TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - KABÎLİYE ::.

cilt: 24; sayfa: 33
[KABÎLİYE - Ahmet Kavas]


Büyük Kabîliye (Curcura Kabîliyesi) denir. Kabîliyye adı Arapça kabâil (kabileler) kelimesinin Batı dillerine yansımış şeklidir ve Berberî kabilelerini ifade eder. Özellikle Büyük Kabîliye, dağlık kesimler dışındaki arazisi sulak ve tarıma elverişli olduğundan ülkenin en kalabalık yeridir. Bölgedeki önemli şehirler Burc-Menâil, Dellis, Aynülhammâm, Kal‘atü Benî Abbâs, Bicâye, Tîzîuzu ve Cicelli’dir.

Kabîliye İslâm’ın Kuzey Afrika’ya yayılmasından sonra sırasıyla Rüstemî, Ağlebî, Fâtımî, Murâbıt, Muvahhid, Hammâdî ve Hafsî idarelerinde kaldı. XVI. yüzyılın ilk yarısında burada Kūkū, Benî Abbas ve Benî Câbir isminde üç mahallî emirlik ortaya çıktı. Bu sıralarda, daha önce Tunus Hafsî Sultanı Ebû Abdullah V. Muhammed’le anlaşarak Halkulvâdî’ye (La Goletta) yerleşmiş olan Türk denizcileri Barbaros kardeşlere yaklaşan Kūkū Emîri Ahmed b. Kādî onların Cicelli’yi ve ardından Cezayir şehrini almalarına yardım etti. Cezayir bölgesini iki kısma ayıran Türkler de doğu kesiminin idaresini ona verdiler. Ancak bir müddet sonra bölge önemli ölçüde Osmanlı hâkimiyetine girince mahallî emîrler Türkler’in varlığından rahatsız olmaya ve gizliden gizliye, Afrika sahillerini ele geçirmeye çalışan İspanyollar’la birlikte hareket etmeye başladılar. 1524’te Ahmed b. Kādî’nin ayaklanması ve Tunus Sultanı Muhammed’in saldırıya geçmesi üzerine Barbaros Hayreddin Cezayir şehrinden ayrılmak zorunda kaldı. Fakat üç yıl sonra daha güçlü bir şekilde geri döndü ve bütün Cezayir’e hâkim oldu (DİA, V, 65-66). Kabîliye, 1534’te Cezayir Sultanı Barbaros Hayreddin’in Kanûnî Sultan Süleyman tarafından İstanbul’a davet edilip Cezayir beylerbeyi unvanıyla donanmanın başına geçirilmesinden sonra Osmanlı toprağı oldu ve 1830’a kadar Garp ocaklarının bir parçası sayıldı.

Rüstemîler döneminde Hâricîliğin Ağlebîler devrinde ise Sünnîliğin etkisinde kalan Kabîliye bölgesinde halkın dinî konularda önderliğini yapan murâbıtlar (şeyhler, din âlimleri), özellikle aileler ve kabileler arası kavgaları yatıştırma hususunda kendilerine güvenilen ve çok itibar gösterilen kimselerdir. Osmanlı döneminde idareciler onları her türlü vergiden muaf tutarken vefat edenlerine de türbeler yaptırıyor, böylece Kabîliye ahalisinin devlete bağlılığını arttırmaya çalışıyorlardı. Her köyün murâbıt tarafından Arapça olarak kaleme alınan ve cemaat tarafından onaylanan İslâm’ın emirlerine ve yasaklarına uygun kuralları vardı. Fransızlar daha sonra bu kuralları dinî özelliklerinden arındırıp örf ve âdetlerin öne çıkarıldığı birer Fransızca metin haline getirdiler; ayrıca bölgede misyonerlik faaliyetlerine ağırlık verdiler. Bu arada Kabîliye’de yaygın olan ve Fransız işgaline karşı halkı direnişe çağıran Rahmâniyye tarikatının hemen hemen bütün zâviyelerini yıkıp ileri gelenlerini hapse attılar veya sürgüne gönderdiler. Aynı şekilde diğer tarikatlara karşı da sert bir tutum takındılar.

Fransız işgali sonrasında tarım yapılan toprakların büyük bir kısmını oluşturan 446.000 hektar arazi Fransa’nın Alsace-Loraine bölgesinden getirilen çiftçilere dağıtıldı. Bu çiftçilerin yerleştirilmesini sağlayan ve özellikle yahudileri kayıran Crémineux kanunu (1871) bölgede büyük bir ayaklanmaya sebep oldu; ayrıca aynı yılda çıkan Muhammed el-Mukrânî ayaklanmasına da 180.000 Kabîliyeli katıldı. Bu gibi olumsuzluklarla hayat şartları gittikçe ağırlaşan Kabîliyeliler 1907 yılından itibaren Fransa’ya işçi olarak gitmeye başladılar. Fransa’daki Cezayirli işçilerin % 20’si Kabîliye’den gelme idi ve bunlar ülkelerinde iken yaptıkları gibi orada da Cezayir’in bağımsızlığı için atılan her adıma iştirak ediyorlardı. 5 Ağustos 1945’te başlayan ilk ayaklanma derhal Küçük Kabîliye’ye sıçramış ve Fransız ordusu bölgeyi uçaklarla bombalayarak çok sayıda insanın (ülke genelinde Fransızlar’a göre 15.000, Cezayirliler’e göre 45.000 kişi) ölümüne sebep olmuştur. Cezayir’in bağımsızlığı yolunda önemli adımlardan biri olarak 1 Kasım 1954’te başlayan silâhlı mücadele de Avres ve Kabîliye’den bütün ülkeye yayılmıştı. Bağımsızlık sonrasında da Ahmed b. Bellâ’ya karşı yürütülen muhalefette Kabîliye bölgesinin bazı ileri gelenleri yer almışlardır.

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Haldûn, Histoire des Berbères (trc. Le Baron de Slane), Paris 1982, I, 173, 185, 255, 258; Ali Rıza Paşa, Mir’âtü’l-Cezâyir (trc. Ali Şevki), İstanbul 1293, s. 40-43; O. Depont - X. Coppolani, Les confréries religieuses musulmanes (ed. M. J. Cambon), Alger 1897, s. 382-413; Aziz Samih İlter, Şimali Afrika’da Türkler, İstanbul 1936, I, 74-77, 83, 87-89, 108-110; Fuad Carım, Cezayir’de Türkler, [baskı yeri yok] 1962 (Sanat Basımevi), s. 39-40; J. Morizot, L’Algérie kabylisée, Paris 1962, s. 10, 21, 32, 45, 47, 50; Ali Merad, Le réformisme musulman en Algérie de 1925 à 1940, Paris 1967, s. 60, 141, 192-196, 355, 359, 361-362; H. Roberts, “The Conversion of the Mrabtin in Kabylia”, Islam et politique au Maghreb, Paris 1981, s. 101-125; Hamdan Khodja, Le miroir aperçu historique et statistique sur la régence d’Alger, Paris 1985, s. 48-51, 88, 96, 192, 219, 238; J. Ganiage, Histoire contemporaine du Maghreb de 1830 à nos jours, Paris 1994, s. 23-25, 30, 37, 456, 480-481, 521, 620-624; L. Massignon, “Cartes de répartition des Kabyles dans la région parisienne”, REI, IV/2 (1930), s. 161-169; L. Milliot, “Les institutions Kabyles”, a.e., VI/2 (1932), s. 127-174; a.mlf. - A. Bernard, “Les qânoûns Kabyles dans l’ouvrage de Hanoteau et Letourneux”, a.e., VII/1 (1933), s. 1-44; Seyyid Murad, “Gazavat-ı Hayreddin Pasa”, Studi Magrebini, XIII, Napoli 1981, s. 102-108, 132-139; G. Yver, “Kabiliye”, İA, VI, 22-30; H. Isnard - R. le Tourneaui, “Ķabylie”, EI² (Fr.), IV, 374-380; Şerafettin Turan, “Barbaros Hayreddin Paşa”, DİA, V, 65-66.

Ahmet Kavas  


KABİR

(القبر)

Arapça’da “ölünün gömüldüğü yer” anlamında kabr (çoğulu kubûr), “kabirlerin bulunduğu yer” karşılığında makber veya makbere (çoğulu mekābir) kelimeleri kullanılır. Türkçe’de kabirle eş anlamlı olan mezâr ise kelimenin kök anlamıyla da irtibatlı olarak özellikle ziyaret edilen önemli kişilerin kabirlerini (ziyaretgâh) ifade eder. Kur’ân-ı Kerîm’de birer âyette kabr (et-Tevbe 9/84) ve mekābir (et-Tekâsür 102/2), beş âyette kubûr (el-Hac 22/7; Fâtır 35/22; el-Mümtehine 60/13; el-İnfitâr 82/4; el-Âdiyât 100/9) geçmekte, birçok hadiste de gerek kabrin yapısı ve şekline, kabir ziyaretine, gerekse kabir suali ve azabı gibi uhrevî hayatla ilgili açıklamalara yer verilmektedir.

İslâm Öncesi Dinlerde. Ölümden sonra bedenler zamana ve coğrafyaya göre değişik şekillerde defnedilmiştir. İnsanlığın başlangıcında cesetlere ne gibi işlemler yapıldığı konusundaki bilgiler kısıtlıdır. Kabir uygulamasının sağlık, bilinmeyenden korkma gibi sebeplerden dolayı ölü bedenden uzaklaşma ve cesedi koruma arzusuyla ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Ölüm fikrindeki tarihî değişimlere paralel olarak her din, gerek mimari açıdan gerekse onun etrafında örülü inançlar bakımından kabre farklı değerler yüklemiştir.

Tarih öncesi toplulukların ve günümüzde mevcut bazı iptidai kültürlerin ölü gömme âdetleri aynı değildir. İptidai kültürlerde muhtemelen hastalık yayacağı kaygısı ve ölüm gibi tabiat üstü bir fenomeni ima ettiğinden dolayı genellikle tabu olarak kabul edilen cesetlerin korunması ve yaşayanlardan uzak tutulması



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir