TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HİNDİSTAN HİCRET HAREKETİ ::.

cilt: 18; sayfa: 109
[HİNDİSTAN HİCRET HAREKETİ - Azmi Özcan]


başvurulması gerektiğini söylüyordu. Buna karşılık Âzâd Sübhânî, Senâullah Amritsârî ve İslâmâbâdlı Münîrüzzaman gibi hicret taraftarları, İngilizler’in Hindistan’ı işgal etmelerinden itibaren ülkenin dârülharp ve hicretin de dinî bir yükümlülük haline geldiğini ileri sürdüler. Artık bu noktada Hindistan müslümanları ya cihat ya da hicret etmek zorundaydılar; fakat cihat mümkün olmadığına göre tek yol hicretti. Bu görüş Ebü’l-Kelâm Âzâd ve Mevlânâ Muhammed Ali gibi etkili kişiler tarafından da desteklendi. Ebü’l-Kelâm Âzâd bir fetva yayımlayarak Afganistan’a hicretin vâcip olduğunu, Hindistan’da sadece geçerli bir mazereti bulunanlarla mücadeleyi sürdürmek isteyenlerin kalabileceğini söyledi (Teberrükât-ı Âzâd, s. 203-204).

Hicret temayüllerinin güçlenmesi üzerine kampanyalar düzenlendi ve çeşitli şehirlerde hicret büroları açıldı; özellikle cami ve medreselerde yoğun bir propaganda başlatıldı. Hareketin en hararetli savunucusu Amritsar’dan Gulâm Muhammed Azîz adlı bir gençti. Sonradan Azîz Hindî ismiyle tanınan Gulâm Muhammed müslümanların bu harekete katılmalarını sağlayabilmek için büyük gayret gösterdi; hatta ilk günlerde yola çıkanlara yardımcı olunacağına dair Afgan hükümetinden destek sözü aldı. Hicret taraftarlığına tesir eden faktörlerden biri de Hindû toprak ağalarının, fakir halkın Afganistan’da daha iyi imkânlara kavuşacağı ümidini istismar ederek ucuz toprak satın alma hesaplarıyla yaptıkları teşviklerdir. Osmanlı Devleti’ne kabul ettirilen Sevr Antlaşması’nın (20 Mayıs 1920) açıklanmasından kısa bir müddet sonra Afganistan sınırına insan akını başladı. Ağustos 1920’ye gelindiğinde 25.000’e yakın kişi sınırı geçmişti. Afgan hükümeti önceleri muhacirlerin iç siyasete karışmamaları şartıyla bu durumu hoşgörü ile karşıladı; ancak daha sonra bu kadar insanla başa çıkamayacağını düşünerek sınırları kapattı. Bazı kaynaklarda, bu amaçla yola çıkanların sayısı 500.000 ile 2 milyon arasında tahmin edilmekteyse de (Briggs, XX/2 [1930], s. 168) daha gerçekçi verilere göre bu rakamın 60.000 civarında olduğu sanılmaktadır. Kadın ve çocukların çoğunlukta bulunduğu muhacirler yüzlerce kilometrelik yol boyunca açlık, aşırı sıcaklık ve çeşitli hastalıklarla mücadele ettiler. Bunların çektikleri sıkıntılar ve Afganistan’da karşılaştıkları beklenmedik durumlardan dolayı 20.000 kadarı geri döndü; ancak daha önce bütün mülklerini ellerinden çıkardıkları için zor duruma düştüler. Geri kalanların pek çoğu yollarda telef oldu; çok az bir kısmı da Orta Asya’ya ve Türkiye’ye gitmeyi tercih etti.

Tamamen hissiyatın hâkim olduğu bir ortamda acele ile ve düzensiz bir şekilde başlatılan hicret hareketi sonuçta tam anlamıyla bir faciaya dönüşmüş ve hem katılanları hem de onların yakınlarını perişan etmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

India Office Library and Records (London), Public Series (1920); Muhammed Ali, Freedom of Faith and its Price, London 1920, s. 117; Gulâm Hüseyin Suhte, Destân-ı Hicret, Amritsar 1921; P. C. Bamford, The Histories of Nonco-operation and The Khilafat Movements, Delhi 1925, s. 158; A. Toynbee, Survey of International Affairs of 1925, London 1927, V/1, s. 255; Ebü’l-Kelâm Âzâd, Teberrükât-ı Âzâd (nşr. G. R. Mihr), Haydarâbâd 1959, s. 203-204; Mushir U. Haq, Muslim Politics in Modern India 1857-1947, Lahor, ts., s. 99, 122-124; W. C. Smith, Modern Islam in India, Lahore 1963, s. 226; Azîz Hindî Amritsarî, Teĥrîk-i Hicret ki Târîħ (nşr. S. R. A. Ca‘ferî, Evrâķ-ı Gumgeşteh içinde), Lahor 1968, s. 753-932; Iqtidar Husain Qureshi, Ulema in Politics, Karachi 1972, s. 262-265; Azmi Özcan, Pan-İslâmizm, Osmanlı Devleti, Hindistan Müslümanları ve İngiltere 1877-1924, Ankara 1997, s. 241-243; a.mlf., “İngiliz Yönetimi Altındaki Hindistan’da Dârü’l-İslâm-Dârü’l-Harb Tartışmaları”, Yeni Toplum, I, İstanbul 1992, s. 140-146; F. S. Briggs, “The Indian Hijret of 1920”, MW, XX/2 (1930), s. 164-168; M. N. Qureshi, “The Ulama of British India and the Hijrat of 1920”, Modern Asian Studies, XII/1, Cambridge 1979, s. 41-59.

Azmi Özcan  


HİNDİSTAN HİLÂFET HAREKETİ

Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü ve hilâfetin otoritesini savunmak üzere Hindistan’da oluşturulan dinî-siyasî hareket.

I. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra Osmanlı Devleti’nin dağılması, İslâm dünyasının büyük bir kısmını karışıklık ve ümitsizlik içinde bıraktı. Bağımsız olan yegâne İslâm devleti durumundaki Osmanlı Devleti, yabancı hâkimiyeti altına düşmüş müslümanların gurur ve teselli kaynağı idi; İslâm’ın dünyevî gücünün sembolü ve evrensel hilâfet merkezi olarak özellikle İngiliz Hindistanı’ndaki Hindû çoğunluk içinde yaşayan müslümanlara bir güvenlik duygusu veriyordu. Fakat XIX. yüzyılın ikinci yarısında Hint müslümanları, bu devletin parçalanması halinde Hindûlar karşısında kendi siyasî güçlerinin büyük ölçüde azalacağı korkusuna kapıldılar. Bu sebeple panislâmizm, onlar için romantik bir ideal ve psikolojik bir takviye olmanın yanında millî kimliklerini kazanma aracı haline geldi. Bu duyguyla Hint müslümanları XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Hindistan ve İngiltere hükümetleri nezdinde Osmanlı Devleti lehine kamuoyu oluşturmaya başladılar. O dönemde asıl üzerinde durdukları konu, Osmanlılar’ın Arabistan yarımadasındaki hâkimiyetlerine ve halifenin dinî-siyasî otoritesine herhangi bir şekilde zarar gelmemesiydi. Her ne kadar I. Dünya Savaşı çıktıktan sonra bazı İngiliz devlet adamlarının verdiği teminatlar biraz rahatlama getirdiyse de daha sonra durum beklenen şekilde gelişmedi. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti’nin yenilgiyi kabul etmesi üzerine İtilâf devletlerinin, özellikle İngiltere’nin takındığı istilâcı tutum Hint müslümanları arasında büyük bir galeyana sebep oldu. Çünkü Hint müslümanları açısından kendilerinin savaştaki hizmetlerine ve İngiliz devlet adamlarının buna karşılık verdikleri sözlere rağmen Türkiye’nin bütünlük ve bağımsızlığının tehlikeye düştüğü açıkça ortaya çıkmıştı. İtilâf devletleri içinde Hindistan’ın ve Türkiye’nin başına gelen felâketlerden en başta İngiltere sorumlu olduğu için halkın heyecanı kısa sürede İngiliz karşıtı bir nitelik kazandı.

Hilâfeti savunma konusu önce Türk sempatizanı olarak tanınan küçük bir grup tarafından ortaya atıldı. Kısa zamanda geniş ufuklu fikirlere sahip bazı politikacılar tarafından da benimsendi ve



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir