TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HADIM HASAN PAŞA KÜLLİYESİ ::.

cilt: 15; sayfa: 7
[HADIM HASAN PAŞA KÜLLİYESİ - Semavi Eyice]


kalmış olan dershane, üç kemeri korunabilmiş bir revak ve hücreler bulunmaktadır. Girişi güneybatı yönüne açılan dershane, bir kenarı yaklaşık 5,5 m olan kare planlı bir mekândır. Önünde iki kubbeyle örtülen bir giriş mekânı yer almaktadır. Cadde genişletilirken dershanenin kuzeydoğu yönünden yaklaşık 4,5 m yola terkedilmiştir. Giriş cephesinden geri kalanlardan anlaşıldığına göre, kapının iki yanında birer alt pencere, yukarıda 3 üst pencere yer alıyordu. Kuzeybatı ve güneydoğu cephelerinden geri kalan kısımlarda, ilk pencerelerin başlangıçları korunmuştur. Aynı zamanda mescit olarak kullanıldığı belirtilen dershanenin kıble hariç diğer cephelerinde 3 alt, 3 üst pencere düzeni olduğunu sanıyoruz. Dershanenin örtüsü hakkında kesin bir şey söylemek olası değilse de, duvar köşelerinde pandantif başlangıcı bulunmaması, kubbeye geçişin büyük bir olasılıkla tromplarla sağlandığına işaret etmektedir. Batı ve kuzeybatı cephelerinde mevcut hücreler de tromplu kubbelerle örtülüdür” (DBİst.A, III, 489-490).

Taş bir merdivenle inilen bodrum üç mekânla bir dehlizden ibarettir. Alt katta ise gerçekten ne işe yaradıkları anlaşılamayan çeşitli büyüklükte mekânlar ve bunları bağlayan koridorlar bulunur. Bu mekânlardan bir tanesinde bir kuyu bileziği görülür. Girişin arkasındaki dikdörtgen büyük mekândan bir dehlizle yukarı kata çıkışı minare basamakları gibi helezonlu bir merdiven sağlar. Üst katta ortada iç avluyu temsil eden dikdörtgen bir boşluk vardır. Bunun bir kenarında, başlıkları çok geç döneme ait iki sütunun desteklediği üç kubbeli bir revak görülür. Çok az sayıdaki medrese hücreleri, bacaları hâlâ duran ocaklı ve dolaplı, kubbeli mekânlar halindedir. Yandaki daha küçük kubbeli odaların ne işe yaradığı anlaşılamadığı gibi binanın önü kesildikten sonra yapılan yamuk mekânın da fonksiyonu bilinmez. Yapı iki yanına bitişik yeni binalarla sarılı olduğundan medrese hücrelerinin evvelce yanlarda devam edip etmediği anlaşılmamaktadır. Ayrıca mevcut hücreler bir medrese için yetersizdir.

Bu medresenin mimarının kim olduğu bilinmemektedir. Klasik şemadan uzaklaşarak çeşitli yeniliklerle bir yapı meydana getiren ustanın, bu yıllarda Hassa mimarı olan ve Mimar Sinan’ın sanat akımını sürdüren Dâvud Ağa olabileceği akla gelmektedir. XVII. yüzyılda Köprülü, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Amcazâde Hüseyin Paşa külliyeleri gibi benzerlerine rastlanan yapılardan olan Hadım Hasan Paşa Medresesi’nin restore edilerek Türk sanatına kazandırılması gereklidir.

BİBLİYOGRAFYA:

Atâî, Zeyl-i Şekāik, s. 673; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, 316; Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 48; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 98; a.e.: Camilerimiz Ansiklopedisi (haz. İhsan Erzi), İstanbul 1987, I, 137; Sicill-i Osmânî, II, 125; Museé Benaki guide, Atina 1936, s. 77-78; İzzet Kumbaracılar, İstanbul Sebilleri, İstanbul 1938, s. 11; Danişmend, Kronoloji, III, 186, 498; Baltacı, Osmanlı Medreseleri, s. 220-223; Yüksel Yoldaş Demircanlı, İstanbul Mimarisi İçin Kaynak Olarak Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, İstanbul 1989, s. 324; Affan Egemen, İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri, İstanbul 1993, s. 352; Ömer Faruk Şerifoğlu, Su Güzeli, İstanbul Sebilleri, İstanbul 1995, s. 34; Mübahat S. Kütükoğlu, “1869’da Faal İstanbul Medreseleri”, TED, sy. 7-8 (1977), s. 324-325, nr. 53; a.mlf., “Dârü’l-Hilâfeti’l-‘Aliyye Medresesi ve Kuruluşu Arefesinde İstanbul Medreseleri”, İTED, VII (1978), s. 40; Zeynep Ahunbay, “Hadım Hasan Paşa Medresesi”, DBİst.A, III, 489-490 (Hadım Hasan Paşa Medresesi olarak verilen fotoğraf bu binaya ait değildir).

Semavi Eyice  


HADIM İBRÂHİM PAŞA KÜLLİYESİ

(bk. İBRÂHİM PAŞA KÜLLİYESİ).  


HADIM İBRÂHİM PAŞA MESCİDİ ve MEDRESESİ

(bk. ESEKAPISI MESCİDİ ve MEDRESESİ).  


HADIM SİNAN PAŞA

(ö. 922/1517)

Osmanlı vezîriâzamı.

Dubrovnik belgelerine göre aslen Bosnalıdır. Hadım olduğu için Habeşli olmayan harem ağalarının bulunduğu Akağalar Ocağı’na alındı. Daha sonra sancak beyliğiyle saraydan çıkarıldı ve çok geçmeden Bosna sancak beyliğine getirildi. Yavuz Sultan Selim, İran seferi için İstanbul’dan ayrılıp Maltepe konağına geldiğinde Anadolu Beylerbeyi Mustafa Paşa’yı görevden alarak yerine Hadım Sinan’ı getirdi (23 Nisan 1514). Sinan Paşa, emrindeki Anadolu askeriyle Seyitgazi yakınında Akçaviran konağında “alay gösterdi”. Ordu 10 Temmuz’da Akşehir sahrası Güzeller çayırında konaklayınca karakol hizmetine tayin edilerek ileriye gönderildi.

Çaldıran’da, Osmanlı klasik savaş düzeni gereği Sinan Paşa beylerbeyilik kuvvetleriyle ordunun sağ kolunda görev aldı. 2 Receb 920’de (23 Ağustos 1514) savaş başladığı zaman Safevî kuvvetlerinin solunda yer alan Diyarbekir hâkimi Ustaclu Mehmed Han’ın (Ustacluoğlu Mehmed) hücumuna uğradı. Fakat toplarla tam zamanında ateş açtırıp Safevî kuvvetlerini bozdu; bu arada Ustacluoğlu Mehmed yakalanıp öldürüldü. Çaldıran Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasında büyük payı olan Hadım Sinan Paşa, 25 Ağustos’ta toplanan divanda savaş sırasında hayatını kaybeden Hasan Paşa’nın yerine Rumeli beylerbeyiliğine getirildi.

Çaldıran dönüşünde yiyecek sıkıntısı çekilmemesi için Rumeli ve Anadolu



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir