TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - İSTİARE ::.

cilt: 23; sayfa: 318
[İSTİARE - İsmail Durmuş - İskender Pala]


istiarenin aksine benzetme amacı bulunmaz. İyi söylenmiş bir istiarede hayal ve fikirler açık, benzetmeler aklın ve mantığın kabul edeceği derecede doğru ve tabii, ifadeler orijinal ve samimi olmalıdır. Ziyâ Paşa’nın Harâbât Mukaddimesi’nde eski şairleri anlatırken, “Yanıktır o âşıkın kitâbı / Nazmında kokar ciğer kebâbı” beytindeki hayalin ve mâna münasebetinin (âşığın kalbiyle ciğer kebabı) bayağılığı gibi münasebetsiz mânalar üzerine benzerlik kurulmamalıdır.

İstiare sanatına Türk edebiyatında en çok klasik şairler ilgi duymuştur. Bunun sebebi, Osmanlı şiirinin klasik üslûbu ve mazmun denilen klişeleşmiş mecazlar yaratma gayretidir. Hemen her şair bir yığın harcıâlem istiareyi bilmek ve yeri geldikçe kullanmak durumundaydı. Sevgili yerine nigâr, büt, âfet vb.; boy yerine nihâl, servi, ar‘ar, şimşâd; dudak ve ağız yerine la‘l, kadeh, hokka, nokta, gonca, gül gibi klişeler hep istiare esasına dayanmaktaydı. Klasik şiir geleneğinin terkedilmesiyle birlikte istiare yavaş yavaş sanatçıların ilgisini kaybetmiş, modern Türk şiirinde edebî sanatlara özenilmediği için yalnızca dilin tabii bir unsuru olarak daha dar bir kullanım alanıyla sınırlı kalmıştır. Bugün şiirlerde özel bir amaca yönelik olmadan sadece dilin tabii zenginliğiyle kullanılmakta ve adına da eğretileme denilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

Sîbeveyhi, Kitâbü Sîbeveyhi (nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1985, I, 316; Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, MeǾâni’l-Ķurǿân (nşr. Ahmed Yûsuf Necâtî - M. Ali en-Neccâr), Kahire 1374/1955, II, 91, 156, 263 vd.; Ma‘mer b. Müsennâ, Neķāǿiż, Leyden 1905-1908, I, 275; II, 589; Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, I, 153, 284; IV, 55; a.mlf., Kitâbü’l-Ĥayevân, II, 280-283; IV, 273-278; İbnü’l-Mu‘tez, el-BedîǾ (nşr. I. Y. Krachkovsky), London 1935, s. 2, 11, 16, 17, 26, 30, 33, 44, 53, 56; İbn Abdürabbih, el-Ǿİķdü’l-ferîd (nşr. M. Saîd Aryân), Kahire 1359/1940, V, 338-340; Kudâme b. Ca‘fer, Cevâhirü’l-elfâž (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1350/1932, s. 5, 7-8; Rummânî, en-Nüket fî iǾcâzi’l-Ķurǿân (Ŝelâŝü resâǿil fî iǾcâzi’l-Ķurǿân içinde, nşr. Muhammed Halefullah - M. Zağlûl Sellâm), Kahire, ts. (Dârü’l-maârif), s. 79-87; Hâtimî, er-Risâletü’l-mûđıĥa (nşr. M. Yûsuf Necm), Beyrut 1385/1965, s. 40-44, 69-73; Ebû Hilâl el-Askerî, Kitâbü’ś-ŚınâǾateyn (nşr. Müfîd M. Kumeyha), Beyrut 1404/1984, s. 295; Ebü’l-Hasan el-Cürcânî, el-Vesâŧa beyne’l-Mütenebbî ve ħuśûmih (nşr. M. Ebü’l-Fazl İbrâhim - Ali M. el-Bicâvî), Kahire 1370/1951, s. 41; Bâkıllânî, İǾcâzü’l-Ķurǿân, Kahire 1304/1886, s. 107-108; İbn Reşîķ el-Kayrevânî, el-ǾUmde, Kahire 1353/1934, I, 239-250; İbn Sinân el-Hafâcî, Sırrü’l-feśâĥa, Beyrut 1402/1982, s. 118-120; Abdülkāhir el-Cürcânî, Esrârü’l-belâġa (nşr. H. Ritter), Beyrut 1403/1983, s. 20, 26-63, 219-241, 278-282, 296-312, 368-375; a.mlf., Delâǿilü’l-iǾcâz (nşr. Mahmûd M. Şâkir), Kahire 1404/1984, s. 66-80, 98, 262, 391-393, 430-439, 462; Fahreddin er-Râzî, Nihâyetü’l-îcâz fî dirâyeti’l-iǾcâz, Kahire 1317/1894, s. 81, 89, 90, 91-94, 215; Ebû Ya‘kūb es-Sekkâkî, Miftâĥu’l-Ǿulûm, Kahire 1356/1937, s. 174; Ziyâeddin İbnü’l-Esîr, el-Meŝelü’s-sâǿir (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1411/1990, I, 342-354; İbn Ebü’l-İsba‘, BedîǾu’l-Ķurǿân (nşr. Hifnî M. Şeref), Kahire 1377/1957, s. 17-27; a.mlf., Taĥrîrü’t-Taĥbîr (nşr. Hifnî M. Şeref), Kahire 1383, s. 97-101; İbnü’n-Nâzım, el-Misbâĥ fî Ǿilmi’l-meǾânî ve’l-beyân ve’l-bedîǾ, Kahire 1341, s. 61; Hatîb el-Kazvînî, el-Îżâĥ fî Ǿulûmi’l-belâġa, Kahire 1368/1949, V, 43-183; Yahyâ b. Hamza el-Alevî, et-Tırâžü’l-müteżammin li-esrâri’l-belâġa, Kahire 1332/1914, I, 197-260; Teftâzânî, el-Muŧavvel, İstanbul 1330, s. 354-405; Zerkeşî, el-Burhân, III, 419-432; Nâbî, Hayriye (haz. İskender Pala), İstanbul 1989, s. 153; Süleyman Paşa, Mebâni’l-inşâ, İstanbul 1294, I, 85-89; Diyarbekirli Said Paşa, Mîzânü’l-edeb, İstanbul 1305, s. 335-347; Menemenlizâde Tâhir, Osmanlı Edebiyatı, İstanbul 1314, s. 194-206; Manastırlı Mehmed Rifat, Mecâmiu’l-edeb, İstanbul 1315, I/3, s. 256-261; Ali Nihad [Tarlan], Edebî Sanatlara Dair, İstanbul 1933, s. 42-44; İsmail Habib [Sevük], Edebiyat Bilgileri, İstanbul 1942, s. 356-362; Brockelmann, GAL, II, 235, 247-248; Suppl., II, 259-260, 399, 571, 810; Mustafa Nihat Özön, Edebiyat ve Tenkid Sözlüğü, İstanbul 1954, s. 140-141; Zehrâ-yi Hânlerî [Kiyâ], Ferheng-i Edebiyyât-ı Fârsî-yi Derî, Tahran 1348 hş., s. 49; Tâhirülmevlevî, Edebiyat Lügatı, İstanbul 1973, s. 71-73; M. Kaya Bilgegil, Edebiyat Bilgi ve Teorileri, Ankara 1980, s. 154-169; Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara 1983, s. 412-415; İskender Pala, Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü, Ankara 1995, s. 290-291; Muhammed el-Velî, “el-İstiǾâre Ǿinde’s-Sekkâkî”, Mecelletü Külliyyeti’l-âdâb ve’l-Ǿulûmi’l-insâniyye, sy. 6, Dârülbeyzâ 1982-83, s. 179-191; S. A. Bonebakker, “IstiǾāra”, EI² (İng.), IV, 248-252; Rekin Ertem, “İstiâre”, TDEA, V, 26-27; “Temsilî İstiâre”, a.e., VIII, 306.

İsmail Durmuş - İskender Pala  


İSTİÂZE

(الاستعاذة)

Kötülüklerden Allah’a sığınıp O’ndan yardım isteme anlamında bir terim.

Sözlükte “sığınmak, korunmak” anlamındaki avz (ıyâz, meâz) ile bu kökten türeyen istiâze aynı mânaya gelir. Terim olarak her türlü kötülükten korunabilmek için sözle Allah’ın yardım ve himayesini istemeyi ifade eder ve bunun için “eûzü, maazallah” (Allah’a sığınırım), “neûzübillâh” (Allah’a sığınırız) ibareleri kullanılır. Aynı kökten türeyen taavvüz de istiâze anlamındadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de istiâze Allah lafzı ile yedi, rab ile sekiz, rahmân ismi ve cin kelimesiyle birer defa olmak üzere on yedi âyette geçmektedir. Bu âyetlerde belirtildiği üzere Hz. Nûh bilmediği şeyi istemekten (Hûd 11/47), Yûsuf kendisine şehvetle yaklaşan kadından ve kardeşleriyle arasında cereyan eden olaylarda hata yapmaktan (Yûsuf 12/23, 79), Hz. Mûsâ kavmine karşı alaycı tavır takınmaktan (el-Bakara 2/67) ve âhirete inanmayan kibirlilerle (el-Mü’min 40/27) onların düşmanlıklarından (ed-Duhân 44/20) Allah’a sığınmışlar ve onun yardımını istemişlerdir. Hz. Peygamber’e de başta şeytanların vesveseleriyle kalpleri kin dolu olanların ve hiçbir delile dayanmadan Allah’ın âyetleri hakkında tartışanların kötü niyet ve davranışları olmak üzere çeşitli şerlerden istiâzede bulunması emredilmiştir (el-A‘râf 7/200; en-Nahl 16/98; el-Mü’minûn 23/97-98; el-Mü’min 40/56; Fussılet 41/36; el-Felak 113/1-5; en-Nâs 114/1-6). Kur’an’da ayrıca İmrân’ın zevcesinin (Âl-i İmrân 3/36) ve kızı Meryem’in (Meryem 19/18) istiâzelerinden söz edilmektedir. Cin sûresinin 6. âyetinde ise insanlardan bazılarının bir kısım cinlere sığındıkları bildirilmiş ve bunun doğru olmadığı belirtilmiştir.

İstiâze konusuna hadislerde de genişçe yer verilmiştir. Nesâî es-Sünen’inde istiâzeyle ilgili olarak Hz. Peygamber’den mükerrerleriyle birlikte 111 hadis nakletmiş (“İstiǾâźe”, 1-65), hadisler, senedleri ve mükerrer olanları hazfedilip diğer hadis kaynaklarından yirmi yedi hadis ilâve edilmek suretiyle Hasan Abdülhamîd tarafından Tehźîbü Kitâbi’l-İstiǾâźe (Kahire 1989) ve Ukkâşe Abdülmennân et-Tîbî tarafından el-İstiǾâźe keyfe ve li- mâźâ ve mimme isteǾâźe’r-Resûl (Kahire 1413) adıyla yayımlanmıştır (diğer hadisler için bk. Wensinck, el-MuǾcem, “Ǿavź” md.). Bu hadislerde Hz. Peygamber bütün kötü sıfatlardan, fayda vermeyen işlerden, şeytanın vesvesesinden, dünya ve âhirette insana eziyet veren şeylerden Allah’a sığınmış, bu maksatla daha çok İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini okumuş, bunu ashabına da tavsiye etmiştir.

Kıraat imamlarının ve fakihlerin çoğuna göre istiâze cümlesi, “eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm”dir (Müsned, VI, 394; Buhârî, “Bedǿü’l-ħalķ”, 11, “Edeb”, 76; Müslim, “Birr”, 109-110; Kurtubî, I, 86-87). Ancak “eûzü billâhi’s-semîi’l-alîmi mine’ş-şeytâni’r-racîm” cümlesiyle de kıraate başlamak câiz görülmüş, özellikle sabah namazının ardından yapılan tilâvetlerde bu kıraat bazı İslâm ülkelerinde



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir