TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - İTTİHÂD-ı MUHAMMEDÎ CEMİYETİ ::.

cilt: 23; sayfa: 476
[İTTİHÂD-ı MUHAMMEDÎ CEMİYETİ - Azmi Özcan]


Fırkanın siyasî programına esas olan 3 Mart 1325 (16 Mart 1909) tarihli beyannâmede cemiyetin kapılarının herkese açık olduğu, şer‘-i şerîf dairesinde hareket edileceği, fakat kendilerine katılmamakla kimsenin dinine bir zarar gelmeyeceği, fırkasız meşrutiyetten hiçbir zaman matlûp olan semerenin elde edilemeyeceği, ancak ahkâm-ı şer‘iyye ve kanuniyyeye muhalif olan cemiyet ve fırkalara katiyen müsamaha edilmeyeceği gibi hususlara yer verilmiştir. Volkan’ın aynı nüshasında yer alan cemiyet nizamnâmesinin 1. maddesinde cemiyetin reisinin Hz. Muhammed Mustafa olduğu, 3. maddesinde cemiyetin amacının “memâlik-i hilâfette ve sâir bilâdda mütemekkin anâsır-ı muhtelife-i İslâmiyye’nin tehzîb-i ahlâkına ve ictimaî terakkiyatına bâis-i yegâne olan Kur’ân-ı Kerîm’in, şerîat-ı mutahharanın ilâ yevmi’l-kıyâm te’mîn-i devâmına sa‘y ü gayret eylemek” bulunduğu, 4. maddede cemiyetin faaliyet alanının bütün İslâm topraklarını içine aldığı ifade ediliyordu (bundan yaklaşık bir ay önceki 48. sayıda yayımlanan cemiyetin başlangıç dönemine ait nizamnâmesinde 1. madde yer almamaktadır).

Gerek Volkan’daki yazılar gerekse parti programı ve tanıtımı öncelikle ilmiye mensuplarına hitap etmekle birlikte cemiyet daha çok halk ve askerler arasında taraftar buluyordu. Ancak bu hareket diğer İslâmcı çevrelerin muhalefetiyle karşılaşmış, Sırât-ı Müstakîm, Beyânülhak gibi gazeteler fırkayı sert bir dille eleştirmiş ve onu bir “i‘tizâl” (sapma, ayırımcılık) olarak değerlendirmişti (Kara, s. 218-222). Buna karşılık başta Derviş Vahdetî ve Said Nursi olmak üzere Volkan yazarları ısrarla bu hareketin bir i‘tizâl değil bir hizmet vesilesi sayıldığını, fırkalaşmanın tefrika olmadığını söyleyerek kendilerini savunmuşlardır.

Derviş Vahdetî ve diğer Volkan yazarları, II. Meşrutiyet’in ardından dönemin şartlarına uygun olarak başlangıçta İttihat ve Terakkî Fırkası’nı desteklemişlerse de daha sonra İttihatçılar’ın hürriyetleri kısıtlayıcı uygulamalarını ve diğer politikalarını eleştirmeye başlamışlar, İttihatçılar da onları istibdat ve irtica taraftarlığı ile suçlamışlardır. Nitekim Tanin gazetesinde çıkan böyle bir suçlamaya Volkan, şeriat talebinin esasen meşrutiyet talebi demek olduğunu belirterek cevap veriyordu (nr. 63, 11 Safer 1327 / 19 Şubat 1324 [4 Mart 1909]).

İttihâd-ı Muhammedî Cemiyeti’nin ilân edilişinden kısa bir süre sonra Otuzbir Mart Vak‘ası patlak verince bu hadiseye karışan askerlerin elinde İttihâd-ı Muhammedî’nin açılış gününde dağıtılan bayraklardan bulunması, dikkatleri cemiyete ve Derviş Vahdetî’ye yöneltti. Volkan’ın 104. sayısında (1 Nisan 1325 / 14 Nisan 1909) yer alan ve II. Abdülhamid’i İttihatçılar’ın bulunmadığı tarafsız bir kabine kurmaya davet eden Vahdetî imzalı açık mektup halkı ve askerleri tahrik edici bulundu. Derviş Vahdetî 25 Mayıs’ta tutuklandı ve Otuzbir Mart’a sebebiyet verenlerden sayılarak cemiyet mensubu on iki arkadaşıyla birlikte 19 Temmuz 1909’da idam edildi (mahkeme kararının metni için bk. Bayar, II, 383-384).

İttihâd-ı Muhammedî hareketinin Otuzbir Mart Vak‘ası’ndaki rolü hakkında çok farklı değerlendirmeler yapılmıştır. İttihat ve Terakkî kaynakları, Derviş Vahdetî ve İttihâd-ı Muhammedî’yi doğrudan sorumlu tutarken diğer bazı kaynaklar İngiltere ile ilişkisinden söz etmektedir. Meselâ Yusuf Hikmet Bayur, müslümanlar hakkında “Muhammedî” tabirini hıristiyanların kullandığı gerekçesiyle bu hareketin Batılı bir sömürgeci devletle bağlantılı olabileceğini kaydetmektedir (Türk İnkılâbı Tarihi, I/2, s. 136). II. Abdülhamid’in Mâbeyn başkâtiplerinden Ali Cevad Bey de Vahdetî’nin Volkan’ı çıkarmak için Abdülhamid’den para istediğini, fakat “atlatıldığını” ifade ederek bundan kaynaklanabilecek bir kızgınlığı ima etmektedir (İkinci Meşrutiyet’in İlânı, s. 45-46). İttihâd-ı Muhammedî’nin kuruluşunu İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na bildiren 6 Nisan 1909 tarihli İstanbul büyükelçiliği yazısında ise oluşumun mahiyetinin o anda tam olarak anlaşılamadığı, gazetelerin bu konuda sessiz kaldığı belirtilmektedir (PRO.FO, 421/250).

BİBLİYOGRAFYA:

Volkan Gazetesi: 1908-1909 (haz. M. Ertuğrul Düzdağ), İstanbul 1992; PRO.FO, 421/250; 195/2363, “Annual Report for Turkey 1909”; Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasî Partiler: 1859-1952, İstanbul 1952, s. 270-275; Ali Cevat, İkinci Meşrutiyet’in İlânı ve Otuzbir Mart Hadisesi (haz. Faik Reşit Unat), Ankara 1960, s. 45-46; Celâl Bayar, Ben de Yazdım, İstanbul 1965-66, I, 180-185; II, 344-356, 380-392; Sina Akşin, 31 Mart Olayı, İstanbul 1972, s. 39-45, 121-122, 219-224; Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, İstanbul 1983, I/2, s. 135-136; İsmail Kara, İslâmcıların Siyasî Görüşleri, İstanbul 1994, s. 66, 185-186, 218-222; Mustafa İslamoğlu, İttihâd-ı Muhammedî Hareketi, İstanbul 1998; Feroz Ahmad, “Ittiĥād-i Muĥammedī DjemǾiyyeti”, EI² (İng.), IV, 283-284; Zekeriya Kurşun - Kemal Kahraman, “Derviş Vahdetî”, DİA, IX, 199-200.

Azmi Özcan  


İTTİHÂMÜ’r-RÂVİ

(اتهام الراوي)

Yalan söylediği bilinen bir râvinin hadis rivayetinde de bunu yapabileceğine ihtimal verilmesi; adâlet yönünden râviyi cerh sebeplerinden biri

(bk. KİZB).  


İTTİHAT ve TERAKKÎ CEMİYETİ

1908 İhtilâli’ni düzenleyen ve bu tarihten itibaren 1918’e kadar devletin yönetiminde birinci derecede rol oynayan siyasî cemiyet.

Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti, 1889-1918 döneminde birbirinden çok farklı organizasyonlar şeklinde faaliyet göstermiş olup isim benzerliği dışında gerek örgütsel yapı gerek üyelerinin niteliği ve gerekse ideolojik açılardan büyük farklılıklar gösteren bu cemiyetlerin ayrı ayrı tahlili daha uygundur.

Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti (1889-1902). Jön Türk hareketinin değişik muhalefet unsurlarını uzun süre çatısı altında barındıran bu örgütün temelleri, 2 Haziran 1889 tarihinde dört Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne öğrencisi tarafından atıldı. İbrâhim Temo’nun öncülüğünde Abdullah Cevdet, İshak Sükûtî ve Mehmed Reşid, İttihâd-ı Osmânî adında bir cemiyetin kurulması için görüş birliğine vardılar ve daha sonra bu okul ve diğer Osmanlı eğitim müesseselerindeki çok sayıda öğrencinin katılımıyla örgütün üye adedini hızla arttırdılar. Cemiyet kurucuları en önemlileri Hamamönü (Hatab Kıraathanesi) içtimaı, Midhatpaşa bağı (Onikiler) içtimaı ve Rumelihisarı (Boğaziçi) içtimaı olan çeşitli toplantılarla bir yandan üye sayısını arttırmaya, öte yandan etkin bir örgüt yapısı oluşturmaya gayret gösterdiler. Bu alanda esas olarak Carbonari Cemiyeti ve Rus nihilistlerinin örgütlenme modelleri temel alınıp öğrenciler hücreler biçiminde teşkilâtlandılar. Hareketin bu dönemdeki faaliyeti, yurt dışında basılan gizli gazetelerin eski sayılarının öğrencilere okutulması ve Nâmık Kemal ile bazı arkadaşlarının eserlerinin el yazısıyla çoğaltılarak dağıtılmasının ötesine gitmedi. 1894’te Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne’nin diğer askerî mekteplerle aynı çatı altında birleştirilerek Zeki Paşa’nın yönetimine verilmesi cemiyet hakkındaki ilk kapsamlı soruşturmanın açılmasına



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir