki alanları ve böyle bir unvanı kullanmanın cevazı tartışmaları çerçevesinde bu kurumla ilgili bazı açıklamalar yapılır (meselâ bk. İbn Nüceym, II, 156-157; V, 252; VI, 282, 295-296; VII, 6-7). Müessese hakkında bilhassa merkez kadılarının biyografisine dair eserlerde ve tarih kitaplarında kapsamlı bilgilere rastlamak mümkündür. Kurumun meşruiyeti konusunda bir ihtilâf bulunmamakla birlikte kādılkudât unvanını kullanmanın dinî yönü, terkibin ifade ettiği iddialı anlamın ilâhî sıfatlarla ilişkilendirilmesi yapılarak bazı âlimlerce tartışılmışsa da kadılar arasında bir hiyerarşiyi gösteren bu unvanın “zamanının



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir