TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HABÎB en-NECCÂR ::.

cilt: 14; sayfa: 374
[HABÎB en-NECCÂR - Süleyman Ateş]


Ancak, Agabus şehid edilmişse de nerede öldürüldüğü bilinmemektedir (EI² [Fr.], III/1, s. 13).

Antakya’da Habib Neccâr (Silpius) dağının eteklerinde, aslı bir Roma tapınağı iken Bizans döneminde kiliseye, İslâmî dönemde camiye çevrilen ve aynı adı taşıyan binanın altındaki üç mezardan birinin ona ait olduğu ileri sürülmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

Teberi, CâmiǾu’l-beyân, XXII, 155-162; Makdisî, el-Bedǿ ve’t-târiħ, III, 130-131; Sa‘lebî, ǾArâǿisü’l-mecâlis, s. 308-310; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXVI, 51-61; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî, XXII, 220-228; İsmail Hakkı Bursevî, Rûĥu’l-beyân, İstanbul 1384, VII, 377-388; “Habîbünneccâr”, İA, V/1, s. 9-10; G. Vajda, “Ĥabīb al-Naғјғјar”, EI² (Fr.), III/1, s. 12-13; E. Jacquier, “Agabus”, DB, I/1, s. 259.

Süleyman Ateş  


HABÎB b. ZEYD

(حبيب بن زيد)

Habîb b. Zeyd b. Âsim el-Hazrecî (ö. 11/632)

Müseylimetülkezzâb tarafından şehid edilen sahâbî.

Medineli ilk müslümanlardan olup babası Zeyd b. Âsim ve savaşlarda gösterdiği yiğitlikle tanınan annesi Ümmü Umâre de sahâbîdir. Babası, annesi ve kardeşi Abdullah ile birlikte İkinci Akabe Biatı’nda bulundu. Başta Uhud ve Hendek olmak üzere bütün gazvelere katıldı.

Hz. Peygamber vefatına yakın günlerde Habîb’i Müseylimetülkezzâb’a elçi olarak gönderdi. Müseylime ondan Resûl-i Ekrem’in peygamberliğini kabul edip etmediğini öğrenmek istedi. Habîb kabul ettiğini söyleyince, “Benim peygamberliğime de inanıyor musun?” diye sordu. Bunun üzerine Habîb sağır olduğunu ve ne dediğini anlamadığını söyledi. Müseylime sorusunu birkaç defa tekrar edip de Habîb’den hep aynı cevabı aldığı için onu organlarını tek tek keserek öldürdü.

Bazı rivayetlere göre ise Habîb ve Abdullah b. Vehb el-Eslemî, Hz. Peygamber’in Vedâ haccından sonra vergi toplamak ve İslâm’ı tebliğ etmek amacıyla Umman’a gönderdiği Amr b. Âs ile birlikte bulunuyorlardı. Resûl-i Ekrem’in vefatı üzerine Medine’ye dönerken Müseylime ile karşılaştılar. Diğerleri kaçıp kurtulurken Müseylime, Abdullah b. Vehb ile Habîb b. Zeyd’i esir aldı. Abdullah onun peygamberliğini kabul eder görünerek canını kurtardı; Habîb ise buna yanaşmadığı için şehid edildi. Hz. Ebû Bekir devrinde Hâlid b. Velîd kumandasında Müseylime üzerine gönderilen İslâm ordusunda Habîb’in annesi Ümmü Umâre ile kardeşi Abdullah da yer aldı. Yemâme Savaşı’nda on bir yerinden yaralanan Ümmü Umâre bir elini de kaybetti. Ancak oğlu Abdullah, Vahşî b. Harb ile birlikte Müseylime’yi öldürdü.

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Sa‘d, eŧ-Ŧabaķāt, IV, 316; İbn Abdülber, el-İstiǾâb, I, 328; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, I, 443; a.mif., el-Kâmil, II, 352; Zehebî, Tecrîdü esmâǿiś-śaĥâbe, Beyrut, ts. (Dârü’l-Ma‘rife), I, 118; İbn Hacer, el-İśâbe, I, 306-307; II, 382; IV, 479; İsmail L. Çakan, “Abdullah b. Zeyd b. Âsım”, DİA, I, 143.

Selman Başaran  


HABÎBÎ

(حبيبى)

XV. yüzyıl Azerî şairi.

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Sâm Mirza, Azerbaycan’ın Bergüşâd kasabasında doğan ve fakir bir ailenin çocuğu olan Habîbî’nin küçük yaşlarda çobanlık yaparken Akkoyunlu Hükümdarı Yâkub Bey’le karşılaştığını, zeki bir çocuk olduğunu anlayan sultanın onu himayesine alarak sarayında yetiştirdiğini nakleder (Tuĥfe-i Sâmî, s. 340). Bu rivayet doğru ise Habîbî’nin Yâkub Bey’in hükümdar olduğu 883’ten (1478) sonra Akkoyunlu sarayına girdiği ve bu sırada muhtemelen yedi sekiz yaşında bulunduğu göz önüne alınarak 875 (1470) yılı civarında doğduğu kabul edilebilir. Sultan Yâkub’un saltanatı döneminde Akkoyunlu sarayında bulunan Habîbî ilk şiirlerini bu sırada yazmış olmalıdır. Yâkub Bey’in ölümünden (896/1490), Şah İsmâil’in iltifatına mazhar olup Safevî sarayına girdiği 907 (1502) yılına kadar geçen hayatı hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Kendisi de şair olan Şah İsmâil’in (Hatâyî) ona “melikü’ş-şuarâ” unvanını vermesine bakılarak bu süre içinde şöhretinin yaygınlık kazandığı söylenebilir.

Habîbî’nin, II. Bayezid devrinin (1481-1512) sonlarında İran’dan Anadolu’ya geldiğini söyleyen Kınalızâde Hasan Çelebi (Tezkire, I, 279) ve Aşık Çelebi (Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 86a) onun Anadolu’ya geliş sebebi hakkında bilgi vermezler. Şah İsmâil’in melikü’ş-şuarâ ilân ettiği, aynı zamanda Şiî olan bir şairin çok önemli bir sebep olmadıkça kendi isteğiyle Sünnî Osmanlı padişahının yanına gideceğini düşünmek mâkul görünmemektedir. Nitekim Hamit Araslı, Yavuz Sultan Selim’in Tebriz’i aldıktan sonra (920/1514) aileleriyle birlikte İstanbul’a götürdüğü 1700 sanatkârın içinde Habîbî’nin de bulunduğunu ileri sürer. Ancak Eğridirli Hacı Kemal’in 918 (1512) yılında tamamladığı Câmiu’n-nezâir’de Habîbî’nin birçok şiirinin yer alması, onun II. Bayezid devrinde Anadolu’ya gelmiş olması ihtimalini güçlendirdiği gibi şöhretinin kendisinden önce bu ülkeye ulaşmış olabileceğini de düşündürmektedir.

Kaynaklarda Habîbî’nin Anadolu’daki hayatı hakkında bilgi yoktur. Âşık Çelebi’nin onun için “seyahat-pîşe” demesi de (Meşâirü’ş-şuarâ, vr. 86a) yeterli ipucu vermemektedir. Evliya Çelebi’nin Habîbî’yi Yavuz Sultan Selim’in nedimi olarak göstermesi (Seyahatnâme, I, 411), Türk ve Fars edebiyatlarına büyük ilgi duyan padişahın Şah İsmâil’e karşı onu himaye etmiş olabileceğini akla getirmektedir.

Tezkirelerde Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığı döneminde öldüğü kaydedilen Habîbî’nin (Latîfî, s. 127; Kınalızâde, I, 280) vefat tarihi bilinmemektedir. Evliya Çelebi onun Sütlüce’de Câferâbâd Tekkesi’ne defnedildiğini kaydeder (Seyahatnâme, I, 411).

Habîbî’nin bugüne kadar herhangi bir eserine rastlanmamıştır. Yaşadığı dönemdeki yaygın şöhreti göz önüne alınarak Anadolu’ya gelmeden önce divan sahibi olduğu, Eğridirli Hacı Kemal’in Câmiu’n-nezâir’e aldığı şiirleri bu divandan aktardığı söylenebilir. Hacı Kemal bu şiirlerin bir kısmını Şeyhî, Safâî Mustafa Efendi, Nesîmî, Ahmed Paşa, Celâlî, Safî Mustafa Efendi, İbrâhim Bey, Ömerî, Hamdî, Halîlî, Adnî gibi Osmanlı ve Azerî şairlerine nazîre olarak yazılmış gibi göstermektedir. Habîbî’nin, bu şairlerden bazılarını daha Akkoyunlu ve Safevî sarayında iken tanıdığı ve şiirlerine nazîreler yazdığı tahmin edilmektedir. Köprülü ise bu şiirlerin nazîre olarak yazılmadığını, vezin ve kafiye bakımından adı geçen şairlerin şiirlerine benzediği için Hacı Kemal tarafından nazîre kabul edilmiş olabileceğini ileri sürer (DEFM, VIII/5, s. 98). Fuzûlî’nin tahmîs ettiği, “Ger senünçün kılmayam çâk ey büt-i nâzük beden” mısraıyla başlayan beş beyitlik gazeliyle yedi bentlik “Dedim dedi” müseddesinin bir bölümü dışında tezkirelerde şiirilerinin bulunmaması (bu iki şiir için bk. a.e., VIII/5, s. 125-126, 131-133), Osmanlı tezkire yazarlarının onun şiirlerini toplu olarak görmediğini düşündürmektedir.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir