TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - el-İKLÎL ::.

cilt: 22; sayfa: 28
[el-İKLÎL - Nasuhi Ünal Karaarslan]


birçok nüshası bulunmaktadır. David Heinrich Müller, Güney Arabistan şatoları üzerine yaptığı çalışmada kaynak olarak kullandığı bu cildin bir bölümünü Almanca’ya tercüme etmiştir (“Die Burgen und Schlösser Südarabiens nach dem Iklîl des Hamdānī”, Sitzungsberichte der Kaiserlichen Akademie der Wissenschaften, XCIV [Wien 1879], s. 335-423; XCVII [1881], s. 955-1050). Anistâs Mârî el-Kermilî tarafından neşredilen bu cildi (Bağdad 1931) Nebîh Emîn Fâris İngilizce’ye çevirmiş (The Antiquities of South Arabia, Princeton 1938) ve Arapça metnini açıklamalı notlarla birlikte yayımlamıştır (Princeton 1940).

Eserin X. cildinde Kehlân b. Sebe’nin soyu ve Kehlân’ın Arîb, Mâlik ve Gālib adlı üç ana kolundan bahsedilmiş, daha sonra alt kollar kısaca tanıtılmıştır. Hemdan’ın kültür tarihi açısından önemli bilgiler içeren bu ciltte müellif kendi kabilesi, ailesi ve hayatı hakkında geniş bilgi vermiştir. Muhibbüddin el-Hatîb tarafından yayımlanan cilt (Kahire 1368/1949) daha sonra gözden geçirilerek tekrar neşredilmiştir (Beyrut 1407/1987). el-İklîl’in günümüze ulaşmayan bölümlerinin konuları kaynaklarda zikredilmiştir.

Müellif, eserini yazarken birçok yazılı kaynağın yanı sıra şifahî rivayetlerden de istifade etmiştir. Çeşitli konularda faydalandığı âlimlerden bazıları şunlardır: Ebû Ma‘şer el-Belhî, Muhammed b. Sâib el-Kelbî ve oğlu Hişâm, İbn İshak, Kahtân b. Âir el-Huzâî. Bunların dışında İbn Abbas’tan gelen rivayetlerle Havlân’a mensup kişilerin Sa‘de şehrindeki kayıtlarından, San‘a, Sa‘de, Necran, Cevf ve Hayvân şehrindeki âlimlerden, Kehlân ve Himyer’in ileri gelenlerinden de faydalanmıştır. Hemdânî el-İklîl’de Adnânî ve Kahtânî şairlerin şiirlerine, lugat, nahiv ve edebiyat görüşlerine de yer vermiştir. Başka kaynaklarda rastlanmayan orijinal bilgiler ihtiva eden eser Yemen’in tarihi, ensâbı ve edebiyatı için yegâne kaynaktır.

BİBLİYOGRAFYA:

Hemdânî, el-İklîl (nşr. Muhammed b. Ali el-Ekva‘ el-Hivâlî), Bağdad 1980, neşredenin girişi, II, 5-18; a.e. (nşr. Muhibbüddin el-Hatîb), Beyrut 1407/1987, neşredenin girişi, X, 9-24; a.mlf., Śıfatü Cezîreti’l-ǾArab (nşr. Muhammed b. Ali el-Ekva‘ el-Hivâlî), Riyad 1397/1977, Hamed el-Câsir’in girişi, s. 5-36; İbnü’l-Kıftî, İnbâhü’r-ruvât, I, 279-284; Keşfü’ž-žunûn, II, 1944; Eilhard Wiedemann, Gesammelte Schriften zur arabisch-islamischen Wissenschaftsgeschichte (ed. Dorothea Girke), Frankfurt 1984, I, 336-347; Islamic Geography: Studies on al-Hasan b. Ahmad al-Hamdānī (nşr. Fuat Sezgin), Frankfurt 1993; G. C. Anawati, “Textes arabes anciens édités en Egypte au cours des années 1966 à 1969”, MIDEO, X (1970), s. 165-166; İhsan en-Nas, “Kitâbü’l-İklîl”, MMLADm., LXIX/4 (1994), s. 627-643; a.mlf., “el-Ĥasan b. Aĥmed el-Hemdânî ve Kitâbühü’l-İklîl”, a.e., LXXII/3 (1997), s. 425-448; O. Löfgren, “al-Hamdānī”, EI² (İng.), III, 124-125; Nasuhi Ünal Karaaslan, “Hemdânî”, DİA, XVII, 181-182.

Nasuhi Ünal Karaaslan  


İKLİM

(الإقليم)

Ekvatordan kuzey kutbuna doğru yeryüzünün ayrıldığı yedi bölgeden her biri; coğrafî alan, mıntıka, diyar.

İklîm, Grekçe “meyil” anlamındaki klima kelimesinin Arapçalaşmış şeklidir (çoğulu ekālîm). Gerçekten de iklim sistemi, güneşin ekvatora göre az veya çok kazandığı eğilim üzerine dayandırılmıştır (Ebü’l-Fidâ, tercüme edenin önsözü, I, s. CCXXV). Kelime Arapça’ya Farsça aracılığıyla “bölge” anlamını da kazanarak girmiş ve bu anlamıyla coğrafya ile ilgili birçok kitap adı içerisinde yer almıştır. “Felekü’l-burûc” yerine kullanılan “iklîmü’r-rü’yâ” tabirinde de geçen terim günümüzde daha çok hava şartlarını ifade etmektedir.

İslâm coğrafyacılarının iklim konusundaki ilk bilgileri Doğu menşelidir. Önce Halife Mansûr döneminde (745-775) Abbâsî sarayına gelen bazı eserlerin, özellikle Sanskritçe Brahmasphutasiddhanta’nın tercümesiyle yeryüzünün şekli, dönmesi, bilinen son sınırları, üzerini örten kubbe ve Orta Hindistan’da hesap edilen enlem ve boylamlar gibi coğrafya-astronomi bilgileri öğrenilmiş, arkasından diğer halifelerin teşvikiyle sürdürülen tercüme faaliyetleri sonucunda Grek hey’et-coğrafya ilminin ortaya koyduğu bilgilere ulaşılmıştır. Bu dönemde özellikle Batlamyus’un Geographia’sı (Geografike hiphegesis) birçok defa tercüme edilmiştir (bk. BATLAMYUS).

Yeryüzünün yedi iklime ayrılması fikri Batlamyus’a izâfe edilmekteyse de aslında İranlılar’a aittir. İranlılar, o güne kadar bilinen dünyayı enlem ölçülerini hesaba katmadan ve İran merkezde kalacak şekilde Hint, Arabistan, Çin, İran, Afrika, Türk ve Rum (Bizans, Anadolu) olmak üzere yedi iklime (kişver) ayırmışlardır. Uzun süre Arap coğrafyacılarını etkileyen bu sistemde Bîrûnî’ye göre İran da (Îran-şehr) Horasan, Fars, Cibâl ve Irak’tan meydana gelmekteydi. Ekvatordan itibaren kuzeye doğru uzanan ve Ebü’l-Fidâ’ya göre 12-50 dereceleri arasındaki bölgeleri tasnif eden bu sistemde yedi iklimin dışında da iskâna açık yerler vardı. Nitekim İbn Saîd el-Mağribî gibi bazı Arap coğrafyacıları ekvatorun biraz güneyindeki meskûn mahalleri sekizinci, en kuzeydeki bölgeleri de dokuzuncu iklim olarak kabul etmişlerdir. Ancak yedi sayısını değiştiren bir tasnifin İranlılar’ın yedi kişveri, Hintliler’in yedi duipası ve Kur’an’ın yedi kat gök ve yedi kat yer inancıyla ters düşeceği ve bazı dinî tatbikatı güçleştireceği açıktır (a.g.e., I, s. CCXXIV-CCXXV). Ebü’l-Fidâ’nın belirttiğine göre iklimlerin sınırları tesbit edilirken enlemler bir iklimdeki en uzun gün esas alınarak hesaplanmış ve başlangıçla bitiş noktaları arasındaki mesafe yarım saat olan yerler bir iklim sayılmıştır. Böylece yeryüzünün kuzey yarım küresi yedi eşit enlem dairesine bölünmüştür (a.g.e., II, 8). İklimler uzunluk yönünden dünyanın şekli dolayısıyla kuzeye doğru gidildikçe kısalır. Bunların ilk ikisinde yer yer boş alanlarla çöl ve çorak yerler vardır ve insanların sayısı azdır. 3-6. iklimlerin çöl ve çorak yerleri az, insanları çok olup şehir ve kasabaları sayısızdır. 6-7. iklimlerdeki imar ise bunlara nisbetle daha azdır (İbn Haldûn, I, 279, 283).

İslâm coğrafyacıları Hint ve İran’daki uygulamalara dayalı olan eski bilgilerine, özellikle Halife Me’mûn döneminde Batlamyus’un Geographia’sının tercümesiyle yeni bilgiler kattılar. Batlamyus, Hipparkhos’un yeryüzüne ait sağlıklı bir haritanın yapılabilmesi için önemli noktaların enlem ve boylamlarının tesbit edilmesi gerektiğine dair görüşünü uygulamaya koyarak gün ve gece uzunluklarına dayanan sistemiyle dünyanın meskûn kısımlarını yirmi bir iklime ayırmıştı. Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî Śûretü’l-arż adlı eserinde Batlamyus sistemini tashih ve tâdil etti; ayrıca yedi iklime göre cetveller düzenledi. Daha bu dönemde, istisnaları bir yana bırakılacak olursa Batlamyus sisteminin hesaba dayalı verileri yanında yeryüzünün tasnif ve tavsifi de ön plana çıkmıştır. Nitekim Hârizmî’nin eserinde bir harita bulunmamakla birlikte mevcut enlem ve boylam ölçüleri böyle bir haritanın çizilmesine imkân vermektedir.

İslâm ilim tarihinin klasik döneminde genel tasvirî coğrafya çalışmaları Irak coğrafya okulu mensuplarınca yürütüldü. İranlılar’ın kişver sisteminde İran’ın yerleştirildiği merkezdeki dördüncü iklim diğerlerine göre daha önemli görülmüştür.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir