TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ISLAHAT ::.

cilt: 19; sayfa: 172
[ISLAHAT - Mehmet İpşirli]


Osmanlı sisteminde çok önemli yeri olup bu kargaşadan en çok etkilenen timar ve toprak düzeninin ıslahı için sık sık yoklamalar yapılıyor, defterler kontrolden geçiriliyordu. Sadrazam Kuyucu Murad Paşa, devlet teşkilâtında uzun yıllar çalışmış Ayn Ali Efendi’yi defter eminliği görevine getirmiş, Ayn Ali, toprak ve timar sistemiyle ilgili ünlü eseri Kavânîn-i Âl-i Osmân der Hulâsa-i Mezâmîn-i Defter-i Dîvân’ı yazarak I. Ahmed’e takdim etmişti. Bu eserdeki teklif ve çareler dikkate alınarak timar sisteminde ıslahata girişildi. Bundan bir süre sonra Osmanlı toprak sistemi ve problemleriyle ilgili olarak Avni Ömer Efendi Kānûn-ı Osmânî Mefhûm-ı Defter-i Hâkānî adlı eserini yazarak devrin padişahı IV. Murad’a takdim etmiştir. Osmanlı toprak sistemini yirmi beş ayrı statüde inceleyen ve muhtemelen Sultan Murad’ın isteği üzerine yazılan eser hükümdarın toprak ve timarla ilgili düzenlemelerinde yardımcı olmuştur. Devlet yetkilileri yanında devrin bazı ilim ve fikir adamları, kalem er-babı da bu olumsuzlukları tesbit, ıslah ve ortadan kaldırmak için irili ufaklı birçok risâle kaleme alıyorlardı. Esasen bunlar birbirinden ayrı olmayıp devletin ıslahat teşebbüslerinde Ayn Ali, Koçi Bey ve Avni Ömer Efendi örneklerinde olduğu gibi kalem erbabının yazdıkları çok defa devletin ıslahat girişimlerine temel teşkil ediyordu.

Erken dönemdeki ıslahatla ilgili fermanlarda mutlaka birtakım gerekçeler belirtilmiş olmakla birlikte bu dönemde geleneksel anlamda ıslahat risâlesi yazılması âdeti henüz yerleşmemiş, ancak XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ıslahat risâleleri kaleme alınmaya başlanmıştır. Bu dönemde Lutfî Paşa’nın Âsafnâme’si, en yetkili kalemden çıkmış muhtasar fakat gerçekçi bir ıslahat risâlesidir. Paşa risâlenin yazılış sebebini, “... bu hakire vezîriâzamlık mansıbın ferman buyurduklarında zamanede bazı âdâb u erkân ve kānûn-ı dîvânîyi evvel gördüklerime muhalif ve perişan gördüğüm için ... bu risâleyi telif edip...” ifadesiyle bunun bir ıslahat risâlesi olduğunu ifade etmiştir. Eser bir giriş ve dört bölüm halinde düzenlenmiş, bölümler içerisinde vezîriâzamın yetki, sorumluluk ve münasebetleri, daha sonra kara ve deniz seferleri, hazine ve maliye meseleleri, reâyâ ve seyyidşerif gibi bazı imtiyazlı zümrelerin durumu vâkıfane değerlendirilmiştir. Buradaki tesbitler, çare ve teklifler daha sonra Nahîfî’nin Nasîhatü’l-vüzerâ’sı, Defterdar Sarı Mehmed Paşa’nın Nesâyihu’l-vüzerâ ve’l-ümerâ’sı gibi eserlere önemli ölçüde malzeme teşkil etmiştir. Sarı Abdullah Efendi de IV. Mehmed adına Nasîhatü’l-mülûk tergīben li-hüsni’s-sülûk adıyla bir risâle yazmış, iki bölümden oluşan eser daha sonra Osmanzâde Ahmed Tâib tarafından Telhîsü’n-nesâyih adıyla ihtisar edilerek basılmıştır (İstanbul 1283).

Gelibolulu Mustafa Âlî’nin 1581 yılında kaleme aldığı Nushatü’s-selâtîn ise siyasetnâme türünün bu dönemde gerçek bir örneğini teşkil etmektedir. Oldukça kapsamlı olan eser, Osmanlı hânedanı ve padişahlarından bahseden girişten sonra dört bölüm ve bir sonuç olarak düzenlenmiş, ilk üç bölümde sultanların yetki sorumlulukları, kanuna aykırı ortaya çıkan konular, devlete zarar veren hususlar ele alınmış, son bölümde kendi hayatı ve olaylar karşısındaki hissiyat ve müşahedeleri dile getirilmiştir. Sonuç kısmı tavsiye ve temennileri ihtiva etmektedir. Âlî’nin Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis’i de benzer türden bir deneme olmakla birlikte ele aldığı konular itibariyle toplumsal ağırlıklı bir muhtevaya sahiptir. Nitekim sosyal konulara, toplumsal gelişmelere çok önem veren müellif Kahire’de bulunduğu sırada oraların örf ve âdetlerini, halkını Hâlâtü’l-Kāhire mine’l-âdâti’z-zâhire adlı çalışmasında tahlil ve tasvir etmiştir.

Bu dönemdeki ıslahat çalışmalarını sadece müstakil olarak yazılmış risâlelerden ibaret saymak yanlış olacaktır. Aynı dönemlerde yazılmış Osmanlı tarihlerinde siyasî, askerî ve içtimaî olaylar anlatılırken münasebet düştükçe her tarihçi kendi düşünce ve anlayışı çerçevesinde gelişmeleri teşhis edip bozuklukları gidermek için önerilerde bulunmuştur. Âlî’nin Künhü’l-ahbâr’daki dikkate değer gözlemleri yanında çağdaşı Selânikî Mustafa Efendi, XVI. yüzyılın ikinci yarısına ait tarihinde bir risâle hacmini hayli aşacak ölçüde oldukça sıhhatli tesbitlerde bulunmuştur. Selânikî, ulemânın aslî görevi olan emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker görevini yapmadığını, protokol ve israfa düşkün hale geldiğini, ümerânın gayretini yitirip mal toplama hırsına düştüğünü, hediye, câize ve bahşiş adıyla rüşvet aldıklarını, mansıpların para ile alınıp satılır olduğunu anlatır. Bu nevi ahlâkî değerlendirmeler yanında Selânikî saltanat ve hilâfet telakkilerinde değişim, vezâret ve beylerbeyilik sayısındaki artışın kötü sonuçları, devlet erkânı arasındaki rekabetin idarede açtığı yaralar, kardeş katlinin nasıl yozlaştırıldığı, birtakım şahsî hesaplarla lüzumsuz yere ve hazırlıksız olarak girilen İran savaşlarının sonuçları, reâyânın ihmali gibi konuları yalın ifadelerle yana yakıla anlatmakta, bunların ıslahı için bazı teklifler sunmakla birlikte gelecek için pek ümitli olmadığı intibaını vermektedir. Selânikî tenkitlerinde insafı elden bırakmamış, nitekim bozuklukların ortaya çıkışında dönüm noktası kabul ettiği III. Murad dönemini şiddetle eleştirirken padişahın “kaht-ı ricâl” ve diğer konulardaki çaresizliğini ve samimi yakınmasını etraflıca vermiştir (Târih, s. 425-432).

Daha sınırlı olmakla birlikte Peçuylu İbrâhim, Hasanbeyzâde Ahmed Paşa ve Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi’nin XVII. yüzyıl ortalarına kadar gelen tarihlerinde de aksaklıklar ve alınacak tedbirlerle ilgili benzer pasajlar bulmak mümkündür. Bu açıdan, Kâtib Çelebi’nin daha sonra temas edilecek ıslahat risâleleri dışında Fezleke’si ve bilhassa Naîmâ’nın tarihi çok keskin gözlemler, değerlendirmeler içermektedir.

Islahat risâleleri arasında haklı bir şöhreti olan Koçi Bey Risâlesi, muhtevasının zenginliği yanında eserin önemini arttıran asıl nokta buradaki fikir ve önerilerin arzlar halinde IV. Murad ve Sultan İbrâhim’e sunulmuş olması ve bizzat padişah tarafından uygulanmasıdır. Eserin muhtevası başlıca yönleriyle rüşvet, sadrazamın bağımsızlığı, saray nüfuzunun kaldırılması veya asgariye indirilmesi, ulemânın sadece liyakat esas alınarak yükseltilmesi, haksız ve sık azlin önlenmesi, timar tevcihlerinin liyakate göre yapılması, timar topraklarının her ne şekilde olursa olsun vakıf, mülk, paşmaklık haline getirilmemesi, beylerbeyilerin yoklamalarını düzenli yaparak timarları lâyık olanlara vermeleri, cebelü sayısının arttırılarak merkez ve eyalet birlikleri arasında denge sağlanması, kapıkulu konusunda “kānûn-ı kadîm”e aykırı bid‘at uygulamaların lağvedilmesi, saraydan çıkmaların yedi yılda bir düzenli yapılması gibi müşahhas ve gerçekçi önerilerdir.

Diğer taraftan geleneksel teşhisin ötesinde konuya gerçekçi yaklaşan yazarlar da bulunmaktadır. İlmiye mesleğinden gelen Hasan Kâfî Akhisârî (ö. 1024/1615) çeşitli medreselerde müderrisliklerde bulunmuş, birçok eser telif etmiştir. Devlet düzenine dair önce Arapça yazdığı, daha sonra çok beğenilmesi üzerine III. Mehmed’in buyruğu ile Türkçe’ye tercüme ettiği Usûlü’l-hikem fî nizâmi’l-âlem’i



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir