TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HAMDULLAH EFENDİ, Şeyh ::.

cilt: 15; sayfa: 452
[HAMDULLAH EFENDİ, Şeyh - Muhittin Serin]


Yâkūt üslûbunda kelimelerin birbirini itip birbirinden kaçmak istemelerine karşılık Şeyh Hamdullah üslûbunda birbiriyle kaynaşan harflerle kelimeler satır nizamında tek bir gövde gibi yer alır.

Yâkūt mektebinde nesihte olduğu gibi sülüste de harflerin gövde yapıları, biçim ve oranları ortaya konmuştur. Ancak harflerin nisbetlerinde görülen tereddüt ve bocalama Şeyh Hamdullah mektebiyle ortadan kaldırılmış, harfler klasik nisbetlerini bulmuştur. Ayrıca harf gövdelerinin duruşu değişmiş, satır ve sayfa nizamında birliğini bulamamış sülüs yazı, Şeyh Hamdullah ekolünde dağınık ve gevşeklikten kurtularak bütünleşmiştir.

Şeyh Hamdullah aralarında sultan, şehzade, devlet adamı, âlim, meşâyih ve şairlerin de yer aldığı pek çok talebe yetiştirmiştir. Tezkirelerde adı geçen kırk üç talebesi arasında oğlu Mustafa Dede ile damadı Şükrullah Halife, Şeyh Hamdullah mektebinin önemli temsilcileridir. Hamdullah Efendi’den sonra gelen Osmanlı hattatları da onun vadisinde yürüyüp yeni üslûb ve şiveler yaratmışlardır. Mehmed Handan, Ali b. Mustafa, Behrâm b. Abdullah, Hüseyin Şah, Câfer Çelebi, Sultan Korkut, Mehmed b. Ramazan, Receb b. Mustafa, Mahmud Defterî ve Mustafa b. Nasûh onun başarılı talebelerindendir. Ayrıca Derviş Mehmed, Hasan Üsküdârî, Hâlid Erzurûmî, Derviş Ali, Mustafa Suyolcuzâde, Hâfız Osman, Seyyid Abdullah Hâşimî, Hoca Mehmed Râsim, Kazasker Mustafa İzzet, Mehmed Şefik, Mehmed Şevki gibi meşhur hattatlar Şeyh Hamdullah mektebine canlılık ve yenilik kazandırmışlardır.

Şeyh Hamdullah ile çağdaşları Abdullah, Celâl ve Muhyiddin Amâsî, Mustafa Dede, Ahmed Karahisârî ve Bursalı Şerbetçizâde İbrâhim Efendi Anadolu’nun yedi hat üstadı (esâtîze-i Rûm) olarak kabul edilmiştir. Osmanlı hat mektebinin teşekkülünde önemli hizmetleri olan bu sanatkârların her biri verdikleri eserler ve yetiştirdikleri talebelerle çevrelerinde geniş bir hat muhiti meydana getirmişlerdir. Bunlar, Yâkūt el-Müsta‘sımî’nin de içinde bulunduğu yedi üstada (esâtîze-i seb‘a) karşılık Anadolu’nun yedi büyük sanatkârı sayılmıştır.

Müze, kütüphane ve özel koleksiyonlarda aklâm-ı sitte ile yazılmış pek çok eseri bulunan Şeyh Hamdullah’ın kırk yedi mushaf, 1000 kadar En‘âm, Kehf ve Nebe’ sûreleri, evrâd, ezkâr ve dua mecmuası, tûmâr, kıta ve murakka‘ yazdığı nakledilmektedir. Bu eserler arasında meşk için veya ticarî gayelerle Şeyh Hamdullah taklit edilerek yazılmış olanlar varsa da bunları onun yazılarından ayırmak güçtür. Bugün çeşitli müze ve kütüphanelerde Şeyh Hamdullah ketebeli veya başka bir hattat tarafından ona ait olduğu belirtilen otuz mushaf, elli En‘âm ve cüz, 121 murakka‘ ve kıta ile bazısı Fâtih Sultan Mehmed için istinsah edilmiş tıp ve hadise dair sekiz kitap, altı adet dua mecmuası bulunmaktadır (geniş bilgi için bk. Serin, s. 79-100).

BİBLİYOGRAFYA:

Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 298; Beyânî, Ħoşnüvîsân, IV, 1064; Âlî, Menâkıb-ı Hünerverân, s. 25; Defter-i Müsveddât-ı İn‘âmât ve Tasaddukāt ve Teşrîfât ve Gayrih, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet, nr. O. 71, vr. 31a, 289a; Gülzâr-ı Savâb, s. 48-53; Suyolcuzâde, Devhatü’l-küttâb, s. 8; Ayvansarâyî, Mecmûa-i Tevârîh, TSMK, Hazine, nr. 1565, vr. 118a; a.mlf., Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 14, 104, 155; Müstakimzâde, Tuhfe, s. 185; a.mlf., Meşâyihnâme-i İslâm, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1716, vr. 2a, 3b; Mustafa Vâzıh, el-Belâbilü’r-râsiye fî riyâzı mesâili’l-Amâsiye, İÜ Ktp., TY, nr. 2574, vr. 63b; Mustafa Kânî b. Mehmed Ağa, Telhîs-i Resâilü’r-rumât, İstanbul 1262, s. 249; Mehmed Tâhir, Okçuluk Risâlesi, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet, nr. K. 585, vr. 6a; Mevlevî Hasîb-i Üsküdârî, Vefeyât-ı Ekâbir-i İslâmiyye, Millet Ktp., Ali Emîrî, T, nr. 620, vr. 16a; Abdullah el-Kâtib, Tezkire-i Rumât, İÜ Ktp., TY, nr. 334, vr. 11b; Osman Fevzi Olcay, Meşâhîr-i Amasya, İÜ Ktp., TY, nr. 9382; Sicill-i Osmânî, IV, 717; Amasya Tarihi, Süleymaniye Ktp., Mikrofilm Arşivi, nr. 3681-82, IX, vr. 230; Ahmed Bâdî Efendi, Riyâz-ı Belde-i Edirne, Beyazıt Devlet Ktp., nr. 10392, II, 251; Süleyman Kâni İrtem, Türk Kemankeşleri, İstanbul 1938, s. 21, 22; Melek Celâl, Şeyh Hamdullah, İstanbul 1948; Ayverdi, Fâtih Devri Hattatları, s. 31, 49; A. Süheyl Ünver, Hattat Şeyh Hamdullah ve Fâtih İçin İstinsah Ettiği İki Mühim Eser, İstanbul 1953; Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, Türklerde Yazı Sanatı, Ankara 1958, s. 42, 43; M. Uğur Derman, “Kanunî Devrinde Yazı Sanatımız”, Kanûnî Armağanı, Ankara 1970, s. 269-273; a.mlf., İslâm Kültür Mirâsında Hat Sanatı, İstanbul 1992, s. 34, 191; Habîbullah Fezâilî, Aŧlasu ħaŧ, İsfahan 1362 hş., s. 321; Muhittin Serin, Hattat Şeyh Hamdullah, İstanbul 1992; İsmail Baykal, “Hattat Şeyh Hamdullah”, Yedigün, XI/276, İstanbul 1938; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Bayezid II”, İA, II, 392.

Muhittin Serin  


HAMDULLAH HAMDİ

(ö. 909/1503)

Mesnevileriyle tanınan mutasavvıf şair.

853’te (1449) Göynük’te doğdu (Emîr Hüseyin Enîsî, s. 147). Akşemseddin’in en küçük oğludur. Asıl adı Mehmed Hamdullah olmakla birlikte daha çok Hamdi Çelebi adıyla anılmıştır. On iki yaşında babasını kaybeden Hamdi Çelebi, Yûsuf u Züleyhâ mesnevisinin “sebeb-i te’lîf” bölümünde ağabeylerinden himaye görmediğini, çok eziyet çektiğini, bu yüzden Hz. Yûsuf’un sıkıntılarını daha iyi anladığını ve kendisini birçok yönden ona benzettiğini söyler. Enîsî, onun Bursa’da Çelebi Sultan Mehmed Medresesi’nde müderrislik yaptığını, devrin tanınmış âlimlerinden Molla Hayâlî ile ilmî tartışmalarda bulunduğunu, rüyasında babasının, zâhirî ilimleri bırakarak halifelerinden İbrâhim Tennûrî’den mânen faydalanmasını tavsiye etmesi üzerine Kayseri’ye gidip İbrâhim Tennûrî’ye intisap ettiğini ve hilâfet aldıktan sonra Göynük’e döndüğünü bildirir (Menâkıb-ı Akşemseddin, s. 138-139).

M. Fuad Köprülü, Hamdi Çelebi’nin medreseyi terkederek Göynük’e çekilmesini böyle bir rüya ile açıklamanın mümkün olamayacağı, bunda onun devlet büyüklerinden ilgi ve yardım görmemiş olmasının rol oynadığı kanaatindedir. Yûsuf u Züleyhâ mesnevisini II. Bayezid’e sunan, fakat bir iltifat göremeyince padişahı övdüğü kısmı çıkararak yerine kötü talihinden şikâyet eden yeni bir bölüm koyan Hamdi Çelebi, Leylâ vü Mecnûn mesnevisinin baş tarafı ile Kıyâfetnâme’sinin sonunda sanatkâra ve sanat eserlerine pek değer verilmediğini belirterek yaşadığı devirden şikâyette bulunmuş, Nizâmî-i Gencevî Ħamse’sini, Firdevsî Şâhnâme’sini bu dönemde yazmış olsaydı bunlara bile itibar edilmeyeceğini söylemekten kendini alamamıştır. Kınalızâde, Hamdi Çelebi’nin hiçbir gelirinin olmadığını ve zaman zaman Yûsuf u Züleyhâ’sını yazıp satmak suretiyle geçimini sağladığını nakleder. Bütün bunlardan hayatının maddî sıkıntılar içinde geçtiği anlaşılmaktadır. Yûsuf u Züleyhâ’yı Ayasofya’nın top kandilleri altında yazdığını söyleyen Evliya Çelebi onu aynı devirde yaşayan Hamdi adlı başka bir şairle karıştırmıştır.

909’da (1503) Göynük’te vefat eden Hamdullah Hamdi babasının kabri yanına gömüldü. Latîfî, Mecdî ve Riyâzî’nin, onun Necâtî Bey’in ölüm yılı olan 914’te (1508) vefat ettiğini söylemeleri yanlıştır. Oğlu Zeynüddin Çelebi (ö. 977/1570) devrin önemli hattatlarındandır.

Hamdullah Hamdi, XV. yüzyılın ikinci yarısındaki edebî anlayış ve zevkin dışına çıkmamış ve bu dönemde Türk şiirine hâkim olan Câmî tesirinden kurtulamamıştır (İA, V/1, s. 185). Diğer tezkirecilerle



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir