TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HÜSREV PAŞA ::.

cilt: 19; sayfa: 38
[HÜSREV PAŞA - Halil İnalcık]


şiddet göstererek disiplini sağladı ve askerin halka karşı saldırıda bulunmasını önledi. Böylece herkesin sevgisini kazandı. Abaza’ya bağlı olanlar teker teker gelip sadrazamın ordusuna katılmaya başladılar. Hüsrev Paşa kendisine iltihak edenlere iltifatta bulundu ve onlara çeşitli görevler verdi. Haziran 1628’de Tokat’a ulaşıp yedi hafta burada kaldı ve Abaza Paşa hakkında bilgi topladı. Bu sırada sadrazamın sefere çıktığını öğrenen Abaza Paşa İran şahından tekrar yardım istemişti. Şah ise bir yardım birliğini Abaza Paşa’ya gönderdiği gibi ordusunu da Azerbaycan’da hazır hale getirmişti. Eğer acele edilmezse Erzurum’un da Bağdat gibi İran’ın eline geçeceği söyleniyordu. Bu durum karşısında Hüsrev Paşa orduyu hemen Tokat’tan yola çıkardı. Abaza’yı hazırlıksız yakalayarak Erzurum’u kuşattı (7 Muharrem 1038 / 6 Eylül 1628). Kaleye gizlice casuslar sokarak Abaza Paşa’nın askerlerini çeşitli vaadlerle kendi tarafına çekmeyi başardı. İsyancı askerler gruplar halinde kaleden kaçıp sadrazamın ordusuna katılmaya başladılar. Artık savunmanın imkânsızlığını gören Abaza Paşa da teslim olmak istediğini bildirdi. Dört gün süren pazarlıktan sonra anlaşma sağlanarak Abaza Paşa teslim oldu (23 Muharrem 1038/22 Eylül 1628). Böylece altı yıla yakın bir süredir devleti temelinden sarsan bu büyük isyan sona erdirildi. Aynı zamanda Erzurum’u istilâya gelen bir İran birliği Kars valisi tarafından dağıtılarak kumandanı Şemsi Han esir alındı. Hüsrev Paşa, Abaza isyanından dolayı Mayıs 1624’ten beri devamlı sefer halinde bulunan ordunun İstanbul’a dönme arzusunu kabul ederek Erzurum’dan ayrıldı (Kasım 1628). Yanında Abaza Paşa ve Şemsi Han olduğu halde büyük bir zafer alayı ile İstanbul’a girdi (12 Rebîülevvel 1038 / 9 Kasım 1628). Teslim şartları çerçevesinde Abaza Paşa’yı affettirerek Bosna valiliğine tayin edilmesini sağladı.

Kazandığı başarı Hüsrev Paşa’nın nüfuz ve iktidarının daha da artmasına yol açmıştı. Son derece pervasızca ve şiddetle hareket ettiği için kimse ona karşı koyamıyordu. Yeniçeri kâtibinin azli onun mutlak kudretini ispat eden bir olaydı. Padişahın izni olmadan yeniçeri kaydetmemek üzere kesin emir alan yeniçeri kâtibi Mehmed Efendi, sadrazamın birçok acemi oğlanını yeniçeri kaydetmesi için verdiği emri yerine getiremeyeceğini bildirdi. Sahte esâmîleri temizlediği ve pek çok yeniçeriyi bu yoldan sağladıkları kazançtan mahrum ettiği için yeniçeriler Mehmed Efendi’ye düşman kesilmişlerdi. Hüsrev Paşa Mehmed Efendi’yi azlettirerek yerine kendi adamını tayin etti. Daha önce aynı şekilde yeniçeri ağasını da azlettirmişti. Böylece Yeniçeri Ocağı’nı kendi iktidarının başlıca desteği haline getirmiş oldu.

1629 Temmuzunda yeni bir şark seferine çıkmak üzere ordu ile birlikte Üsküdar’a geçen Hüsrev Paşa, Musul’a ulaştıktan sonra (1 Cemâziyelevvel 1039 / 17 Aralık 1629) deniz yoluyla İstanbul’dan Payas’a sevkedilen muhasara toplarını burada teslim aldı. Bu sırada görülmemiş şekilde yağan yağmurlarla bir denize dönen Mezopotamya ovalarına girilemediği için kırk iki gün suların çekilmesi beklendi. Ordu Bağdat’a gitmek üzere 13 Cemâziyelâhir 1039’da (28 Ocak 1630) Musul’dan ayrıldı. Şemâmik menzilinde toplanan harp meclisinde, arazi henüz bataklık olduğu için Bağdat’ın hemen muhasarasına imkân olmadığı gerekçesiyle Şehrizol (Kerkük ve civarı) bölgesinin emniyet altına alınmasına karar verildi. Yollarda bazı Kürt aşiret beyleri kendiliklerinden gelip bağlılıklarını bildirdiler. Hüsrev Paşa, Şehrizol sancağının eski merkezi Gülânber Kalesi’nin (Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi’nin Târih’inde Şehrizol Kalesi, bk. s. 725-727) yeniden inşa edilmesini emretti. Kale Kanûnî Sultan Süleyman tarafından inşa edilmiş, Safevî Şahı I. Abbas’ın istilâsında onun emriyle yıktırılmıştı. Kaleyi İran’a karşı askerî bakımdan önemli gören Hüsrev Paşa’nın elli gün süreyle (16 Mart-4 Mayıs) inşaatı tamamlamak için burada kalışı boşuna vakit geçirmek olarak değerlendirilerek şiddetle eleştirilmiştir.

Hüsrev Paşa, Gülânber Kalesi’nin inşaatı sırasında Şehrizol sancağının emniyeti açısından önem taşıyan Hemedan yolu üzerindeki Mihriban Kalesi’nin fethine girişti. 10.000 kişiden oluşan Osmanlı birliği, Hân-ı Hânân Zeynel Han’ın kumandasındaki 40.000 kişilik Safevî ordusunu yenilgiye uğratarak kaleyi zaptetti (22 Ramazan 1039 / 5 Mayıs 1630). Mihriban zaferi İran içlerine yapılacak sefer için itici bir rol oynadı. Hüsrev Paşa, İran’ın o sıradaki başşehri Kazvin ve İsfahan’a kadar ilerleyerek düşmanı zayıflatmak için Bağdat’ın geri alınmasını kolaylaştırmak amacıyla Mihriban’dan Hemedan’a hareket etti (15 Mayıs). Bu arada huzuruna kabul ettiği Hazo beyinin suikastını atlatan Hüsrev Paşa (Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi, s. 734) ordusuyla Hemedan’a girdiğinde (27 Şevval / 9 Haziran) terkedilmiş bir şehirle karşılaştı. Şah Hemedan’ı boşaltmış, erzak ve eşyayı da toprak altına gömmüştü. Osmanlı ordusu gizlenen eşyayı ortaya çıkarıp yağmaladıktan sonra şehri de yakıp yıktı. 15 Haziran’da buradan hareket ederek üç gün sonra Dergezîn’e vardı ve bu kasaba da tahrip edildi. Bu tahriplerin bir amacı da şahı Bağdat’ı geri vermeye zorlamaktı. Şah ise bütün kuvvetleriyle dağlık bölgede bir yıpratma ve tâciz savaşı yaparak Osmanlılar’a hayli zayiat verdiriyor ve ikmal yollarını keserek ordunun iaşesini güçleştiriyordu. Osmanlı ordusu ilerledikçe önünde şah tarafından boşaltılmış şehir ve köylerle karşılaşıyordu. İkmal yapılmadığı için zayıflayan ordunun bir İran saldırısına karşı başarı ümidi giderek azalıyordu. Bu durum karşısında yeniçeriler de daha fazla ileriye gidemeyeceklerini söylemeye başlamışlardı. Dergezîn’de toplanan harp meclisi Kazvin’e yapılacak seferi görüştü. Sonuçta asıl hedefin Bağdat olduğu ileri sürülerek Kazvin seferinden vazgeçilmesine ve doğrudan Bağdat’a gidilmesine karar verildi.

21 Haziran’da Dergezîn’den Bağdat’a hareket eden Osmanlı ordusu Çemhâl ovasında Lûristan hâkiminin bir saldırısını püskürttü (3 Zilhicce 1039 / 14 Temmuz 1630). Ağustos ayı başlarında Bağdat civarına ulaşarak 6 Ekim’de şehir kuşatma altına alındı. Bağdat’ı savunan İran ordusunun huruç harekâtı sırasında (26 Ekim) ve 9 Kasım’da girişilen genel saldırılarda büyük kayıplar verildi. Bunun üzerine Bağdat’ın İran’ın eline geçmesinden sonra yapılan bu ikinci kuşatma da otuz dokuz gün sonra hiçbir sonuç alınamadan kaldırıldı (8 Rebîülâhir 1040/14 Kasım 1630).

Hüsrev Paşa, 10.000 kişilik bir kuvveti Hille muhafızlığına gönderdikten (20 Kasım) sonra orduyu Musul’a getirdi (12 Aralık). Eyalet askerlerini memleketlerine göndererek kışı Musul’da geçirmeye karar verdi. Fakat Safevî kuvvetlerinin askerî faaliyeti Osmanlı ordusunun burada kışlamasını güçleştirdi. 30.000 kişilik bir Safevî ordusu Gülânber Kalesi’ni ele geçirdi. Şehrizol Beylerbeyi Arnavut Mustafa Paşa şehid edildi. Kendisine yardım için gönderilen Parmaksız Mustafa Paşa, Abdal Paşa ve Ömer Paşa yenilgiden sonra Musul’a geldiklerinde Hüsrev Paşa’nın emriyle idam edildiler (18 Cemâziyelevvel 1040 / 23 Aralık 1630). Bu sırada Osmanlılar aleyhine dönen Kürt aşiretleri de Safevîler’e yardım ediyorlardı. Safevîler Hille’yi de alarak Musul’u tehdit etmeye



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir