TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - İSHAK b. ALİ er-RUHÂVÎ ::.

cilt: 22; sayfa: 524
[İSHAK b. ALİ er-RUHÂVÎ - İlhan Kutluer]


Ruhâvî’ye göre başta tıp olmak üzere bütün uygulamalı bilimlerde akıl yürütme ve deney şeklinde iki metot vardır. Bu metotlardan her birinin yalnız başına tıp sanatının icrasında yetersiz olduğu açıktır. Tıbbın hem ilim hem uygulama yönü iki metodun birleştirilmesini gerektirir.

Edebü’ŧ-ŧabîb dışındaki eserlerinin de Câlînûs’un kitaplarından derlenen metinlerden oluşmasından hareketle Ruhâvî’nin Câlînûsçu tıp teorisine sonuna kadar sadık kaldığı söylenebilir. Câlînûs, yalnız bir tıp otoritesi olarak değil Ârâǿü Buķrâŧ ve Felâŧun, Fi’l-Aħlâķ, Fî Enne ķuva’n-nefs tevâbiǾ li-mizâci’l-beden adlı eserleriyle bir filozof olarak da Ruhâvî’yi ilgilendirmiş ve müellif bu eserlere sık sık başvurmuştur. Ruhâvî, Câlînûs’un felsefî eserlerinin etkisiyle Eflâtuncu üçlü nefis teorisini benimsemiş; akıl, öfke ve şehvet güçlerinin sırasıyla beyin, kalp ve karaciğerle organik seviyedeki ilişkisini yine Eflâtun’un adalet doktrinine göre bir denge esasına bağlamıştır. Câlînûs’un Fî Enne ķuva’n-nefs adlı eserinden de anlaşılacağı gibi ruhun güçleri organizmanın mizacına bağlı olduğuna göre Ruhâvî bu ilkeden ruh ve beden sağlığı arasındaki ilişkiye kolayca ulaşabilmiştir (a.g.e., s. 20-21). Müellife göre eğitim yoluyla ahlâkın iyileştirilmesi mümkündür. Kazanılan iyi ahlâk bir bakıma “müktesep akıl”dır (a.g.e., s. 28). Bazı İşrâkī fikirlerine rağmen fizikî varlığın incelenmesinde tecrübeye büyük önem veren Ruhâvî, tıpta bu ilkeye riayet etmeyen hekimin ya sağlıklı insanları hasta edeceğini yahut hastasının ölümüne sebep olacağını belirtir (a.g.e., s. 100). Hekimlikteki hatanın öteki disiplinlerdeki hatalara benzemediğini hatırlatan müellif, hekimlerin ciddi bir imtihana tâbi tutulduktan sonra mesleklerini icra etmelerine izin verilmesi gerektiğini ifade eder. Nitekim bu konuda müstakil bir eser de kaleme almıştır (a.g.e., s. 182-184).

Ruhâvî, Helenistik kültürle içli dışlı olduğu kadar kendi çağdaşlarını da yakından takip etmiştir. Kindî’nin felsefeci kişiliğinden övgüyle bahseden müellif, Huneyn b. İshak ve oğlunun aklî ilimlerdeki üstünlüklerine işaret eder. Ayrıca kendi dönemine kadar yaşamış ünlü hekimlerin İslâm halifeleri nezdindeki mevkileriyle ilgili olarak çeşitli örnekler aktarmış (a.g.e., s. 164-170), bu tarihî malzemeye İbn Ebû Usaybia tarafından sıkça başvurulmuştur (krş. ǾUyûnü’l-enbâǿ, s. 191, 207, 215, 225, 234, 241, 242, 246). Edebü’ŧ-ŧabîb’in, IV. (X.) yüzyılda “İslâm dünyasının Câlînûs’u” olarak ün yapmış Ebû Bekir er-Râzî’nin Aħlâķu’ŧ-ŧabîb adlı eserine (Kaya, s. 232-246) ilham kaynağı olduğu söylenebilir.

Eserleri. 1. Edebü’ŧ-ŧabîb. Ruhâvî’nin günümüze ulaşan tek eseri olup bilinen yegâne nüshası Edirne Selimiye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (nr. 1658). Tıpkıbasımı Fuat Sezgin tarafından yapılmış (Frankfurt 1985), daha sonra Merîzen Saîd Merîzen Asîrî ilmî neşrini gerçekleştirmiştir (bk. bibl.). Martin Lewey eseri Medical Ethics of Medieval Islam with Special Reference to al-Ruhāwīs “Practical Ethics of the Physician ...” adıyla İngilizce’ye tercüme etmiştir (Transactions, Philadelphia 1967). 2. Künnâş. Câlînûs’un, Arapça’da el-Meyâmir fî terkîbi’l-edviye bi-ĥasebi emrâżı’l-aǾżâǿ mine’r-reǿs ile’l-ķadem adıyla bilinen on makalesinden derlenmiştir. 3. CevâmiǾ. Yine Câlînûs’un dört kitabından oluşan ve İslâm dünyasında CevâmiǾu’l-İskenderâniyyîn adıyla anılan koleksiyondan derlenmiştir. 4. Keyfe yenbaġī en yümteĥane’ŧ-ŧabîb (Edebü’ŧ-ŧabîb [nşr. F. Sezgin], s. 184). 5. el-Medħal ilâ Ǿilmi’l-cedel. Tartışma ve ikna metodunu öğreten kitap, hekim-hasta diyalogunun sağlıklı şekilde gerçekleşmesini temin maksadıyla kaleme alınmıştır (a.g.e., s. 152).

BİBLİYOGRAFYA:

İshak b. Ali er-Ruhâvî, Edebü’ŧ-ŧabîb (nşr. Fuat Sezgin), Frankfurt 1985, s. 9-10, 11-17, 20-21, 28, 100, 152, 164-170, 182-184; a.e. (nşr. Merîzen Saîd Merîzen Asîrî), Riyad 1412/1992, neşredenin girişi, s. 3-33; İbn Ebû Usaybia, ǾUyûnü’l-enbâǿ, s. 191, 207, 215, 225, 234, 241-242, 246, 342; Sezgin, GAS, III, 263-264; J. Christoph Bürgel, “Adab und i’tidāl in ar-Ruhāwīs Adab aŧ-Ŧabīb”, ZDMG, CXVII (1967), s. 90-102; Mahmut Kaya, “Ünlü Hekim-Filozof Ebû Bekr er-Râzî ve Hekimlik Ahlâkı ile İlgili Bir Risâlesi”, Felsefe Arkivi, sy. 26, İstanbul 1987, s. 227-246.

İlhan Kutluer  


İSHAK BEY

(ö. 848/1444)

Osmanlı uç beyi.

Kimliği hakkında yeterli bilgi yoktur. Hıristiyan bir aileye mensup olup Bosnalı aristokrat ailelerden Kosac ve Pavlovicler’le akrabalığından söz edilir. Onu yakından tanıdığı, hatta bir müddet yanında kaldığı anlaşılan Âşıkpaşazâde, Üsküp uç beyi Paşa Yiğit’in evlâtlığı ve yetiştirmesi olduğunu yazar (Târih, s. 134). Tayyip Gökbilgin, 1453 ve 1461 yıllarına ait iki belgeden hareketle babasının adını Koç Hüseyin Bey olarak verir (Edirne ve Paşa Livâsı, s. 333). “Kosac” ile “Koç” lakabının benzerliği böyle bir irtibatın bulunabileceği ihtimalini ortaya koyarsa da burada adı geçen şahsın uç beyi İshak’la ilgisi şüphelidir. Üsküp’te yaptırdığı caminin sonradan yazıldığı anlaşılan kitâbesinde babasının adının Paşa Yiğit Bey olarak geçmesi gerçek durumu yansıtmayıp onun yanında yetişmiş olmasından dolayıdır.

1420’lere kadar Üsküp uç beyliğinde bulunduğu anlaşılan Paşa Yiğit’ten sonra onun yerine uç beyi oldu. Osmanlı kaynaklarına göre 1424’te II. Murad Rumeli’deki sınır bölgelerini birer uç beyine verdiğinde Sırbistan kesimini (Lazili) ona “ısmarlamıştı”. 1426 tarihli bir kayıtta, Venedikliler’in İşkodra’daki topraklarını korumak için İshak’a 200 altın haraç ödediklerinin belirtilmesi uç beyleri arasında güçlü bir mevkide bulunduğunu gösterir. Üsküp’te üslenen İshak Bey akın sahası olan Sırbistan yanında Bosna,



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir