TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - İSKÂFÎ, Hatîb ::.

cilt: 22; sayfa: 553
[İSKÂFÎ, Hatîb - Mustafa Öz]


Ġalaŧu Kitâbi’l-ǾAyn, el-Ġurre (ediplerin hatalarına dair), Şevâhidü Sîbeveyhi, Naķdü’ş-şiǾr.

BİBLİYOGRAFYA:

Hatîb el-İskâfî, Ħalķu’l-insân (nşr. Hıdır Avvâd el-Ukl), Amman-Beyrut 1411/1991, neşredenin girişi, s. 9-12; Yâkūt, MuǾcemü’l-üdebâǿ, IX, 214-215; Safedî, el-Vâfî, III, 337; Süyûtî, Buġyetü’l-vuǾât, I, 149-150; Keşfü’ž-žunûn, I, 691; II, 1197, 1555, 1579; Serkîs, MuǾcem, s. 436; Brockelmann, GAL Suppl., I, 491; Hediyyetü’l-Ǿârifîn, II, 64; Kehhâle, MuǾcemü’l-müǿellifîn, X, 211; Muhammed Haseneyn en-Nakvî, “et-Teǿlîfü’l-muǾcemî ve menhecü’l-Ħatîb el-İskâfî fî teǿlîfi Mebâdiǿi’l-luġa”, ed-Dirâsâtü’l-İslâmiyye, XXVIII/3, İslâmâbâd 1414/1993, s. 49-78; a.mlf., “MuǾcemü Mebâdiǿi’l-luġa li’l-Ħatîb el-İskâfî”, a.e., XXIX/1 (1414/1994), s. 57-90.

Mustafa Öz  


İSKÂFİYYE

(الإسكافيّة)

Bağdat Mu‘tezilesi’nden Ebû Ca‘fer el-İskâfî’nin (ö. 240/854) mensuplarına verildiği söylenen isim

(bk. İSKÂFÎ, Ebû Ca‘fer).  


İSKAT

(bk. ISKAT).  


İSKEÇE

Yunanistan’da Trakya kesiminde günümüzde adı Xanthi olan bir şehir.

Osmanlı kaynaklarında Eskice, İsketye ve İskete olarak da kaydedilen İskeçe’nin bir kısmı Karaoğlan dağlarının (Güney Rodopla) eteklerinde, bir kısmı Esketze ırmağının iki yakasındaki ovada yer alır. Burası, bugünkü Trakya’yı Makendonya’dan ayıran Karasu (Nestos) ırmağının 12 km. doğusunda bulunmakta olup Gümülcine’ye 57 km., Ege sahillerine ise 20 km. uzaklıktadır. 1373-1912 yılları arasında kaldığı Osmanlı hâkimiyeti altında özellikle XVIII ve XIX. yüzyıllarda yörenin önemli bir İslâm merkezi haline gelmiştir. Ortodoks Yunan, müslüman Türk ve Pomaklar’dan oluşan karışık bir nüfusa sahip kasabada birkaç kilise ve manastırın yanı sıra çoğu XIX. yüzyılda yapılan yedi cami vardır. Ayrıca II. Dünya Savaşı’na kadar burada Ladino diliyle konuşan Mûsevî topluluk da bulunmaktaydı. İskeçe’de bir müftülük ve bir hıristiyan Ortodoks piskoposluğu mevcuttur. Kasaba çok eskilerden beri tütün, son zamanlarda ise metalürji ve petrokimya endüstrisi merkezidir, aynı zamanda çimento fabrikaları vardır. En azından XV. yüzyıldan beri müslüman Türkler İskeçe’de yaşamış olsalar da XIX. yüzyıla kadar çoğunluğu hıristiyanlardan meydana gelen bir köy statüsünde bulunduğundan buraya büyük Osmanlı eserleri yapılmamış, önce kasaba, ardından kaza merkezi olan müslüman Türk nüfusunun yaşadığı Yenice-i Karasu hayır sahiplerinin ilgisini daha çok çekmiştir.

Kasabanın tarihi antik döneme kadar iner ve Xanthi adı da eski Trak kabileleriyle ilgilidir. Bugünkü kasaba, biraz daha doğuda kurulu antik Xantheia’nın dolaylı da olsa vârisi sayılır. Xantheia / Xanthi, kaynaklarda ilk defa 879’da bir piskoposluk merkezi olduğunda zikredilmiştir. XI. yüzyılın sonunda Bačkovo manastırlığına bağlı iken hâlâ bir köy durumunda olup XII. yüzyıl boyunca farklı yapılardan müteşekkil surları bulunmayan bir yerleşim yeriydi. IV. Haçlı Seferi’nden (1204) sonra buranın önemi artmaya başladı. 1206’da Bulgar Çarı Kaloyan’ın, hemen yakınındaki Mosinipolis (Misine Hisar) ve Perithéôrion (Boru Kale) adlı kaleleri tahrip etmesiyle Xanthi bu iki eski kasabanın yerini aldı. Nitekim XIII ve XIV. yüzyıllara ait kaynaklarda “küçük kasaba” (polichnion) diye adlandırılmakta ve etrafının surlarla çevrili olduğu belirtilmektedir. Bu surların bir kısmı modern kasabanın yüksek mevkilerinden hâlâ görünmektedir. İmparator II. Andronikos (1282-1328) burayı başpiskoposluk makamı haline getirdi. Kasabanın adının zikredildiği ilk Türk kaynağı Enverî’nin Düstûrnâme’sidir (s. 99). Eserde, 1342-1343 yıllarında Aydınoğlu Umur Bey ile müttefiki İmparator Ioannes Kantakuzenos arasındaki münasebetlerden söz edilirken kasabanın adı “Eksya” şeklinde geçer ve buranın büyük bir şehir olduğu belirtilir. Kasaba bir müddet Bulgar eşkıyası Momçil’in mekânı olduysa da 1345’te Umur Bey onun hükümranlığına son verdi. 1366’da ve daha sonraki yıllarda İskeçe ve civarı Ugleşa prensliğinin sınırları dahilinde Sırplar’ın elinde bulunuyordu.

Bazı eski kaynaklarda kasabanın Gazi Evrenos Bey tarafından 762 (1361) yılında ele geçirildiği kaydedilir. Modern çalışmalarda ise bu tarih 775 (1373) olarak gösterilir. İlk Osmanlı kroniklerinde de (Âşıkpaşazâde, Oruç, Neşrî) farklı tarihler yer alır; Hoca Sâdeddin Efendi’nin Tâcü’t-tevârih adlı eserinde 775 (1373) tarihi bulunur. Osmanlı fethi sırasında surları yıkılmış, tahribat görmüş ve bir köy statüsüne düşürülmüş olmasına rağmen birçok manastırıyla önemli bir hıristiyan merkezi olma özelliğini korudu. Osmanlılar, İskeçe’nin güneyindeki açık ovanın ortasına kurdukları yeni bir kasabayı, Yenice-i Karasu’yu merkez yaparak bölgeye büyük gruplar halinde Anadolu’dan Türk çiftçileri ve yörükleri getirtip yerleştirdiler. Nitekim 936 (1530) tarihli tahrir defterindeki kayıtlar, Yenice-i Karasu’nun nüfusunun üçte birinin hâlâ göçebe olduğunu gösterir. İskeçe ise bu kazaya bağlı en büyük meskûn mahaldi ve XIX. yüzyıla kadar da öyle kaldı. Bölge için günümüzde mevcut en eski Osmanlı tahrir defterinde (887/1482) “İsketye” adıyla yazılan kasabanın nüfusu, söz konusu yıllarda 345 hâne hıristiyan ve on dokuz hâne müslüman olmak üzere toplam 364 hâneye (yaklaşık 1500-2000 kişi) ulaşıyordu. Bunun hemen ardından kasaba Edirne’deki II. Beyazıt Külliyesi’nin vakfına dahil