TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - İSKENDER ::.

cilt: 22; sayfa: 559
[İSKENDER - İsmail Ünver]


Türk edebiyatında ilk manzum İskendernâme Ahmedî tarafından 1390’da kaleme alınmıştır. Ahmedî, bazı araştırmacıların sandıkları gibi Firdevsî ve Nizâmî’nin mesnevilerini tercüme etmemiş, onlardan yararlanmakla beraber Doğu’da yazılmış diğer kaynakları da okuyarak tarihî ve efsanevî çerçevesi yanında ansiklopedik özelliği bulunan orijinal bir eser ortaya koymuştur. Ahmedî, hayatının son yıllarına kadar zaman zaman eserini ele alıp çeşitli ilâvelerde bulunmuş, onu daha da zenginleştirmeye çalışmıştır. Nitekim kitabın ilk şekline dayanan yazmalarıyla genişletilmiş şeklinden istinsah edilen nüshaları arasındaki fark 2000 beyte yaklaşmaktadır. Mesnevinin öncekilerle aynı ve ortaklaşa olayları anlatan bölümlerinde ayrıntılara inildikçe Ahmedî’nin orijinal yönleri çok daha iyi görülebilmektedir (Ünver, Ahmedî, İskendernâme, s. 17-21). Ahmedî’nin eserindeki beyitlerin yarısı daha önceki örneklerde bulunmayan ilâhiyyât, hikmet, siyaset, ahlâk, hendese, felekiyyât, ilm-i nücûm ve tıp gibi değişik konularda okuyucunun bilgilendirilmesini ön planda tutmuştur. Mesnevinin bir diğer özelliği Hz. Peygamber’den başlayarak Emevî, Abbâsî, İlhanlı ve Osmanlı devletleri tarihinin anlatıldığı bahisleri ihtiva etmesidir. Bilhassa Yıldırım Bayezid’e kadar gelen “Dâstân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osmân” başlıklı bölüm ilk Osmanlı vekāyi‘nâmelerinden sayılmaktadır. Bu bölümlerde hükümdarlara ve kumandanlara yönelik öğütlere yer verilmiş olması, İskendernâme’ye Kutadgu Bilig’den itibaren devam edegelen siyâsetnâme geleneği içinde önemli bir yer sağlamıştır. Yıldırım Bayezid’in oğlu Emîr Süleyman’a sunulmuş olan İskendernâme, yazıldığı çağdan itibaren Şîraz’dan Balkanlar’a kadar Türk coğrafyasının pek çok muhitinde istinsah edilmiştir (nüsha sayısı 100’ün üzerindedir).

Bir diğer İskendernâme’yi, II. Bayezid’in oğlu Şehzade Abdullah’ın çevresindeki şairlerden Karamanlı Figānî’nin yazdığı, eserin baş tarafının Farsça olduğu ve mütekārib bahriyle nazmedildiği çeşitli kaynaklarca bildirilmekteyse de (Latîfî, s. 226; Beyânî, vr. 75a; Âlî Mustafa, vr. 221a; Kınalızâde, II, 763; Keşfü’ž-žunûn, I, 86; Evliyâ Çelebi, I, 342; Gibb, I, 284; III, 36) eserin bugün nüshası mevcut değildir.

Ali Şîr Nevâî’nin aynı konuyu işleyen Sedd-i İskenderî adlı mesnevisi, kuruluş ve diğer özellikler yönünden İran edebiyatındaki örneklere daha yakın olup işleniş ve tahkiye bakımından çok başarılıdır (geniş bir özeti ve hakkında etraflı bilgi için bk. Levend, Ali Şîr Nevâî, I, 151-178; III, 411-556).

XVI. yüzyıl başlarında Ahmed Rıdvan da bir İskendernâme yazmıştır. Vezin ve plan bakımından olduğu kadar konunun işlenişi ve üslûp bakımından da Ahmedî’den etkilenmiş olan bu eser, yaklaşık 8300 beyit olup birkaç parçada kaside ve gazel nazım şekli de kullanılmıştır. Asıl adı Kadı Abdülhay olan Hayâtî mahlaslı bir şairin İskendernâme’siyle ilgili bir tanıtım yazısı yazan Agâh Sırrı Levend, eserin Ahmed Rıdvan’ınkiyle intihal derecesine varan bir benzerlik taşıdığına dikkat çekmiş (TDl., sy. 4 [1952], s. 195-201), daha sonraki bir araştırma da Hayâtî mahlasını kullanan kişinin, Ahmed Rıdvan’ın eserlerindeki mahlas beyitlerini değiştirerek bu eserleri kendisine mal ettiğini ortaya çıkarmıştır (Ünver, TTK Belleten, L/196 [1986], s. 88-89).

Konuyu bütünüyle ele alan bu eserler dışında bazı mesnevilerde de küçük parçalar halinde İskender’den söz edildiği görülmektedir. Derviş Hayâlî’nin Ravzatü’l-envâr (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 2633), Yahyâ Bey’in Gencîne-i Râz (DTCF Ktp., İsmail Saib Sencer, nr. A. 504) ve Nâilî’nin Tuhfetü’l-emsâl ve eş‘âr (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2532) adlı eserlerinde kısa birer İskender hikâyesi bulunmaktadır.

İskender’in klasik kültürde görülen efsane ve hikâyelerinin güçlü etkisi onun her kademeden insan tarafından tanınmasına yol açmış, özellikle İskendernâme okuyan veya dinleyen muhitlerde çeşitli varyantlar oluşmuş, İskender adı örnek alınacak kişiler arasında yer almıştır. İskender’in edebî metinler ve divan şiiri mazmunları içinde daha çok tenâsüp ve telmih sanatları vasıtasıyla sık sık söz konusu edilmesi ve memduh için ideal bir benzetme unsuru olması bundan dolayıdır. İskender adı divan şiirinde genel olarak Ahmed Paşa’nın, “Dil-teşne İskender gibi düştü saçın zulmâtına / Ey Hızr-hat la‘linden ol ser-çeşme-i hayvânı sun” beytinde görüldüğü gibi “Hızır, zulumât, çeşme-i hayvân, sedd-i İskender” gibi unsurlarla bir arada zikredilir. Bazan da âşık olmuş bir gönlün sevgilinin ağzına, dudaklarına ve saçına olan düşkünlüğü ile bu unsurların zulumâta ve âb-ı hayâta teşbihi, âşıkın bu suyu aramak için karanlıklar ülkesine giren İskender şeklinde tahayyülüne vesile teşkil eder. Sevgilinin âb-ı hayât olan dudaklarının gönülden hiç çıkmaması gönlün zulumât olarak ele alınmasına sebep olur. Defterdar Mehmed Bey’in, “La‘line ol nevhatın el sundu zülfü bu aceb / K’erdi Zülkarneyn Hızr’ın çeşme-i hayvânına” beytiyle Necâtî’nin, “Zulmette kaldı tâlib-i mâü’l-hayât-ı aşk / Ey Hızr-ı dil-nüvâz u Sikenderlikā yetiş” beyitleri bu anlayışla söylenmiştir.

Divan şiirinde yaygın olan diğer bir husus da övülen kişilerin İskender’e benzetilmesidir. Bu durumda İran hükümdarlarından Keykubad veya Pers Kralı Dârâ da söz konusu edilir. “Belki dârât-ı Sikender’le felek bir bendesin / Görse farketmezdi İskender midir Dârâ mıdır” (Nef‘î) beytinde bu husus vurgulanmıştır. “Sikender gibi tâlib feth-i heft-iklîme ikbâli / Süleyman gibi gālib rûzigâra hükm ü fermânı” (Nef‘î) yahut, “Câm la‘lindir senin âyîne rûy-i enverin / Adı var câm-ı Cem ü âyîne-i İskender’in” (Bâkî) beyitlerinde dile getirildiği gibi cihangirliği dolayısıyla padişah övgülerinde çok kullanılan İskender, zaman zaman da âyîne-i İskender sebebiyle zikredilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, I, 393-394; II, 452; III, 415; Latîfî, Tezkire, s. 226; Beyânî, Tezkire, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 757, vr. 75a; Âlî Mustafa, Künhü’l-ahbâr, TTK Ktp., nr. 546, vr. 221a; Kınalızâde, Tezkire, II, 763; Keşfü’ž-žunûn, I, 86; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, 342; Gibb, HOP, I, 284; III, 36; E. Blochet, Catalogue des manuscrits persans de la Bibliothèque Nationale, Paris 1905-34, III, 352-354; Babinger, GOW, s. 11-13; Kenan [Akyüz], İslâmî Edebiyatta İskendernâme Mesnevîsi: Firdevsî-Nizâmî-Ahmedî (lisans tezi, 1934), Türkiyat Enstitüsü, Tez, nr. 47; Agâh Sırrı Levend, Ali Şir Nevâî, Ankara 1965-67, I, 151-178; III, 411-556; a.mlf., Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1973, bk. İndeks; a.mlf., “Hayatî’nin İskendernâme’si”, TDl., sy. 4 (1952), s. 195-201; İsmail Ünver, Türk Edebiyatında Manzum İskendernâmeler (doktora tezi, 1975), AÜ DTCF; a.mlf., Ahmedî, İskendernâme: İnceleme-Tıpkıbasım, Ankara 1983; a.mlf., “Ahmed-i Rıdvân’ın İskendernâmesindeki Osmanlı Tarihi (Nusretnâme-i Osman), Bölümü”, TDe., VIII (1979), s. 345-380; a.mlf., “Ahmed-i Rıdvân”, TTK Belleten, L/196 (1986), s. 73-185; Yaşar Akdoğan, İskendernâme’den Seçmeler, Ankara 1988, s. 64-68; Necib Âsım, “Osmanlı Târîhnüvîsleri ve Müverrihleri”, TOEM, I/2 (1326), s. 41-52; H. J. Mordtmann, “Iskendername”, Isl., XV (1926), s. 90; Nihad Sami Banarlı, “XIV üncü Asır Anadolu Şairlerinden Ahmedî’nin Osmanlı Tarihi: Dâsitân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osman ve Cemşîd ve Hurşîd Mesnevisi”, TM, VI (1939), s. 50, 56-64, 100-110; İskender Pala, “İskender mi Zülkarneyn mi?”, TUBA, XV (1991), s. 395-399; M. Fuad Köprülü, “Ahmedî”, İA, I, 216-218; Orhan Şâik Gökyay, “İskendernâme”, a.e., V/2, s. 1088-1090; Semra Kapsal, “İskender”, TDEA, IV, 415-416; a.mlf. - Rekin Ertem, “İskendernâmeler”, a.e., IV, 416-419; William L. Hanaway, “Eskandar-Nama”, EIr., VIII, 609-612.

İsmail Ünver



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir