TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HURŞİD BÂNÛ NÂTEVAN ::.

cilt: 18; sayfa: 397
[HURŞİD BÂNÛ NÂTEVAN - Yavuz Akpınar]


Farsça öğrendi, dinî ve edebî ilimleri tahsil etti. Babası Mehdigulu Han’ın ölümünden (1845) sonra Karabağ Hanlığı’nın meşrû vârisi olarak hanlığı yönetmeye başladı. Karabağ Hanlığı’nın hükmî şahsiyeti ve veraset meseleleriyle ilgili işleriyle uğraşmak üzere gittiği Tiflis’te Rus yöneticilerin zihniyeti ve emelleri hakkında yakından bilgi edindi. Kendisini devamlı göz altında bulunduran Ruslar’ın tertibiyle, Ruslar’ın hizmetinde bir general olan Dağıstanlı Hasay Han Üsmiyev’le evlendirildi (1850). Bu meselede Tiflis’te tanıştığı Mirza Feth Ali Ahundzâde’nin de rolü olduğu söylenmektedir. Hasay Han’dan bir süre sonra ayrılarak (1860) Karabağlı bir seyyidle evlendi. Hayatının büyük bir kısmını Şuşa’da eşinin de teşvik ve desteğiyle daha çok hayır işleriyle uğraşarak geçiren Hurşid Bânû 2 Ekim 1897’de vefat etti. Şuşa’da “İmaret” adı verilen yerde defnedildi. Yoksullara ve muhtaçlara yardım edip şefkat göstermesi halk arasındaki itibarını arttırmış, bu sebeple onun kerâmet sahibi olduğuna bile inanılmıştır. 6 km. uzaklıktaki Îsâ Bulağı denilen yerden Şuşa’ya içme suyu getirmek için yaptırdığı kemer ve su yoluna halk “Han Kızı Bulağı” diyerek onun adını ebedîleştirmiştir.

İçinde bulunduğu siyasî ve içtimaî çevre kadar şanssız ilk evliliği, oğlunun ve ikinci kocasının beklenmedik ölümleri Hurşid Bânû’yu çok sarsmış, bunlar onu içine kapalı, hayata karşı kötümser bir tavır almaya sürüklemiştir. Şiirlerinin en belirgin özelliği keder, ümitsizlik, hasret ve yaşadığı zamandan şikâyettir. Karabağ’ın Ruslar tarafından işgalinden sonra kadın çocuk demeden katledilen hanlık ailesinin ve perişan olan halkının acılarını, duyduğu derin kaygı ve ümitsizliği şiirlerinde ifade etmiştir.

Hurşid Bânû Nâtevan, XIX. yüzyıl Azerbaycan’ında Fuzûlî mektebinin en tanınmış temsilcisi olarak kabul edilir. Gazellerinde samimiyet, tabiilik ve ince bir lirizm dikkati çeker. Oğlu Mîr Abbas’ın 1885 yılında genç yaşta ölümünden sonra daha önce yazdığı Fuzûlî tarzı gazelleri bir tarafa bırakarak mersiyeler kaleme almıştır. Şiirleri Azerbaycan şairleri arasında büyük bir ilgiyle karşılanmış ve şiirlerine birçok nazîre yazılmıştır. Bunlar arasında Seyyid Azim Şirvânî’nin şiirleri en meşhurlarıdır. Azerbaycan’da şiir ve mûsikinin merkezi olarak bilinen Şuşa şehri onunla son parlak yıllarını yaşamıştır. 1850’den itibaren şiir yazdığı bilinen Hurşid Bânû bunları bir divanda toplayamamış, bu yüzden şiirlerinin birçoğu kaybolmuştur. Bulunabilen şiirleri ölümünden sonra Kiril ve Arap harfleriyle birçok defa yayımlanmıştır. Devrinde Azerbaycan ve Kafkasya’nın her yerine yayılan şiirlerinin bazıları bestelenmiş ve bu besteler klasik Azerbaycan mûsikisinin en güzel örnekleri arasında yer almıştır.

Hurşid Bânû şairleri ve sanatçıları korumuş, konağını onlara açmıştır. Karabağ’da kurulmuş olan Meclis-i Üns adlı şairler cemiyetini 1872’de himayesine alarak cemiyetin başına geçmiştir. Bu mecliste bulunan otuz kadar şair, âdet olduğu üzere Azerbaycan’ın başka yerlerindeki diğer şair topluluklarıyla müşâarede bulunmuşlardır. Şehir ve bölgeler arasındaki bu yarışma Azerbaycan klasik şiirinde belirli ölçüde bir canlanmaya ve yeni şairlerin yetişmesine de imkân hazırlamıştır.

Hurşid Bânû hat, tezhip ve resimle de meşgul olmuştur. Azerbaycan El Yazmaları Enstitüsü’nde onun kendi elinden çıkmış “Gül Defteri” adıyla bilinen bir albüm bulunmaktadır. Yaptığı iğne işleri de Azerbaycan Devlet İncesenet (Güzel Sanatlar) Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. 1858’de Kafkasya’yı ziyaret eden Fransız yazarı Alexandre Dumas’ya (Père) hazırladığı el işlerini hediye etmiş, Dumas da kendisine bir satranç takımı vermiştir.

Ailesinde birçok şair bulunan Hurşid Bânû’nun çocukları da şiirle meşgul olmuştur. İlk evliliğinden olan kızı Hanbike ve şiirlerinde Vefâ mahlasını kullanan oğlu Mehdigulu Han da şairdi. 1960’ta Bakü’de heykeli dikilen Hurşid Bânû hakkında birçok eser kaleme alınmıştır. Bunlar arasında İlyas Efendiyev’in Hurşîd Bânû Nâtevan (1978) adlı dramı birçok defa sahnelenmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Alexandre Dumas (Père), Impressions de voyages. Le Caucase, Paris 1900, II, 23, 35; Mehmed Aka Müctehidzâde, Tezkiretü’ş-şuarâ. Riyâzü’l-âşıkīn, İstanbul 1328, s. 273-277; Hanefî Zeynallı, Nâtevan Hurşîd Bânû, Bakü 1928; F. Seyidov, Hurşîd Bânû Nâtevan, Bakü 1956; Ezize Ceferzâde, Azerbaycan’ın Aşıg ve Şair Gadınları, Bakü 1974, s. 62-76; Feyzulla Gasımzâde, XIX. Esr Azerbaycan Edebiyyatı Tarihi, Bakü 1974, s. 392-395; Cevat Heyet, Azerbaycan Edebiyat Tarihine Bir Bakış, Tahran 1358 hş./1980, I, 176-182; Beyler Memmedov, Hurşıd Banu Natevan, Bakü 1983; a.mlf., Hurşid Banu Nâtevan: Eserleri, Bakü 1984; Abdüllatif Benderoğlu, Azerbaycan Şiiri, Bağdad 1987, s. 200-201; Yavuz Akpınar, Âzerî Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul 1994, s. 454-455.

Yavuz Akpınar  


HURŞÎDÎLER

(bk. LUR-ı KÛÇEK).  


HURÛC

(الخروج)

Kafiye düzeninde revî harfinden sonra gelen vasıl “he”sini uzatan med harfi

(bk. KAFİYE).  


HURÛF

(الحروف)

Harflerle rakamlarda tabiat ve hadiseleri etkileme gücünün bulunduğu veya bunların gaybdan haber vermede yararlı olduğu iddiasına dayanan sözde bir ilim.

Literatürde daha çok ilmü’l-hurûf olarak geçmektedir. Gizli anlamlar içerdiği kabul edilen harflerin insana ve tabiata tesir ettiği inancına eski Mısır, Yakındoğu ve Hint uygarlıklarında, daha sonraları yahudi, hıristiyan ve İslâm kültürlerinde rastlamak mümkündür. Grek filozofları arasında da bu telakki zaman zaman kabul görmüştür. Nitekim Pisagor, âlemin ilk prensibinin aralarında bir düzen ve uyum bulunan sayılar olabileceğini ileri sürmüştür. Kaynaklarda Aristo’nun bile sayı ve harflerin esrarıyla ilgili bir eser yazdığı kaydediliyorsa da Arapça’da Kitâbü’s-Siyâse fî tedbîri’r-riyâse denilen bu kitabın uydurma olduğu bilinmektedir (Kaya, s. 294-299). Aynı şekilde İslâm dünyasında hurûf ilmine dair literatür içinde Hermetik ve Pisagorcu geleneği temsil eden kaynakların çoğu da apokriftir. Meselâ bunların başlıcaları olan Hâfiyâtü Eflâŧûn, Elvâĥu’l-cevâhir ve ež-Žahrü’l-fâǿiĥ ve’n-nûrü’l-lâǿiĥ Eflâtun’a, Kitâbü’l-Ĥurûf Aristo’ya ve el-Kenzü’l-aǾžam Batlamyus’a mal edilmiştir. Bunlardan başka Hermetizm’e adını veren Hermesü’l-Herâmise adlı efsanevî şahsiyetin (Grek-Mısır tanrısı Hermes Trismegistos) yazdığı söylenen Kenzü’l-esrâr ve źeħâǿirü’l-ebrâr çok tanınmıştır. Sâmûr ve İşrâsin adlı meçhul şahıslara nisbet edilen Hint menşeli kitaplar da meşhurdur.

Harflerin esrarına dayanan Hurûfîlik, gerçek anlamıyla milâttan önce IV ve III. yüzyıllardan itibaren Ortadoğu’daki



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir