TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - İSTİNBAT ::.

cilt: 23; sayfa: 369
[İSTİNBAT - Ferhat Koca]


İslâm âlimlerinden Hâris el-Muhâsibî’nin (ö. 243/857) şer‘î delilleri sayarken kitap, sünnet ve icmâ yanında nas bulunmadığı zaman açık istinbat ve kıyasla hüküm verileceğinden bahsetmesinden onun açık istinbatla kıyas arasında bir fark gözettiği anlaşılmaktadır.

İstinbat kavramıyla ilgili bu terminolojik tartışmalar sırasında sıkça geçen ictihad ve tahrîc (istihrâc) terimlerinin de bazan benzer anlamda kullanıldığı ve bu benzerliğin istinbatın tanımını güçleştirdiği söylenebilir. Ancak “fakihin şer‘î bir hükmün elde edilmesi için bütün gücünü harcaması” mânasına gelen ictihad istinbattan daha kapsamlı bir kavramdır. Çünkü ictihad, istinbat gibi sadece hüküm veya illetin elde edilmesiyle sınırlı olmayıp nasların diğer türdeki delâletleri ve çatışmaları halinde de yapılan bir çalışmadır. Bu sebeple gerek alanları gerekse kullandıkları metot bakımından ictihad istinbattan daha geniştir. Tahrîc ise daha ziyade herhangi bir mezhep imamının veya müctehidin bir konudaki görüş ya da ictihad metodolojisinden hareketle bazı fürû konularında hüküm çıkarmak demektir. Meselâ bir imamın kabul ettiği “güç yetirilemeyen şeyle teklif olunamayacağı” kuralından hareketle çeşitli meselelerin hükümlerini tesbit (tahrîc) işleminde sadece o imamın bir konudaki hükmünü benzer bir konuya taşıma söz konusudur. Hatta bu esnada imamın bir konu hakkında bizzat belirttiği görüşü ile o görüşün nakledildiği ikinci konudaki hükmü birbirine aykırı olabilir. Bu durumda birinci görüşe “açıkça ifade edilmiş” (mansûs), ikincisine “tahrîc edilmiş” adı verilir ve bu tür hüküm tahrîcleri kapsam bakımından istinbattan daha dardır. Öte yandan hükmün kendi üzerine bağlanmış olduğu illetin ortaya çıkarılması işlemine “tahrîcü’l-menât” denir ve bu anlamı itibariyle istinbatın bir cüzü niteliğindedir.

İstinbatın tanımıyla ilgili tartışmalar yanında fakih ve usulcüler, İslâm hukukunun aslî kaynakları olan Kitap ve Sünnet metinlerini anlayabilmek ve onlardan hüküm çıkarabilmek (istinbat) amacıyla birtakım kurallar ve metotlar tesbit etmeye çalışmışlar ve bunlara “menâhicü’l-istinbât” adını vermişlerdir. Bu arada her biri kati ve sarih hukukî hükümler içermeyen bazı âyet ve hadislerden hüküm çıkarabilmek için çeşitli tefsir nazariyeleri geliştirmişler, Kur’an ve Sünnet metinlerini, mutlak sarâhatte ve tam bağlayıcı özelliğe sahip olan en yüksek derecedeki beyanlarla (muhkem) bağlayıcılık vasfı taşımayan tam kapalı ifadelere (müteşâbih) kadar inen bir “beyanlar merdiveni” kurarak anlamaya çalışmışlardır (bk. BEYÂN). Bu konular, şer‘î hükümlerle bu hükümlerin kaynakları olan şer‘î delillerden sonra fıkıh usulünün en geniş bölümünü oluşturur. Zira şer‘î delillerin lafızlarını ve bu lafızların mâna ile ilişkilerini bilmeden onları şâriin maksatlarına uygun biçimde anlamak ve onlardan hakkında nas bulunmayan diğer hadisler konusunda isabetli hükümler çıkarmak mümkün olmaz. Lafızların çeşitleri ve anlamla ilişkilerini tesbit amacıyla konulmuş olan bu metotlar mezheplere göre farklılık arzeder. Meselâ fıkıh usulü tarihinde kelâmcıların metodunu benimseyen ve usulcülerin çoğunluğunu teşkil eden âlimler, lafızları ve mâna ile ilişkilerini mantûk ve mefhum ayırımı üzerine kurarken fukaha metodunu kabul eden Hanefîler lafızları vazolunduğu mâna, kullanıldığı mâna, mânaya delâletinin açıklığı ve kapalılığı ile mânaya delâletinin şekli bakımından dörtlü bir ayırıma tâbi tutmuşlardır. Bu ayırımlar, yalnızca Kur’an ve Sünnet metinlerini anlama ve onlardan hüküm istinbatı için değil, her biri bir cümle kalıbına dökülmüş olan ve hemen her dilde bulunan hukukî metinlerin veya kanun koyucuların maksatlarının anlaşılması için de yararlı hukukî düşünce ürünleridir. Çünkü somut bir olgu ve insanî bir yetenek olan dil, bir iletişim aracı olarak aynı zamanda hukuk normlarını da taşımaktadır. Bu durumda hukuk normlarının nasıl yorumlanıp uygulanacağı ve hukuk dili karşısında onun muhatabı olan insanların durumunun ne olacağı şeklindeki problemler, sadece İslâm hukukunun değil bütün hukuk ekollerinin ve genel hukuk metodolojisi ve felsefesinin konularını teşkil eder.

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nbŧ” md.; Lisânü’l-ǾArab, “nbŧ” md.; Müslim, “Ŧalâķ”, 30; İbn Mâce, “Muķaddime”, 18; “Menâsik”, 76; Ebû Dâvûd, “Ǿİlim”, 10; Tirmizî, “Ǿİlim”, 7; Hâris el-Muhâsibî, Şerefü’l-Ǿaķl ve mâhiyyetüh (nşr. Mustafa Abdülkādir Atâ), Beyrut 1406/1986, s. 44; Taberî, CâmiǾu’l-beyân (Şâkir), VIII, 570-573; Cessâs, Aĥkâmü’l-Ķurǿân, II, 215-216; İbn Hazm, el-İĥkâm (nşr. Ahmed M. Şâkir), Kahire, ts. (Matbaatü’l-âsime), II, 757, 762-763; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, X, 200-201; Kurtubî, el-CâmiǾ, V, 291-292; İbn Kayyim el-Cevziyye, İǾlâmü’l-muvaķķıǾîn, I, 225; Zerkeşî, el-Baĥrü’l-muĥîŧ (nşr. Abdülkādir Abdullah Halef el-Ânî), Küveyt 1413/1992, I, 22; Elmalılı, Hak Dini, II, 1403-1404; M. Edîb Sâlih, Tefsîrü’n-nuśûś fi’l-fıķhi’l-İslâmî, Beyrut 1404/1984, I, 23-49, 87-183; Nizâmeddin Abdülhamîd, Mefhûmü’l-fıķhi’l-İslâmî, Beyrut 1404/1984, s. 182-183; Hayreddin Karaman, İslâm Hukukunda İctihad, Ankara 1985, s. 18-19; Mahmûd Tevfîk M. Sa‘d, Sübülü’l-istinbâŧ mine’l-Kitâb ve’s-Sünne, Kahire 1413/1992, s. 12-25; Ferhat Koca, İslâm Hukuk Metodolojisinde Tahsis, İstanbul 1996, s. 349-353; al-Muhaqqiq al-Karakī, “Tarīq Istinbāŧ al-Aĥkām”, Al-Tawhid, II/3, Tahran 1405/1985, s. 42-55; İbrahim Kâfi Dönmez, “İslâm Hukukunda Müctehidin Naslar Karşısındaki Durumu ile Modern Hukuklarda Hakimin Kanun Karşısındaki Durumu Arasında Bir Mukayese”, MÜİFD, sy. 4 (1986), s. 23-51; “İstinbâŧ”, Mv.F, IV, 111-112.

Ferhat Koca  


İSTİNCÂ

(bk. İSTİBRÂ ve İSTİNCÂ).  


İSTİNSAH

(الاستنساخ)

Bir metni kopya etme, sûretini çıkarma.

Arapça nesh kökünden türemiş olan istinsâh “bir kitabın yahut yazılı bir metnin nüshasını çıkarma, onu harfi harfine kopya etme” anlamına gelir. Bu işi yapanlara başlangıçta kâtib veya verrâk denirken sonraları nâsih, nessâh, müstensih gibi adlar verilmiştir. Kelime Kur’an’da, “İşte kitabımız, yüzünüze karşı gerçeği söylüyor; çünkü biz sizin yaptıklarınızı hep istinsah ediyorduk” (el-Câsiye 45/29) şeklinde geçmektedir. Âyet insanların amellerinin yazılması, günlük veya yıllık amellerini yapmaları için meleklerin bunları levh-i mahfûzdan, yani ana kitaptan kopya etmeleri gibi değişik şekillerde yorumlanmıştır. Müfessirleri ikinci yoruma götüren husus istinsahın mutlaka bir asıldan yapılması geleneğidir (Taberî, XXV, 156; XXVIII, 15; İbn Kesîr, III, 53; IV, 402).

İstinsah olayı, yazının icadı ve ona bağlı olarak yazılı metinlerin ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Arapça’da kitap kelimesinin “ketb” (yazmak) fiilinden türemesi ve Allah’ın indirdiği ilk sûrede kendini “kalemle öğreten” (el-Alak 96/4) diye tanıtması ve yine “kalem ve yazdıkları” üzerine yemin etmesi (el-Kalem 68/1) bu bakımdan anlamlıdır. Cebrâil’in Hz. Âdem’e yazıyı öğrettiği ve onun da aldığı vahiyleri kendi el yazısı ile yazdığı (suhuf) rivayet edilir. Kâ‘b el-Ahbâr, Hz. Âdem’in balçık üzerine yazdığını ve sonra bu levhaları pişirdiğini, fakat tûfanda kaybolduklarını söyler (İbnü’n-Nedîm, s. 6). Bugün eski



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir