TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - KABİLE ::.

cilt: 24; sayfa: 30
[KABİLE - Casim Avcı - Recep Şentürk]


 


KABİLE

(القبيلة)

Aynı soya mensup aileler topluluğu, boy, aşiret.

Arapça’da “önüne almak, karşısına almak” anlamındaki kabl kökünden gelen kabîle, kafatasını oluşturan ve karşılıklı duran dört kemikten her birinin adıdır. İnsan topluluklarını meydana getiren alt kümeleri insan vücudunun bazı organlarına benzeterek adlandırma anlayışından hareketle, aynı atadan gelen ve birbirine kan bağıyla bağlı bulunan büyük insan topluluğuna bu isim verilmiştir. Câhiliye dönemi şiirlerinde de geçen kabile kelimesi Kur’an’da bir defa ve çoğul şekliyle (kabâil) kullanılmıştır (el-Hucurât 49/13). Sosyal yapının muhtelif alt kümeleri cizm / cezm, cumhûr, şa‘b, kabile, imâre / amâre, batn, fahiz / fahz, aşîre, fasîle, raht şeklinde sıralanır. Bazan cummâ, hay, beyt, üsre, itre ve zürriyye de çeşitli kümeleri tanımlamak üzere kullanılır (Nüveyrî, II, 286; Cevâd Ali, IV, 316-319). Bu grupların büyüklükleri, sıralamaları ve örnekleri konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte kabilenin şa‘bdan küçük, aşîreden büyük olduğu anlaşılmaktadır. Şa‘b (çoğulu şuûb) ve kabilenin yanında aşîre, fasîle ve raht gibi bazı kelimeler Kur’an’da geçmekte, ayrıca Hz. Ya‘kūb’un on iki oğlu ve onların soyundan gelen İsrâiloğulları’nın on iki kabilesi için esbât kullanılmaktadır.

Soy birliği şuuruna dayalı sosyal, ekonomik ve siyasî örgütlenme biçimini de ifade eden, nesilden nesile aktarılan kültürün bir arada tuttuğu kabilenin kimliği din, dil (lehçe), tarihî rivayetler ve töre farklılaşması gibi sembolik alanlarda ortaya çıkar. Kıyafet kabile kimliğinin en önemli simgesel ifade aracı olduğundan muhtelif başlık, silâh ve maske gibi semboller bu maksatla kullanılmıştır. Kabile farklılaşması kumaş, kilim ve halı dokumasına akseden desenlere de yansımış ve bazı kabileler belirli desenleriyle ayırt edilmiştir. XIX. yüzyılın kabile yapısıyla modern toplum arasındaki farkları evrimci bir bakış açısından sosyal tekâmülün farklı safhalarıyla açıklayan ve kabileyi ilkel toplumların örgütlenme biçimi olarak gören yaklaşımlar değer yargısı yüklü olduğu için eleştirilmiştir.

Kabile toplumunda kan bağı önemlidir, fakat bu hiçbir zaman toprağa olan bağlılığı dışlamamaktadır. Hemen hemen bütün yerleşik kabileler sınırları belirli ortak topraklara sahiptir ve kan bağı kabilenin siyasî yapısını açıklamakta her zaman yeterli olmamaktadır. Ayrıca kabile içinde belli bir hukuk anlayışının ve gönüllü antlaşmaya dayalı ilişkilerin varlığı da ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla coğrafyanın millî kimliği belirleyici olması veya antlaşmaya dayalı gönüllü ilişki tarzının sosyal kurumların temelini oluşturması gibi kriterler kabile ve modern toplumu ayırt etmede artık faydalı bulunmamaktadır.

Kabile toplum düzenini şekil ve ölçek seviyesinde modern toplumla karşılaştırmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Kabile milletle mukayese edildiğinde genellikle daha küçük hacimlidir, nisbeten kapalı bir sistem oluşturur ve etnik merkezlidir. Kabile içinde modern milletlerde olduğu gibi büyük çaplı bir ekonomik hayat ve ekonomik sınıflaşma gözlemlenmez. Töre, örf veya gelenek önemli olduğundan kültürel ve sosyal değişme nâdiren ve çok yavaş olarak meydana çıkar. Ancak kabile toplumunun değişime tamamen kapalı olduğu da söylenemez. Bazı kabilelerin siyasî örgütlenmeleri oldukça merkezîleşmiştir ve âdeta küçük bir devletten farksızdır. Bunlar arasında Doğu Afrika’da nufusu 1 milyonu geçen Baganda, 2 milyonu aşan nüfusuyla Ruanda, yarım milyon civarında nüfusuyla Batı Afrika’daki Nupe ve Güney Afrika’daki Zulu zikredilebilir. Benzer şekilde Kuzeydoğu Afrika’da Galla ve Somali yaklaşık 3 milyon nüfusa sahiptir. Bunun yanında kabile kültürünün içine kapalı olması da fazla abartılmamalıdır. Hindu, Arap ve Türk kabilelerinde görüldüğü gibi kabileler evrensel dinlere mensubiyetleri vasıtasıyla yaygın kültürlerle ilişki kurmakta ve dış dünyaya açık davranmaktadır. Bu tür kabileler bir yandan katıldıkları evrensel büyük gelenekle ilişkilerini devam ettirirken diğer yandan kendilerine ait küçük geleneklerini de muhafaza etmektedirler.

Modernleşme, endüstrileşme ve şehirleşme kabile esasına dayalı geleneksel toplum yapısını sarsmıştır, ancak bu topyekün bir dönüşüm değildir. Zira kabile toplum düzeniyle modern toplum düzeni arasında çarpıcı benzerlikler vardır. Toplumları bir gelişme şeması içerisinde ele alan evrimci sosyal teoriler etkilerini kaybettikçe kabile ve modern toplum arasındaki bu ortaklıklar zamanla daha fazla ortaya çıkmaktadır. Ancak modernleşen dünyada kabile bağlarının giderek zayıfladığı ve millî kimliğin güç kazandığı gözden kaçmamaktadır. Günümüzde kabile kimliği birçok bölgede millî kimlikle birlikte ve karmaşık bir ilişki içinde kullanılmaktadır. Millî kimliğin modernleşme sürecinde bazı bölgelerde kabile veya aşiret kimliğini tamamen ya da kısmen ortadan kaldırdığı yahut en azından önemini azalttığı gözlemlenebilir.

Batı sömürgeciliğine karşı yerli halkların direnişinde kabileler zaman zaman önemli roller oynamışlardır. Kabile yapıları ve kabile kimliği genel olarak sömürgecilik döneminde de varlığını korumuş ve önemini muhafaza etmiştir. Diğer taraftan pek çok ülkede sömürgeci güçlerin bazı yerli kabilelerle ittifak kurarak kendilerine direnen kabilelere karşı birlikte hareket ettikleri de görülmüştür. Afganistan ve Pakistan başta olmak üzere bazı İslâm ülkelerinde kabile farklılıkları hâlâ şiddetli sosyal çatışmalara sebep olmaktadır. Türkiye’nin doğusunda aşiretler varlıklarını sürdürmekte, siyasî, ekonomik ve sosyal hayatta etkili olmaktadır. Kabile örgütlenmesi modern dönemde ortaya çıkan sosyal, ekonomik şartlara ve modern devletin bürokratik yapısına göre kendini yeniden düzenlemiştir. Dolayısıyla kabile yapısını tamamen tarihe ait bir sosyal örgütlenme tarzı olarak görmek yanlış olur, çünkü günümüzde kabileler ve kabile kimliği, modern bir olgu olan millî devletler ve millî kimlikler yanında hâlâ varlığını sürdürmektedir.

Araplar’da kabilelerin adlandırılmasında genellikle ya ortak atanın adı (Rebîa, Mudar), ya kabilenin bağlı bulunduğu ana gövdeye veya alt kollarına nisbetle kan bağını belirten bir ifade (Benî Ümeyye, Benî Hâşim), bazan annenin adı (Hindif) ve bazan da yer adı (Gassân) kullanılmaktaydı. Ayrıca kabileye verilen kişi adının başına “el-” takısı (ال) getirilerek çoğulunun yapıldığı da oluyordu (el-Huveytât).

Arap kabileleri yerleşik veya göçebe hayat yaşamakta idiler. Çöl ve vahalarda (bâdiye) develeriyle birlikte konar göçer olarak çadırlarda yaşayanlara bedevî (ehlü’l-bâdiye, ehlü’l-veber), köy, kasaba ve şehirlerde kerpiçten yapılmış evlerde yerleşik hayat yaşayanlara da hadarî (ehlü’l-meder) denilmekteydi.

Her kabilenin yaşadığı, konakladığı veya mülk edindiği bir toprağı vardı; “menzil” yahut “büyûtü’l-kabîle, büyûtü’l-aşîre” adı verilen bu yerlerden başkalarının izinsiz geçmesine ya da buralara yerleşmesine müsaade edilmezdi. Sınırlar



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir