TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - GAZİ MİHAL BEY CAMİİ ::.

cilt: 13; sayfa: 460
[GAZİ MİHAL BEY CAMİİ - Semavi Eyice]


Edirne’de Gazi Mihal Camii’ni, “bir cezîre üzerinde tarz-ı kadîm bir câmi-i rûşen” olarak tarif ettikten sonra, “Hariminin kapısı ta Mihal Köprüsü üzerinde vâki olmuştur” der ve inşa tarihini de 825 (1422) olarak verir. 1907’de Edirne’deki Türk eserlerini inceleyen C. Gurlitt, kendisine rehberlik yapan kişinin telaffuzunu yanlış anlayarak burayı “Ghadime Ali Camii” şeklinde kaydetmiş ve banisini Sadrazam Atik Ali Paşa ile karıştırarak 1511’de şehid olduğunu yazmıştır. Bu yanlış bilgiler uzun yıllar yabancı yazarlarca tekrarlanmıştır.

İki yanında tabhâne odaları bulunduğuna göre bir zaviye-cami olduğu anlaşılan Gazi Mihal Bey Camii 1752’deki zelzelede hasar görmüştür. Tamamen yıkılan minaresi, eski fotoğrafında da görüldüğü gibi barok üslûbunda yenilenmiştir. Edirne’nin XIX. yüzyıl içinde karşılaştığı felâketleri atlatan cami, Gurlitt’in varlığından bahsettiği bir kitâbeye göre 1309’da (1891-92) tamir görmüştür. Cami oldukça iyi ve bakımlı durumda iken 1953’teki şiddetli zelzelede zarar görmüş ve hiçbir sahip çıkanı olmadığından terkedilmiştir. 1963’te içindeki halılar ve çeşitli mefruşat pislik ve enkaz içinde bulunuyordu. Bu çok değerli tarihî eserin ihyasına ancak iyice soyulduktan kırk yıl sonra başlanmış olup tamirat halen sürmektedir (Mart 1995).

Gazi Mihal Bey Camii itinalı bir işçilikle işlenmiş kesme taş bir binadır. İki yanında tabhâne mekânları bulunan zaviye-camiler, sonraları mahalle camii durumuna sokulduklarında daha fazla cemaat alabilmesi için tabhânelerle orta mekânın aralarındaki duvarlar açılırdı. Ancak burada böyle bir değişiklik yapılmamış ve aradaki bağlantı aslında olduğu gibi kapılarla kalmıştır.

Caminin evvelce son cemaat yeri önünde dışa tek meyilli ahşap çatılı bir sundurma bulunuyordu. On iki ahşap direğe dayanan bu sundurmanın sağ taraftaki iki bölümü ahşap malzeme ile kapatılmış, direk aralarına da parmaklıklar konulmuştu. Esas son cemaat yeri, ortadaki daha geniş ve daha yüksek beş sivri kemeri taşıyan altı payeye sahiptir. Son cemaat yerinin orta bölümü basık kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Yan bölümler dikdörtgen biçiminde olduklarından aynalı tonozlarla örtülmüştür.

Taçkapı, etrafı iki sıra silme ile çerçevelenmiş sivri bir kemer içindedir. Yayvan kemerli girişin üstünde ise kitâbe yer alır. Caminin harimi bir kemerle ayrılan iki bölüm halindedir. Kapalı avlu geleneğini sürdüren ve aslında ortasında bir aydınlık feneri olması gereken bir kubbenin örttüğü bu mekânla yan odalara geçişi sağlayan kapılar hakkında Ekrem Hakkı Ayverdi, “...dahilî değil, mükellef bir haricî kapı evsâfindadır; iki yanında, dört sıra istalâktitli yaşmağı olan höcreler vardır. Bunların bir iç kapıda yapıldığı başka bir bina görmedik” demektedir (Osmanlı Mi’mârîsi II, s. 388).

İlk bölümün kubbesi sekiz köşeli yüksekçe bir kasnağa oturur. Caminin evvelce geçirdiği bir tamirde buradaki aydınlık fenerinin kaldırıldığı tahmin edilebilir. Bu mekân, Gurlitt’in planında görüldüğü gibi tabhâne odaları kapılan hizasında bir seki ile kıble tarafındaki namaz mekânından ayrılmıştı. Esasen buranın tabanı daha alçakta olduğundan birkaç basamakla inilmektedir. Yine Gurlitt’in pek çok hususta hatalı olan planında, o yıllarda bu mekânda ahşap bir merdivenle çıkılan bir mahfelin varlığı da dikkati çeker.

Kıble tarafındaki esas namaz mekânı bir beşik tonozla örtülüdür. Bunun mahya hattının dışarıda üçgen bir alınlık biçiminde belirtilmesi herhalde XVIII. yüzyıldaki tamirle ilgilidir. Önden dört, yanlardan birer pencere ile aydınlanan bu mekândaki mihrap mukarnaslı bir çerçeve içindedir ve alçıdan yapılmıştır. Eski fotoğraflarda görülen, bugün bütünüyle ortadan kalkmış olan ve soldaki tabhâne odasının köşesinde yükselen taş minarenin, pabuç kısmının soğan biçiminde oluşuyla ve şerefe çıkmasının şekli yanında 1752 zelzelesinden sonra Edirne’de yapılan minarelere tam benzerliğinden dolayı XVIII. yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. İki yanlardaki tabhâne odaları sekizgen kasnaklı kubbelerle örtülüdür. Bunların dışarıdan girilebilmesi için son cemaat yerine açılan kapıları vardır. İçlerinde ise ocak yerleri tesbit edilmektedir.

Caminin 1920’de çekilmiş bir fotoğrafında görülen şadırvan bugün mevcut değildir. Ancak resminden anlaşıldığı kadarı ile bu da esas binadan sonra inşa edilmiştir. Sağ taraftaki hazîrede ise Gazi Mihaloğlu ailesine ait kabirler bulunmaktadır. Ekrem Hakkı Ayverdi bunların şâhidelerinin sonradan yapıldığını söyler. Ancak bu taşlar, üzerlerindeki süsleme-leriyle hat sanatı bakımından XV. yüzyıla işaret etmektedir. Sadece lahit kısımları geç bir devirde yenilenmiş olabilir. Burada caminin kurucusu Mihal Bey’in 839 (1435-36), kızı ve Yahşi Bey’in adı belirtilmeyen annesinin Şaban 847 (Kasım 1443), Mihai Bey’in



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir