TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - HABER-i VÂHİD ::.

cilt: 14; sayfa: 363
[HABER-i VÂHİD - H. Yunus Apaydın]


Cessâs, Aĥkâmü’l-Ķurǿân (nşr. M. Sâdık Kamhâvî), IV, 201; a.mlf., el-Fuśûl fi’l-uśûl (nşr. Uceyl Câsim Neşemî), Kuveyt 1985, I, 142-207; II, 37; III, 63-142; Ebü’l-Hüseyin el-Basrî, el-MuǾtemed, Beyrut 1983, I, 398-400; II, 92-133; İbn Hazm, el-İĥkâm (nşr. Ahmed Şâkir), Beyrut 1983, I, 104-138; II, 5, 76-82, 198; IV, 107-114; VII, 54; Hatîb el-Bağdâdî, el-Faķīh ve’l-mütefaķķih (nşr. İsmâil el-Ensârî), Beyrut 1980, I, 132-137; Bâcî, İĥkâm (Türkî), s. 330-348; Şîrâzî, et-Tebśıra, s. 132-135, 264-271, 298-320, 326-330; Cüveynî, el-Burhân, I, 364, 426-428, 583-611, 624, 665, 666; Pezdevî, Kenzü’l-vüśûl, İstanbul 1307, II, 695; III, 696, 736-737; Serahsî, el-Uśûl, I, 238-279, 321-381; Gazzâlî, el-Müstaśfâ, I, 145-155, 169; Kelvezânî, Temhîd fî uśûli’l-fıķh (nşr. Müfîd M. Ebû Amşe), Cidde 1985, II, 382-384; III, 35-105, 147-151; Ahmed b. Ali b. Burhan el-Bağdâdî, el-Vüśûl ile’l-uśûl (nşr. Abdülhamîd A. Ebû Züneyd), Riyad 1983-84, II, 150-152, 156-181, 192-195; Alâeddin es-Semerkandî, Mîzânü’l-uśûl, Bağdad 1987, II, 469, 471, 633-635, 655, 1011-1016; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, I, 137, 190; a.mlf., eđ-Đarûrî fî uśûli’l-fıķh (nşr. Cemâleddin Alevî), Beyrut 1994, s. 70-72; Fahreddin er-Râzî, el-Maĥśûl, II/1, s. 507-561, 619-626; İbn Kudâme, Ravżatü’n-nâžır, s. 52-56; Zeylaî, Naśbü’r-râye [baskı yeri yok], 1393/1973 (el-Mektebetü’l-İslâmiyye), IV, 183; Şehâbeddin ez-Zencânî, Taħrîcü’l-fûrûǾ Ǿale’l-uśûl (nşr. M. Edîb Salih), Beyrut 1982, s. 62-67, 326-329, 363-365; Karâfî, Şerĥu Tenķīĥi’l-fuśûl fi’l-uśûl, Kahire 1973, s. 356-358, 369-370, 372-373, 387-388; Hillî, Mebâdiǿü’l-vüśût ilâ Ǿilmi’l-uśûl (nşr. Abdülhüseyin M. Ali el-Bakkāl), Tahran 1404, s. 203-212; Abdülazîz el-Buhârî, Keşfü’l-esrâr, II, 690-711; 111, 728-738; Şâtıbî, el-Muvâfaķāt, III, 11-18; IV, 63; Molla Hüsrev, Mirǿâtü’l-uśûl (İzmirî, Ĥâşiyetü’l-Mirǿât içinde), İstanbul 1339, II, 219; İbnü’n-Neccâr, Şerĥu’l-Kevkebi’l-münîr (nşr. Muhammed Züheylî - Nezîh Hammâd), Dımaşk 1980, II, 358-377; Emîr Pâdişâh, Teysîr, Beyrut 1983, III, 81-101; Emîr es-San‘ânî, İcâbetü’s-sâǿil şerĥu Buġyeti’l-Ǿâmil (nşr. Hüseyin b. Ahmed es-Seyâgî - Hasan M. Makbûlî el-Ehdel), Beyrut 1986, s. 101-110; Ali Osman Koçkuzu, Rivâyet İlimlerinde Haber-i Vâhitlerin İtikât ve Teşri Yönlerinden Değeri, Ankara 1980; Rıf‘at Fevzî Abdülmuttalib, Tevŝîķu’s-sünne fi’l-ķarni’ŝ-ŝâni’l-ĥicrî, Kahire 1981, s. 88-117, 321-342, 391-413; Abdülkadir Şener, “İmam Şâfiî’ye Göre Haber-i Vâhid”, Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu 16-18 Eylül, İzmir 1985, s. 287-292; İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebû Hanife’nin Hadis Anlayışı ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Ankara 1994; Habil Nazlıgül, Şâfiî’nin Hadis Kültüründeki Yeri (Doktora tezi, 1995), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Süheyr Reşâd Mihennâ, Ħaberü’l-vâĥid fi’s-sünne ve eŝeruhû fi’l-fıķhi’l-İslâmî, Kahire, ts. (Şürûku’l-Kahire); Muhammed Abdullah Üveyde, “İĥticâcü’ś-śaĥâbe bi-ħaberi’l-vâĥid”, Dirâsât, XIII/1, Amman 1986, s. 67-87; a.mlf, “el-Menhecü’n-nebevî fî ķabûli aħbâri’l-âĥâd”, a.e., XIII/1 (1986), s. 89-103; H. Yunus Apaydın, “Hanefi Hukukçuların Hadis Karşısındaki Tavırlarının Bir Göstergesi Olarak Ma’nevi Inkıta Anlayışı”, EÜ İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 8, Kayseri 1992, s. 159-193.

H. Yunus Apaydın  


HABERÜ’l-ÂHÂD

(bk. HABER-i VÂHİD).  


HABEŞ EYALETİ

Osmanlılar’ın, Doğu Afrika’da 1555’te kurdukları eyalet.

XVI. yüzyıldaki en geniş sınırları Mısır hududundan Doğu Afrika’daki Mombasa’ya kadar uzanan ve bugünkü Sudan’ın bir kısmı ile Cibuti, Eritre, Etiyopya ve Somali’yi içine alan bu idarî bölge, Osmanlılar’ın Doğu Afrika’da ulaşabildikleri en son sınırlar olma özelliği gösterir. Osmanlılar’ın stratejik önemi büyük olan bu kesime yönelik ilgileri, 1517’de Mısır’ın ele geçirilmesinden sonra başlamıştır. Söz konusu bölge, Hint Okyanusu ile bilhassa Kızıldeniz sahillerini elinde bulunduran Osmanlılar için doğu ticaretinin kontrolü açısından büyük önem taşıyordu. Bu sıralarda müstemlekeci bir güç olarak ortaya çıkan ve Habeşistan’ı efsanevî kayıp hiristiyanların ülkesi olarak gören Portekizliler, Habeş hükümdarlarını çeşitli yollarla razı ederek sahillerde bazı üsler kurmuşlar, doğu ticaretini ele geçirmeye çalışmışlar ve misyoner teşkilâtlarıyla Habeşistan’da Hıristiyanlığı desteklemeye başlamışlardı. Habeşistan topraklarında yaşayan müslüman topluluklar da buna karşı varlıklarını sürdürme mücadelesi veriyorlardı.

Kızıldeniz’in her iki sahiline yerleştikten ve Yemen beylerbeyiliğini kurduktan sonra Osmanlılar Doğu Afrika’da cereyan eden olaylarla daha yakından ilgilenmeye başladılar. Osmanlı donanması 1525’te Portekizliler’in kurduğu üsleri ortadan kaldırarak bütün bu sahilleri hâkimiyeti altına aldı. Yemen beylerbeyi vasıtasıyla Güneydoğu Habeşistan’da hıristiyan Habeş melikine karşı mücadele eden müslüman Harar Emîri Ahmed el-Mücâhid’e silâh yardımı yapıldı. Osmanlılar, Habeş vilâyetinin hâkimi olarak tanıdıkları Ahmed el-Mücâhid’i desteklerken Portekizliler de Habeşistan melikine destek ve yardımda bulunuyorlardı. Ahmed el-Mücâhid’in 1543’teki savaşta öldürülmesi Habeşistan’da İslâmiyet’in yayılışını sekteye uğrattı. O sırada başka yerlerde meşgul olan Osmanlılar bu mesele ile ilgilenemediler. Ancak Portekiz tehlikesinin artması üzerine 1550’lerden itibaren mücadele yeniden başladı. Pîrî Reis ve Şeydi Ali Reis idaresinde girişilen iki deniz harekâtı başarısızlıkla sonuçlandı. Osmanlı yönetimi hem doğu ticaretinin Portekizliler’in eline geçmesini önlemek, hem de Habeşistan’da gelecekleri tehlike altında bulunan müslümanlara yardım etmek konusunda alınacak tedbirleri görüşmek üzere bölgeyi çok iyi tanıyan Yemen Beylerbeyi Özdemir Paşa’yı İstanbul’a çağırdı (Nisan 1554). Yapılan görüşmeler sonunda Özdemir Paşa Habeş seraskerliğine getirilerek sefere çıkmakla görevlendirildi. Mısır’a dönüp hazırlıklara başlayan Özdemir Paşa, asker temini konusunda büyük zorluklarla karşılaştığından harekâta ancak 1555 ortalarında başlayabildi. Nil nehri vasıtasıyla güneyden Habeşistan’a ulaşmaya çalıştıysa da tabiat şartları buna izin vermediğinden geri dönmek zorunda kaldı. Durumu merkeze bildirerek öncelikle Habeş eyaletinin kurulmasını sağladı ve henüz tam olarak fethedilmediği halde 15 Şaban 962 (5 Temmuz 1555) tarihinde resmen kurulan Habeş beylerbeyiliğine getirildi.

Maiyetindeki çoğu tüfekli 4-5000 askerle 1555 yılı sonbaharında harekâta başlayan Özdemir Paşa’nın ilk hedefi, Osmanlılar’ın 1520’lerden beri bir ticaret kolonisi bulundurdukları, Habeşistan’ın denizlerle bağlantısını sağlayan en önemli limanlardan biri olan Masavva‘ oldu. 2 Nisan 1557’de Masavva‘ şehri alındıktan sonra yine önemli bir liman olan Arkiko (Harkiko) ele geçirildi. Masavva‘ Limanı’nı kontrol eden Dehlek ve ona bağlı adalar esasen Osmanlı hâkimiyetindeydi. Yemen beylerbeyiliğinden alınarak Habeş eyaletine bağlanan bu adalar askerî harekât sırasında önemli üs vazifesi gördü. Habeşistan sahillerini fiilen Osmanlı idaresine alan Özdemir Paşa harekâtının ikinci safhasında Tigre eyaletine yöneldi. Osmanlı ordusu 1558’de bölgeye hâkim oldu. Harekât sırasında Habeşliler’ce kutsal sayılan Debra-Damo’daki manastır tahrip edildi. Özdemir Paşa’nın kumandanlarından biri Buri yarımadasını fethetti. Debârvâ (Debaroa, Davâro) ve çevresi 1559’da Osmanlı hâkimiyetine alındı. Burada müstahkem bir kale, büyük bir cami ile birçok mescid inşa edildi ve ülkenin iç kesimlerine yapılacak askerî harekât için üs haline getirildi. Bölgede yaşayan pek çok hıristiyan ve putperest Habeşli İslâmiyet’i kabul etti. Özdemir Paşa buradan, kuzeydoğuda çok arızalı ve sıcak bir bölge olan Becâ (Beja) kabilelerinin bulunduğu yöreleri de fethetmek üzere harekete geçti. Fakat iklim



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir