TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - GİRİFT ::.

cilt: 14; sayfa: 85
[GİRİFT - Süleyman Erguner]


BİBLİYOGRAFYA:

Ergun, Antoloji, II, 512, 632; İbnülemin, Hoş Sadâ, s. 76-80; Kâzım Uz, Musiki Istılâhatı (nşr. Gültekin Oransay), Ankara 1964, s. 27; Rauf Yekta, Türk Musikisi, s. 92; Ayhan Sarı, Geleneksel Türk Müziği Çalgıları (yüksek lisans tezi, 1985), Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 216; C. Fonton, 18. Yüzyılda Türk Müziği (trc. Cem Behar), İstanbul 1987, s. 78; Ruşen Ferid Kam, “Giriftzen Asım Bey”, Radyo Mecmuası, sy. 74, Ankara 1948, s. 9; Etem Rûhi Öngör, “Girift”, MM, sy. 244 (1969), s. 4-5; Hedwig Usbeck, “Türklerde Musiki Aletleri”, a.e., sy. 250 (1969), s. 29; Süleyman Erguner, “19. Asır Neyzenleri”, KAM, XXII/1 (1993), s. 50, 52, 57-58, 66; “Girift”, SA, II, 633; “Girift”, TA, XVII, 376-377; Pakalın, I, 671-672; Vural Sözer, Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi, İstanbul 1964, s. 154; Öztuna, BTMA, I, 308; Nuri Özcan, “Âsım Bey, Giriftzen”, DİA, III, 476-477.

Süleyman Erguner  


GİRİFTZEN ÂSIM BEY

(bk. ÂSIM BEY, Giriftzen).  


GİRİT

Akdeniz’in Kıbrıs’tan sonra en büyük adası.

Batı dillerinde Krete, Creta, Crete şeklinde yazılan ve Araplar’ın İkrîtiyye, Akrîtiş, İkrîdiş, İkrîtiş adını verdikleri Girit adası Akdeniz’i Ege denizinden ayıran bir konumda olup 8259 km2 büyüklüğündedir. Batı-doğu istikametinde uzunluğu yaklaşık 260 km., genişliği ise 15-50 km. arasında değişmektedir. Yüzey şekilleri açısından oldukça parçalanmış olan ada, Mora yarımadası ile Anadolu’nun güneyindeki Toros sıradağları arasında bir bağ oluşturmaktadır. En yüksek dağları Ak dağlar (Leuka Orè, Aspra Vouna, Madaras, 2482 m.) ve Ida’dır (Psiloritis, 2498 m.).

Adanın kuzey ve güney kıyıları arasında fizikî coğrafya açısından olduğu kadar beşerî ve iktisadî coğrafya açısından da farklılıklar göze çarpar. Güneyde dağlar denize doğru dik bir şekilde indiği halde kuzey kenarında kademeli bir biçimde iner ve dağlık kesimle kıyı arasına ziraata elverişli bazı küçük ovalar girer. Bu yüzey şekillerinin bir sonucu olarak kuzey kıyıları güney kıyılarına göre ulaşım bakımından daha elverişlidir. Birkaç tabii liman (en önemlisi Suda Limanı) ve başlıca şehir yerleşmeleri (Hanya/Khania, Kandiye/Herakleion ve Resmo/Rethymnon gibi) kuzey kıyılarda sıralanır. Aynı şekilde yağış durumu da iki kıyıda birbirinden oldukça farklıdır. Kuzey kıyıda Hanya’da 694 mm. kadar olan yıllık ortalama yağış, adanın güneydoğu kıyısındaki bazı yörelerde 200 milimetrenin de altına düşer. Bu sebeple ziraat daha çok kuzey kıyıları boyunca yaygınlaşmıştır. Kıyılar zeytin ağacı ve keçi boynuzu ağacının yoğunlaştığı kesimlerdir. Alüvyonlarla kaplı olan ovalarda ise (en önemlisi adanın orta kesimlerinde yer alan Mesera ovası) buğday, mısır, tütün, pamuk, turunçgiller ve muz yetiştirilir. Dağlar genellikle çıplaktır. Yer yer halep çamı ve selvi kümelerine rastlanır. Adanın nüfusu son yıllarda 500.000’i aşmıştır.

Tarih. Girit adasının sonradan “asıl Giritliler” olarak ayırt edilmiş olan ilk sakinleri Küçük Asyalı idiler. Bunlar, milâttan önce 3000 ile 1400 yılları arasında bugünkü Avrupa medeniyetine beşik vazifesini görmüş olan Girit yahut Minos (Kral Minos’un adına izâfetle) diye nitelendirilen kültürü meydana getirmişlerdi. Bu medeniyetin kalıntıları Sir Arthur Evans tarafından, Kandiye’nin biraz ötesinde Knossos’ta yapılan arkeoloji araştırmaları sonunda meydana çıkarılmıştır. İngilizler’in Knossos, İtalyanlar’ın Faistos ve Hagia Triada, Amerikalıların Gournia yöresinde yaptıkları arkeolojik kazılar, Girit adasında milâttan önce 4000 yıllarında Neolitik bir kültürün geliştiğini göstermektedir. Yine milâttan önce III. binyılda başlayan bakır ve tunç devirleriyle bu gelişme Girit’te kendi özel yolundan giderek II. binyılda kısmen Mısır’ın tesiri altında parlak bir dönemde ulaşmıştır.

Milâttan önce 1400 yılında Pelopones’ten gelerek Akkalar ile başlayan ve arkasından Dorlar’ın akınları ile sona eren Yunanlılar’ın istilâ hareketleri görülmektedir. Adanın yerli ahalisini itaat altına alan Dorlar’ın idaresi yerine sonradan birbirleriyle mücadele eden birçok rakip şehir devletleri kuruldu. Bu parçalanma Girit’in siyasî önemini milâttan önce II. yüzyılda sona erdirdi.

Yunanistan Roma hâkimiyetine girdikten sonra Girit bir müddet istiklâlini muhafaza etti. Fakat korsan yatağı olması ve etrafa güvensizlik vermesi dolayısıyla milâttan önce 69 yılında Romalılar adayı zapta giriştiler ve ada milâttan önce 67-66 yıllarında tamamıyla Roma’nın hâkimiyetine geçti. Romalılar Girit’te cârî olan Minos ve Dor kanunlarını kaldırdıkları gibi korsanlığı önlemek için dört oturaktan fazla gemi kullanılmasını yasakladılar. Girit’i bir iskân bölgesinden ziyade askerî ve iktisadî bir üs olarak kullanan Romalılar, adadaki hâkimiyetlerini devam ettirmek maksadıyla İtalya’dan eski askerler getirtip Knossos bölgesine yerleştirdiler. Ziraatın gelişmesine önem verdiler ve bilhassa Mesera ovasında elde edilen tahılın çoğunu Roma’ya nakledip ihraç ettiler. Buğday üretildiği müddetçe Girit onların tahıl ambarlarından biri olarak kaldı. Bu dönemde adada uygulanan vergi usulüne dair bilgi yoktur. Mısır Roma hâkimiyeti altına girdikten sonra Girit adası Barka (Berka) ve Bingazi eyaletleriyle birlikte bir Roma eyaletini meydana getirdi. Daha sonra Büyük Konstantin tarafından İllyria (Selânik) eyaletine ilhak edildi. Roma İmparatorluğu bölününce Doğu Roma’da kalan bu ada, imparatorluğun Illyricum kısmında Makedonya eyaletinin altı vilâyetinden birini teşkil etti.

Girit’e yönelik ilk Arap akınları Emevîler zamanında oldu. Muâviye döneminde her yıl Akdeniz ve Ege’de deniz seferlerine çıkan Cünâde b. Ebû Ümeyye el-Ezdî kumandasındaki Arap ordusu 53 (673) veya 54 (674) yılında Girit’e bir sefer düzenleyip köy ve kasabaları yağmaladıktan sonra geri döndü. Girit adasına yapılan bu ilk İslâm akınını diğerleri takip etti. İtalya’nın fethinden sonra I. Velîd döneminde (705-715) Akdeniz’deki birtakım adalar (Malta, Mayorka ve Minorka) zaptedildiği sırada Girit adasına da bir miktar kuvvet gönderilerek bazı mevkiler ele geçirildi. Ancak sonradan ada elden çıktı. Emevîler döneminde yapılan bu akınlar Abbâsîler devrinde de sürdü. Halife Hârûnürreşîd zamanında (786-809) Humeyd b. Ma‘yûf el-Hemdânî de Girit’e bir sefer yaparak bazı yerleri zaptetti. Ancak bu adanın tamamıyla fethi, Halife Me’mûn döneminde (813-833) Ebû Hafs Ömer b. Îsâ el-Endelüsî tarafından gerçekleştirildi. Endülüs Emevî Hükümdarı Hakem b. Hişâm zamanında Kurtuba’da çıkan isyan üzerine (Rabaz Vak’ası) 202’de (818) Endülüs’ten sürülen binlerce kişinin bir bölümü bir süre İskenderiye’de kaldıktan sonra 212 (827) yılında Me’mûn’un yeni Mısır valisi İbn Tâhir tarafından şehri terketmek zorunda bırakıldılar ve reisleri Ebû Hafs Ömer b. Şuayb el-Bellûtî kumandasında kırk parça gemiyle Girit’e gelerek adayı kademe kademe zaptetmeye başladılar. Bu şekilde Girit’te yerleşen Araplar burada Rabazulhandak (Kandiye) şehrini kurdular.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir