TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HIDRELLEZ ::.

cilt: 17; sayfa: 315
[HIDRELLEZ - Ahmet Yaşar Ocak]


benzer pek çok örneğe her yerde rastlamak mümkündür.

Hıdrellez merasimleri Hızır ile İlyâs’ın buluşmasına atfen hemen daima toplu olarak gerçekleştirildiği için bazı kasaba ve şehirlerin yakınında yeşillik bir mekândan oluşan ve “hıdırlık” denen, insanların bir arada yiyip içtiği, eğlendiği bir mesire yeri bulunur. Bu yerlerde icra edilen merasimler, eski devirlerde aynı zamanda evlenme yaşına gelmiş genç kız ve erkeklerin birbirlerini görüp beğenmelerine de imkân vermekteydi. Dolayısıyla hıdrellez merasimlerinin geleneksel Türk toplumlarında sosyal iletişim aracı olmak gibi pratik yönleri de bulunmaktaydı.

Hıdrellez inanış ve âdetleri folklorda olduğu gibi edebiyata da köklü biçimde yansımış ve Gılgamış destanından bu yana mitoslar halinde yazılı ve sözlü edebiyat geleneğinde yer almıştır. Anadolu’nun pek çok yerinde hıdırlık denilen mesirelerin bulunması ve hıdrellez başta olmak üzere bahar eğlencelerinin buralarda düzenlenmesi edebiyatta hıdrellez temasının canlı tutulmasına sebep olmuştur.

Dede Korkut’tan itibaren Ebû Müslim, Battal Gazi, Dânişmend Gazi, Sarı Saltuk, Köroğlu gibi kahramanların hayatı etrafında teşekkül eden destanî romanlarda gerek Hızır ve İlyâs’ın kişilikleri, gerek hıdrellez günü, gerekse hıdırlıklarda devam eden sosyal faaliyetler ve gelenekler ekseninde yer yer hıdrellezin de zikredildiği görülür. Klasik Türk şairleri “evvel bahar”ı andıkları zaman genellikle hıdrellez günlerini kastetmekte ve baharı konu edinen şiirlerinde (bahâriyye) ekseriya bu günleri anlatmaktadırlar.

Bazı mesnevilerde de hıdrellez ve hıdırlık bir çevre öğesi olarak anılır. Meselâ Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa’nın Hurşîdnâme’sinde Hurşid, uğruna ölen âşıkının mezarına türbe yaptırır ve adını Hıdrellez koyup burada sık sık Ferahşâd ile buluşur. Halk şiiri geleneğinde “bâdeli âşık”ların Hızır elinden dolu içmeleri (klasik şiirde de ağzına Hızır’ın tükürdüğü kişinin güzel şiir söyleyeceği rivayeti) ve zaman zaman hıdırlık mevkiinde saz çalıp şiir söylemeleri gelenektendir. Hıdrellez ile alâkalı zengin folklor malzemesinin bulunduğu en önemli eser Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sidir (bk. II, 232-233; III, 90 vd.).

Hıdrellez şenlikleri yapılırken özellikle dilek tutan genç kızlar tarafından söylenen aşk ve hasret dolu mâniler anonim halk edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturur. Bu tür mânilere bütün Türk dünyasında rastlamak mümkündür. Bunun yanında halk şiiri geleneğine uyularak bazı saz şairlerince hıdrellezi konu alan şiirler de söylenmiştir. Divan edebiyatında da hıdrellez çeşitli özellikleriyle birçok beyitte yer almıştır. Osman Şems Efendi’nin bir hıdrellez günü İstanbul’dan Bursa’ya gitmek için vapura binerken söylediği, “Devran bizi yârân-ı kadîmden ayırdı / Oldukları gün Hızır ile İlyâs mülâkī” beyti bunun bir örneğidir. Modern Türk şiirinde de hıdrellezden ilham alan manzumeler tertiplenmiştir; Arif Nihat Asya’nın “Hıdırellezde Kızlar” adlı şiiri bunlardan biridir.

BİBLİYOGRAFYA:

BA, MD, nr. 5, s. 295, 305; nr. 58, s. 83; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, II, 232-233; III, 90 vd.; Hâzinî, Cevâhirü’l-ebrâr min emvâci’l-bihâr, İÜ Ktp., TY, nr. 3893, s. 196; Şeyhoğlu S. Mustafa, Hurşidnâme: Hurşid ü Ferahşâd (haz. Hüseyin Ayan), Erzurum 1979, s. 36, 49, 192; D’Ohsson, Tableau général, I, 187-188; Sadettin Nüzhet Ergun, Pir Sultan Abdal, İstanbul 1929, s. 48; Pertev Naili Boratav, İzahlı Halk Şiiri Antolojisi, Ankara 1943, s. 137; U. Harva, Les représentations religieuses des peuples altaïques, Paris 1959, s. 377-379; E. O. James, Mythes et rites dans le proche orient ancien, Paris 1960, s. 42, 190-192; G. Widengren, Les religions de l’Iran, Paris 1968, s. 28, 35, 86, 126; M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı, İstanbul 1972, s. 117; Ehliman Ahundov, Azerbaycan Halk Yazını Örnekleri (trc. S. Tezcan), Ankara 1978, s. 26; Altan Gökalp, Têtes rouges et bouches noires, Paris 1980, s. 188-201; a.mlf., “Hızır, Ilyas, Hıdrellez: les maitres du temps, le temps des hommes”, Quand le crible était dans la paille...: Hommage à P. Naili Boratav, Paris 1978, s. 211-231; Ahmet Yaşar Ocak, İslâm-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü, Ankara 1990, s. 141-159; I. Mélikoff, “Le problème Kızılbaş”, Turcica, VI (1975), s. 60-61; Tuncer Baykara, “Hıdrellez ve Türk Kültürü”, MK, sy. 72 (1990), s. 4-6; M. Emine Cingöz, “Eskişehir’de Hıdrellez Kutlamaları”, a.e., s. 7-9; Ali A. Çınar, “Bursa Yöresinde Hıdrellez ile İlgili Bazı İnanışlar”, a.e., s. 13-15; Filiz Meydan, “Tekirdağ’da Hıdrellez Geleneği”, a.e., s. 19-22; Müjgan Üçer, “Sivas’ta Hıdrellez Geleneği”, a.e., s. 30-32; Nihal Kadıoğlu, “Zonguldak’ta Hıdrellez Geleneği”, a.e., s. 37-39; A. Esat Bozyiğit, “Hıdrellez Yazıları Bibliyografyası”, a.e., s. 44-48; T. Jacobsen, “Dumuzi”, ER, IV, 512-513; I. Friedlaender, “Khıdr”, ERE, VII, 693-695.

Ahmet Yaşar Ocak  


HIFZ

(bk. HÂFIZ).  


HIFZ

(الحفظ)

Allah’ın, velî kullarını günahta ısrar etmekten koruması anlamında tasavvuf terimi.

Sûfîlere göre Allah, peygamberleri günah işlemekten koruduğu gibi (ismet*) velî kullarını da günah işlemekte ısrar etmekten korur. Velînin bu şekilde korunmasına hıfz, onu koruyan Allah’a hâfız, korunan velîye de mahfûz denir (Tehânevî, III, 311).

Allah’ın dostluğunu kazanmış takvâ sahibi bir mümin olan velînin beşer olması itibariyle günah işlemesi mümkündür. Cüneyd-i Bağdâdî, “Velî zina eder mi?” sorusu karşısında bir süre düşündükten sonra, “Allah’ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir” (el-Ahzâb 33/38) meâlindeki âyeti okuyarak bunun mümkün olduğuna işaret etmiştir (Kuşeyrî, s. 526). Ancak velînin günah işlemeye devam etmesi düşünülemez.

Bir velînin günahsız ve hatasız kabul edilmesi mümkün değildir; aksi takdirde velî peygambere eşit duruma getirilmiş olur. Fakat onun avam gibi sık sık günah işlemesi de salâh ve takvâ sıfatına aykırıdır. Sûfîler, takvâ konusundaki hassasiyetini sürdürmesi şartıyla velînin Allah’ın koruması altında bulunacağını düşünürler. “Allah sâlih kullarının işlerini üstlenir” (el-A‘râf 7/196) meâlindeki âyetle, şeytanın Hakk’ın dostu olan kulları azdıramayacağını belirten (el-Hicr 15/42; en-Nahl 16/99; el-İsrâ 17/65) ve günah işlemekte ısrar etmeyenleri öven (Âl-i İmrân 3/135) âyetler sûfîlerce velîlerin mahfuz olduğuna delil gösterilmiştir.

Kelâbâzî’ye göre peygamberin mâsum olması gibi velî de mahfuzdur; şeytan onu azdıramaz (et-TaǾarruf, s. 75, 99). Hücvîrî de benzer görüşleri tekrar eder. Kuşeyrî’ye göre velîlerin peygamberler gibi tamamen günahsız olmaları zorunlu değildir; fakat sürekli olarak yanılma, yanlış ve günah üzerinde ısrar etmemeleri velâyetin gereğidir, mahfuz olmanın anlamı da budur. Hatta bu anlamda velînin mahfuz olması şarttır. Zira dinî hükümlerle çatışan kişi velî olmak bir yana tam bir aldanmışlık ve gaflet içindedir (er-Risâle, s. 519-520). Bâyezîd-i Bistâmî, velî olduğu sanılan bir kişinin kıble yönünde tükürmesini bile onun velî olamayacağının bir delili kabul etmiştir (a.g.e., s. 81).

Velîler nefislerini ne kadar arındırsalar yine de kendilerinde “bakıyye-i nefs”



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir