TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HASENE ::.

cilt: 16; sayfa: 377
[HASENE - Mustafa Çağrıcı]


201. âyetinin, “Ey rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver” meâlindeki kısmında geçen “dünyada hasene” sağlık, âfiyet, başarı, refah, iman ve ilim gibi meziyet ve fırsatlar, “âhirette hasene” de cennet şeklinde yorumlanmıştır (Taberî, II, 174-175). Fahreddin er-Râzî, dünyada hasenenin geniş kapsamı içinde hayırlı evlâdı ve temiz eşi zikreder. Aynı müfessir, döneminin gelişmiş kültürünün etkisiyle kesintisiz lezzet, tâzim, Allah’ı zikredip O’nunla ünsiyet kurma, Allah sevgisi ve rü’yetullahı da âhirette hasenenin şümulüne katar (Mefâtîĥu’l-ġayb, V, 188-189). Âl-i İmrân (3/120) ve Nisâ (4/78, 79) sûrelerindeki hasene, özellikle zafer sevincini ve müslümanların sayısının artmasından duyulan mutluluğu ifade eder. Son iki âyetteki hasene bolluk, nimet, âfiyet, esenlik, zafer veya özel olarak Bedir zaferi; seyyie de darlık, meşakkat, ezâ, hoşnutsuzluk, hezimet veya Uhud yenilgisi şeklinde de yorumlanmıştır (Taberî, V, 110-112). “Sonra biz kötülüğü kaldırıp yerine iyilik getirdik” (el-A‘râf 7/95) meâlindeki âyette geçen hasene, isyan ve inkârda direnen eski milletlere bir fırsat olmak üzere verilen “bolluk, zenginlik ve sağlık”; seyyie de “yoksulluk, kıtlık ve hastalık” anlamında kullanılmıştır (Taberî, IX, 5-6; Fahreddin er-Râzî, XIV, 154; Kurtubî, VII, 252).

Bazı âyet ve hadislerde kötülüğün karşılığının aynıyla bir kötülük olduğu (eş-Şûrâ 42/40), iyiliğin karşılığının ise kat kat fazlasıyla verileceği bildirilmiştir. Bu fazlalık bir âyette on misli olarak belirtilir (el-En‘âm 6/160). Başka âyetlerde herhangi bir miktar bildirilmeden hasenenin kat kat fazlasıyla (en-Nisâ 4/40), daha iyisiyle (en-Neml 27/89), daha güzeliyle (eş-Şûrâ 42/23) mükâfatlandırılacağı ifade edilir. Kaynaklarda bir hasenenin en düşük karşılığının on misli olacağı, ikinci âyetler grubunun bundan daha büyük miktarları gösterdiği belirtilmiştir. Ebû Hüreyre’den bu fazlalığı binlerle ifade eden rivayetler nakledilmiştir (Fahreddin er-Râzî, X, 104; Kurtubî, V, 196-197). Kurtubî, En‘âm sûresinin 160. âyetini açıklarken Ebû Saîd el-Hudrî’den, cennet ehlinin niyazları sonucu, kalbinde zerre kadar bir hayır (iman) bulunan kimsenin bile cehennemden kurtarılacağına dair bir rivayet nakleder. Aynı müfessirin kaydettiğine göre ashaptan İbn Abbas ve İbn Mes‘ûd söz konusu âyetin, güneşin üzerine doğduğu bütün şeylerin en hayırlılarından olduğunu belirtmişlerdir. Bu ifadeden, ashabın söz konusu âyeti uhrevî kurtuluş için büyük bir ümit işareti olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Ancak diğer bazı benzerleri yanında bilhassa, “Kim -Allah’ın huzuruna- iyilikle gelirse ona daha iyisi verilir... Kötülükle gelenlerse yüzükoyun ateşe atılırlar. Sadece yaptığınızın karşılığını görürsünüz” (en-Neml 27/89-90) meâlindeki âyetle Kasas sûresinin aynı mahiyetteki 84. âyetine bakarak yukarıdaki yaklaşımların aşırı iyimser olduğunu düşünmek mümkündür. Hadis şârihlerinin ayrıntılı olarak incelediği (meselâ bk. Nevevî, II, 148-152; İbn Hacer, XXIV, 115-123) bazı hadislere göre istenip de yapılmayan seyyie yazılmayacak, yapılan da bir tek seyyie olarak kaydedilecek; buna karşılık istenip de yapılmayan hasene bir hasene olarak, yapılan ise on mislinden 700 misline kadar katlanmış olarak yazılacaktır (Müsned, I, 227; III, 149; Buhârî, “Riķāķ”, 31, “Tevĥîd”, 35; Müslim, “Îmân”, 203-209; Tirmizî, “Tefsîr”, 6/10). Bu hadislerin birinde “700 misli” ifadesinden sonra “daha çok katlanarak” ifadesi de yer alır (Buhârî, “Riķāķ”, 31; Müslim, “Îmân”, 208). Hadis âlimlerinin çoğu buna dayanarak 700 sayısının sınırlayıcı olmadığını belirtir. İbn Hacer’in bir görüşüne göre hasene bir fiil ve davranış olarak on misliyle ödüllendirilir; ancak bu davranışın arkasındaki iyi niyet, ihlâs, azim ve kararlılık, gönül huzuru gibi duygu ve düşüncelere, ayrıca yapılan işin hayır ve menfaatinin şümulüne vb. niteliklerine göre hasenenin ecri daha yüksek olabilir (Fetĥu’l-bârî, XXIV, 118). Bazı âlimler, ilgili hadislerin lafzına dayanarak niyet edilmekle birlikte işlenmeyen hiçbir seyyie için günah yazılmayacağını ileri sürmüşlerse de Kādî İyâz, Gazzâlî, İbnü’l-Cevzî gibi tanınmış simaların dahil olduğu çoğunluğa göre beden gibi kalbin de amelleri vardır; gerek hasene gerek seyyie yönündeki niyet ve karar kalbin amellerindendir. Kur’an’da da işaret edildiği gibi insan (bk. el-Bakara 2/225; en-Nûr 24/19; el-Hucurât 49/12), hangi türden olursa olsun kesin biçimde niyet edip karar verdiği seyyieden sorumludur; affedilecek olanı, böyle bir kesinlik düzeyine ulaşmamış bulunan eğilimdir. Bunun icra edilmesi ise ikinci bir kötülüktür. Eğer böyle bir niyetten Allah korkusu, âhiret kaygısı gibi bir sebeple vazgeçilirse bundan kazanılan sevapla kötü niyetin günahı telâfi edilmiş olur. İlgili hadislerin birinde böyle bir vazgeçiş için “kâmil bir hasene” yazılacağı belirtilmiştir (Buhârî, “Riķāķ”, 31; Müslim, “Îmân”, 207).

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ĥsn”, “svǿe” md.; Kāmus Tercümesi, IV, 590-591; Wensinck, el-MuǾcem, “ĥsn” md.; M. F. Abdülbâkī, el-MuǾcem, “ĥsn” md.; Müsned, I, 18, 26, 227; III, 149, 414; IV, 145; Buhârî, “Riķāķ”, 31, “Tevĥîd”, 35; Müslim, “Îmân”, 203-209, “Ǿİlim”, 15, “Zekât”, 69, “Müsâfirîn”, 56; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 44; İbn Mâce, “Muķaddime”, 14, “Zühd”, 22; Tirmizî, “Tefsir”, 6/10, “Fiten”, 7, “Birr”, 55; Nesâî, “Zekât”, 64; Taberî, CâmiǾu’l-beyân (Bulak), II, 174-175; V, 110-112; VIII, 79-81; IX, 5-6; Gazzâlî, İĥyâǿ, Kahire 1387/1967, III, 53-58; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, V, 188-189; X, 104; XIV, 8, 154, 184; Kurtubî, el-CâmiǾ, V, 196-197; VII, 252; Nevevî, Şerĥu Müslim, II, 148-152; İbn Teymiyye, el-Ĥasene ve’s-seyyiǿe, Beyrut 1405/1985; İbn Hacer, Fetĥu’l-bârî, XXIV, 115-123; Şevkânî, Fetĥu’l-ķadîr, Beyrut 1412/1991, III, 78; T. Izutsu, Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar (trc. Selâhattin Ayaz), İstanbul, ts. (Pınar Yayınları), s. 291-306.

Mustafa Çağrıcı  


HASENÎLER

(الحسنيّون)

Fas’ta Muhammed en-Nefsüzzekiyye’ye (ö. 145/762) mensup şerifler sülâlesi.

Hz. Hasan’ın soyundan gelen kişiler için kullanılan Hasenî nisbesi Fas’ta daha özel bir anlam kazanmış ve Hz. Hasan’ın torunu Abdullah b. Hasan’a oğlu I. İdrîs ile bağlanan İdrîsîler’den ayırt edilmeleri için sadece oğlu Muhammed b. Abdullah en-Nefsüzzekiyye’nin ahfadına Hasenî denilmiştir. Rivayete göre Sicilmâseli müslümanlar, hac dönüşünde konakladıkları Yenbû’da Muhammed en-Nefsüzzekiyye’nin torunlarından Hasan b. Kāsım ed-Dâhil ile tanışmış, kutsiyet ve faziletinden faydalanmak için onu kendi memleketlerine yerleşmeye ikna etmişlerdir (664/1265-66). Bilgili bir zat olan Hasan ed-Dâhil, Maslah denilen yerde 706 veya 707 (1306 veya 1307) yılında vefat etti ve Sicilmâse’de defnedildi. Mevlây Hasan ed-Dâhil cehaletle mücadele etmiş, huzurun temini ve ziraatin gelişmesi yolunda gayret sarfetmiştir. Kaynaklarda onun siyasî faaliyette bulunduğuna dair herhangi bir bilgi yoktur. Kısa bir süre sonra da bir grup Der‘alı, yine hac farîzasını eda etmek için Hicaz’a gittiği vakit Hasan ed-Dâhil’in amcasının oğlu Zeydân b. Ahmed ile irtibat kurmuş ve aynı sebeplerle onu ülkesine davet etmiştir. Hasan ed-Dâhil’in soyundan gelenler, 1075 (1664) yılında Aleviyye adıyla da bilinen Filâlîler hânedanını kurmuş olup bu hânedan günümüzde de Fas’ı yönetmeye devam etmektedir.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir