TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HACI ÂRİF BEY ::.

cilt: 14; sayfa: 442
[HACI ÂRİF BEY - Bekir Sıdkı Sezgin]


Mustafa Servet Efendi, Santûrî Edhem Efendi, Leon Hancıyan, Giriftzen Âsım Bey ve Lemi Atlı gibi mûsikişinaslar da onun meşhur talebelerindendir.

Şiirle de uğraşan ve bir kısım bestelerinin güftesini bizzat yazmış olan Ârif Bey 1000’i aşkın şarkı ile 100’den fazla ilâhi ve diğer formlarda eser bestelemiş, ancak bunlardan yaklaşık üçte ikisi notasızlık yüzünden unutulmuştur. Bir tesbite göre günümüze ulaşan eserleri kırk dört makamdan meydana gelmiş olup (Öztuna, I, 103-108) bunlar arasında en çok nihâvend, kürdîli-hicazkâr, hicaz, sûzinak, karcığar, uşşak, hicazkâr, muhayyer, hüzzam, rast, sabâ, ısfahan ve hüseynî makamlarının tercih edildiği görülmektedir. Suphi Ezgi’nin Hacı Ârif Bey külliyatı üzerinde tamamlanmamış bir çalışması vardır.

BİBLİYOGRAFYA:

Hacı Ârif, Mecmûa-i Ârifî, İstanbul 1290; Ergun, Antoloji, II, 560-561; Ezgi, Türk Musikisi, I, 267; IV, 265-266; V, 431-434; Mahmut R. Gazimihal, Türk Askerî Muzıkaları Tarihi, İstanbul 1955, s. 100-101; İbnülemin, Hoş Sadâ, s. 66-72; Yılmaz Öztuna, Hacı Ârif Bey, Ankara 1986; Mehmet Nazmi Özalp, Türk Musikisi Tarihi, Ankara [1986], I, 246-253; Sadi Yaver Ataman, Mehmed Sadi Bey, Ankara 1987, tür.yer.; Rauf Yektâ, “Bestekâr ve Hânende Hacı Ârif Bey Merhum”, Şehbâl, sy. 39, İstanbul 1327, s. 294; a.mlf., “Hacı Ârif Bey”, a.e., sy. 53 (1328), s. 92-93; Ruşen Ferit Kam, “Hacı Ârif Bey”, Radyo, sy. 33, Ankara 1944, s. 8; Avni Önsan, “Ebedileşen Dehalarımız: Hacı Ârif Bey”, TMD, sy. 25 (1949), s. 2-3, 22-24; Burhanettin Ökte, “Büyük Bestekâr Hacı Ârif Bey”, MM, sy. 190 (1963), s. 275-278; Eşref Edib, “Ârif, Bestekâr Hacı Ârif Bey”, İTA, I, 503-507; Öztuna, BTMA, I, 96-109.

Bekir Sıdkı Sezgin  


HACI ÂRİF BEY, Kanûnî

(1862-1911)

Türk virtüözü ve bestekârı.

İstanbul Aksaray’da Hûbyâr mahallesinde doğdu. İlk öğreniminden sonra girdiği Koca Mustafa Paşa Askerî Rüşdiyesi’nden mezun oldu. 1885 yılında Posta ve Telgraf Nezâreti Muhasebe Müdürlüğü’nde kâtip olarak göreve başladı. Bu görevde iken 13 Kasım 1893’te kendisine sâlise rütbesi verildi. 1895’te eyalet Posta ve Telgraf Müdürlüğü başkâtibi olarak Yemen’e tayin edildi. Hac farîzasını da yerine getirerek San‘a’ya giden Ârif Bey burada altı yıl kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. Posta ve Telgraf Nezâreti Tahrîrât-ı Ecnebiyye Kalemi’nde başkâtip olarak çalıştı. 5 Mayıs 1905’te saniye rütbesine yükseltildi. 1910 yılında tekrar Yemen’e gönderildiyse de oradaki isyan sebebiyle kısa sürede İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Nezâret muhasebesinde bir müddet başkâtiplik, ardından Galata Postahanesi’nde veznedarlık yaptı. Bu sırada üçüncü defa Yemen’e gitti, ancak bu görevi de kısa sürdü ve Menâha’da koleradan öldü.

Türk mûsikisinin önde gelen kanun virtüozları arasında yer alan Hacı Ârif Bey, bestelediği eserlerle güçlü bir bestekâr olduğunu da göstermiştir. Mûsikiye, memuriyetinin ilk yıllarında aynı dairede birlikte çalıştıkları kanunî Sarı Talat Bey’den aldığı derslerle başladı. Birkaç yıl süren bu derslerin ardından kısa zamanda kendini tanıttı. Hacı Kirâmî Efendi’den din dışı eserler meşketti. Yemen’de bulunduğu sırada da sazı ile meşguliyetini devam ettiren Ârif Bey kanunu mandalsız çalardı. Başlangıçta kolay olduğu için bu sazın mandalla çalındığını, ancak ilerleme kaydedildikten sonra işin parmaklara dayandığını, bazı eserlerdeki seslerde ve özellikle şedlerde mandalın yetersiz kaldığını, bu sesleri bulmak üzere mutlaka tırnağı perdelerde kullanmak gerektiğini belirtirdi. Zira mandallı kanunun başlangıçta kolay olmasına rağmen daha sonra zorlaştığını, ilk zamanlarda güç olan mandalsız kanunun ise giderek kolaylaştığını söylerdi. Kanunu çok seri akort etmesi ve falsosuz sesler basması ile tanınan Ârif Bey bu sazı icrada yeni bir ekol meydana getirmiştir. Ayrıca bu sazda önemli bir merhale kabul edilen “fıskeli icra” şeklinin de ilk uygulayıcısı olduğu söylenmektedir.

Zekâi Dede, Bolâhenk Nûri Bey, Kaşıyarık Hüsâmeddin Efendi, Hacı Fâik Bey, Yeniköylü Hasan Efendi, Lâmekânî Mustafa Efendi gibi mûsikişinaslarla aynı meclislerde bulunup onlardan faydalanma imkânı bulan Hacı Ârif Bey, II. Meşrutiyetin ilânından sonra Koska’da faaliyete başlayan Dârülmûsikī-i Osmânî Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer almış ve Tepebaşı Tiyatrosu’nda Tanbûrî Cemil Bey, Santûrî Edhem Efendi ve Ûdî Nevres gibi ünlü virtüozlarla konserler vermiştir. Bu arada birçok talebe yetiştirmiştir. Bunlar arasında kanunî İsmail Zühdü, kanûnî Nâzım, kanûnî Reşad, kanûnî Tahsin, kanûnî Sîlim, kanûnî Fethi beylerle Fahri Bey (Kopuz) ve kendi oğlu Zeki Arif Ataergin özellikle zikredilmelidir.

Yılmaz Öztuna’nın tesbitine göre Hacı Ârif Bey’den günümüze peşrev, saz semâisi, beste, semâi, marş, sirto ve şarkı formlarında doksanın üzerinde eser ulaşmış olup bunlardan yetmiş tanesi şarkıdır. Ayrıca bazı taksimleri plaklara alınan Hacı Ârif Bey, o devirde unutulmaya yüz tutmuş makamlardan sultânîyegâhı canlandırmaya çalışmıştır. Sultânîyegâh peşrevi onun en tanınmış eserlerindendir.

BİBLİYOGRAFYA:

Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Salnâmesi (1315), s. 312; a.e. (1323 r.), İstanbul 1321, s. 552-553; a.e. (1325), İstanbul 1322, s. 602-603; İbnülemin, Hoş Sadâ, s. 73-74; Mustafa Rona, Yirminci Yüzyıl Türk Musikisi, İstanbul 1970, s. 81-86; Yahya Kemal Beyatlı, Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım, İstanbul 1973, s. 72; Mehmet Nazmi Özalp, Türk Musikisi Tarihi, Ankara, ts. (TRT Müzik Dairesi yayını), II, 56-57; Zeki Ârif (Ataergin), “Ârif, Kanunî Hacı Ârif Bey”, İTA, I, 507-509; Öztuna, BTMA, I, 94-96.

Nuri Özcan  


HACI BAYRÂM-ı VELÎ

(ö. 833/1430)

Bayramiyye tarikatının kurucusu.

Anadolu topraklarında doğup büyüyen bir Türk mutasavvıfı tarafından kurulmuş ilk tarikat olan Bayramiyye’nin pîri Hacı Bayrâm-ı Velî, XIV. yüzyılın ilk yarısında Orhan Gazi döneminde Ankara’da doğdu. Taşköprizâde, Mecdî Efendi, Sarı Abdullah Efendi ve İsmâil Hakkı Bursevî’nin verdiği bilgileri aktaran Bursalı Mehmed Tâhir’in risâlesi (Hacı Bayrâm-ı Velî, İstanbul 1329) ve Mehmed Ali Ayni’nin Bursalı Mehmed Tâhir’in eserindeki bilgileri aşmayan hacimli kitabı ile (Hacı Bayrâm-ı Velî, İstanbul 1343), Fuat Bayramoğlu’nun bu iki kitabı temel almakla birlikte daha çok Hacı Bayram ailesi adına vefatından sonra tesis edilen vakıflarla ilgili XVIII ve XIX. yüzyıl resmî belgelerini ihtiva eden ve dikkate değer bir gayret ürünü olan eseri (Hacı Bayram-ı Veli, Yaşamı-Soyu-Vakfı, I-II, Ankara 1983) dışında, hakkında kaynakların tenkidine dayalı ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Hacı Bayrâm-ı Velî’ye



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir