TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HASANKEYF ::.

cilt: 16; sayfa: 365
[HASANKEYF - Yusuf Oğuzoğlu]


Hısnıkeyf, halk arasında da Hasankeyf şekline dönüşmüştür.

Şehir Yukarı Mezopotamya’dan Anadolu’ya geçiş güzergâhı üzerinde ve Dicle nehrinin kenarında stratejik bir noktada kurulmuştur. Kale, Sâsânîler’in Anadolu’daki Roma topraklarını tehdit eden bir güç haline geldikleri sırada İmparator II. Konstantios (337-361) tarafından inşa ettirilmiş ve Erzen bölgesinin merkezi yapılmıştır (Honigmann, s. 2-3). Şehirde bu döneme ve daha öncesine ait tarihî eser bulunmaması, o sırada henüz küçük bir müstahkem mevki özelliği taşıdığını göstermektedir. Hıristiyanlık bölgede IV. yüzyıldan itibaren yayılmaya başladı. Ancak üç ayrı din ve beş mezhebin mevcudiyeti burada kanlı çatışmaların çıkmasına yol açtı. Hıristiyanlar beş mezhebe ayrılmışlardı; ayrıca bölgede Şemsîler ile (güneşe tapanlar) yahudiler de bulunuyordu. Hasankeyf’te V. yüzyılda Nestûrî piskoposu oturuyordu. Mezopotamya’yı Bitlis-Van üzerinden İran ve Kafkasya’ya bağlayan yolun güzergâhında yer alan Hasankeyf, Anadolu’daki Bizans varlığının iktisadî ve idarî bakımdan çökmüş olması sebebiyle bu dönemde adı geçen bölgelere açılamadı.

Hasankeyf ve çevresi, Hz. Ömer’in halifeliği sırasında İyâz b. Ganm’ın kumandasındaki İslâm ordusu tarafından fethedildi (19/640). Kaynaklarda, şehrin fetihten X. yüzyıla kadar uzanan tarihi hakkında bilgi yoktur. Bu yüzyılda meşhur coğrafyacı Makdisî, Hasankeyf’in müstahkem bir kalesiyle çok sayıda kilisesinin bulunduğunu ve çarşıları, hanları, taştan ve tuğladan yapılmış evleriyle güzel bir şehir olduğunu söyler (Aĥsenü’t-teķāsîm, s. 141). Yüzyılın başlarında Abbâsî Halifeliği’nin siyasî gücü azalmış, Irak bölgesinin önemli bir kısmı Hamdânîler’in kontrolüne girmişti. Bizans kuvvetleri, İmparator I. Romanos Lakapenos döneminde (920-944) Hamdânî Emîri Seyfüddevle’nin Bağdat’a müdahalesinden faydalanıp Hasankeyf’e yakın yerleri ele geçirdiler (931); Bizans saldırıları XI. yüzyılda da sürdü. Güneyde ise Hamdânîler’in zayıflamasını ve Büveyhîler’in kuvvetlenerek Bağdat’a yönelmesini fırsat bilen Mervânîler Musul ve Diyarbekir ile birlikte Hasankeyf’i de zaptettiler. Ancak Mervânî döneminde şehir ve yöresi Türkmen beylerinin nüfuzu altına girmeye başladı. 1043’ten sonra Boğa, Anasıoğlu ve Göktaş’ın idaresindeki Türkmenler Musul-Diyarbekir arasına hâkim oldular; Tuğrul Bey de bu bölgeyi adı geçen beylere iktâ etti (Sümer, s. 96). 1071’den sonra Bizans’ın Anadolu’daki siyasî varlığının çöküşünün ardından Türkmen boylarının bu topraklara göçleri sırasında Hasankeyf’in çevresine ayrıca Yıva, Döğer ve Kayı boyu mensupları da yerleştiler. Nihayet Sultan Melikşah zamanında Selçuklular Mervânî hâkimiyetine son verip bölgedeki diğer şehirlerle birlikte burayı da aldılar (1085).

Musul Emîri Kürboğa’nın ölümü üzerine (495/1102) Musul eşrafı, şehrin valiliği için Emîr Karaca’ya karşı Kürboğa’nın Hasankeyf nâibi Türkmen Mûsâ’yı destekleyip şehirlerine davet ettiler. Ancak Cizre Emîri Çökürmüş karşı saldırıya geçince Mûsâ, Sökmen b. Artuk’tan yardım istedi ve karşılığında kendisine 10.000 dinarla birlikte Hasankeyf’i vermeyi vaad etti. Sökmen’in desteğiyle Çökürmüş’ü bozguna uğratan Mûsâ kısa bir süre sonra öldürülünce Sökmen Hasankeyf’e gidip şehri teslim aldı; böylece burada Artuklular’ın Hısnıkeyfâ kolu kurulmuş oldu (495/1102). Urfa Kontu Baudouin du Bourg ile Tel Bâşir Kontu Joscelin, Harran Savaşı’nda (9 Şâban 497/7 Mayıs 1104) Sökmen b. Artuk ve Çökürmüş tarafından esir alınmış ve Sökmen Joscelin’i Hasankeyf’e götürerek hapsetmiştir (Urfalı Mateos Vekayinâmesi, s. 224). Artuklu Emîri Dâvud zamanında Urfa Kontu Joscelin de Courtenay Âmid yakınlarına kadar gelmiş, ancak geri püskürtülmüştü (1129). Dâvud’un yerine geçen oğlu Fahreddin Karaarslan, İmâdüddin Zengî’ye karşı Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud ile ittifak yaptı. Meşhur tarihçi İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, Muharrem 562’de (Kasım 1166) kendisinin Hasankeyf nâzırlığına tayin edildiğini ve bu sırada Emîr Çubuk’un soyundan bir cemaatin de Fahreddin Karaarslan’ın oğullarının hizmetinde olduğunu söylemektedir (Târîħu Meyyâfâriķīn, s. 213). Emîr Nûreddin Muhammed, Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin hizmetine girdi. Daha sonraki emîrlerden Nâsırüddin Mahmud da sırasıyla Eyyûbîler’e, Anadolu Selçukluları’na ve sonra tekrar Eyyûbîler’e tâbi oldu (1220). Hasankeyf Artukluları’nın son emîri Mesud zamanında, Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Kâmil Nâsırüddin Muhammed önce Âmid’i, daha sonra Hasankeyf’i zaptederek Artuklular’ın buradaki hâkimiyetine son verdi ve şehri oğlu el-Melikü’s Sâlih’in idaresine bıraktı (629/1232).

Artuklular, vergileri komşularına nisbetle düşük tutarak Diyârırebîa halkının bölgeye yerleşmesini sağlamışlardı. Yeni nüfusun bölgeye taşıdığı imkânlar bura-yı birden bire bir kale kasabası durumundan çıkararak şehir haline getirdi. Başta Bozulus Türkmenleri olmak üzere, her yıl kışladıkları Yukarı Mezopotamya sahasından Bingöl yaylası ile Murad Suyu vadisi (Muş-Malazgirt) taraflarına yaylamak amacıyla giden göçebelerin nehri geçmeleri için Artuklu Emîri Fahreddin Karaarslan döneminde yaptırılan ünlü Dicle Köprüsü (Hasankeyf Köprüsü) bu dönemin eseridir. Burada inşa edilen çarşılar, hanlar, hamamlar ve mahalleler modern şehircilik uygulamasına örnek gösterilmektedir. Artuklular zamanında Hasankeyf’teki medreselerden birçok âlim yetişmiştir. İleriki dönemlere ait Osmanlı tahrir ve evkaf defterlerinde yer alan bilgilerden de anlaşıldığı üzere şehir Artuklu ve Eyyûbî dönemlerinde âdeta yeni baştan inşa edilmiştir. Büyük masraf gerektiren imar faaliyetleri Hasankeyf’in zenginliğinin bir göstergesidir. Her yıl binlerce göçebeyle kervanların ve Dicle boyunca mal nakliyatı yapan keleklerin buradan geçmesi hem emîrlere hem şehir halkına önemli bir kazanç sağlıyordu. Selçuklular’ın bölgeye sevkettikleri göçebelerin ürettikleri yün ve deri gibi ham maddeler çevredeki şehirlerle birlikte burada işleniyordu. Evkaf kayıtlarından, şehirde değişik üretim yapan çeşitli esnaf çarşılarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Kır kesimindeki iktâlardan ve şehirdeki üretimden sağlanan vergi gelirleri vakıflar yoluyla buranın imarı için harcanmaktaydı.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir