TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - FİTRE ::.

cilt: 13; sayfa: 161
[FİTRE - Yunus Vehbi Yavuz]


görüşe göre fitre hadiste zikredilen dört gıda maddesinden biri esas alınarak ödenir. Şâfiî ve Mâliki mezhepleriyle bazı Hanbelîler’e göre ise hadislerde geçen buğday, arpa, kuru üzüm ve hurma o devrin yaygın gıda maddeleri olup fitre bir kimsenin kendi bölgesindeki mahsulden, kendi yediği gıda maddelerinden de verilebilir. Fakihlerin çoğunluğu fitrenin sadece aynî olarak ödenmesini gerekli görürken başta Ebû Hanîfe olmak üzere bazı fakihler fitrenin bu mahsullerin değeri üzerinden nakit olarak da verilebileceği görüşünü benimsemiştir. Hatta bazı Hanefî kaynaklarında, özellikle bolluk zamanlarında nakit olarak vermenin daha faziletli olacağına dikkat çekilmiş ve Hz. Peygamber’in, “Fakirleri istemekten müstağni kılın” (Dârekutnî, II, 153) meâlindeki hadisinin de bu görüşü kuvvetlendirir mahiyette olduğu belirtilmiştir. Özellikle alışverişin mübadele usulüyle değil nakitle yapıldığı çağımızda fitrenin para olarak verilmesi daha çok önem kazanmıştır.

Günümüzde fitrenin tesbiti konusunda iki ölçünün esas alınması teklif edilmiştir. 1. Hadislerde geçen yiyecek maddelerinin 1er sâ‘ının (yaklaşık 3 kg.) para cinsinden ortalamasının alınması. Bu uygulama ile ramazan ayında üzüm, hurma, buğday, arpa gibi maddelerin çeşitli kaliteleri göz önüne alınarak fitre için birçok değişik rakamın ortaya çıkması ve müslümanların bu durum karşısında tereddüde düşmesi önlenmiş olacaktır. 2. Bir fakirin ekmek ve normal bir katıkla bir günlük yiyeceğini sağlayacak meblağın tesbit edilmesi. Bu usul takip edildiği takdirde, belirlenen meblağın hadislerde adı geçen en ucuz maddenin -meselâ arpanın- bedelinden daha düşük olmaması gerekmektedir. Eğer ortaya çıkan meblağ daha fazla olursa naslara aykırılık söz konusu değildir. Çünkü fazla verilen miktar nafile sadaka yerine geçer. İkinci teklif İmam Şâfiî’nin, herkesin ortalama olarak tükettiği yiyecek maddelerinden fitre vermesi gerektiği şeklindeki içtihadına da uygundur (el-Üm, II, 59). Bu iki usulün yanında, fitre miktarını belirlemede mükellefin şahsen veya aile olarak günlük gıda tüketim ortalamasının ölçü alınıp hadislerde zikredilen en ucuz maddenin bedelinden de aşağı düşmeyecek şekilde bir miktar tesbitine gidilmesi de mümkün olabilir. Yemin kefâretiyle ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’de, “ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek” ifadesinin yer aldığı (el-Mâide 5/89), bazı fakihlerin fitrenin mükellefin kendi yediğinden verilmesini uygun gördükleri (İbn Rüşd, I, 255), hadiste de daha çok o dönemin temel ve yaygın gıda maddelerinin zikredildiği göz önünde bulundurulursa bu son usule göre yapılacak bir miktar tesbiti de yanlış olmaz.

Fitre vermekle mükellef olanların fitre almaları fakihlerin çoğunluğuna göre câiz değildir. Ayrıca mükellefin fakir olsalar bile anne, baba, dede, nine gibi usulü ile çocukları ve torunları gibi fürûuna ve karısına fitre vermesi câiz görülmemiştir. Çünkü sadakayı bakmakla yükümlü bulundukları kimselere vererek kendileri için dolaylı bir menfaat sağlamış olurlar. Öte yandan fitrenin zimmî statüsünde olmayan gayri müslim fakirlere verilemeyeceğinde ittifak vardır. Zimmîlere gelince İmam Şâfiî, Mâlik, Ahmed b. Hanbel, Ebû Sevr ve Leys gibi müctehidlerden oluşan cumhura göre bunlara da fitre verilmez. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed gibi müctehidlere, Seyyid Sâbık ve Yûsuf el-Kardâvî gibi çağdaş âlimlere göre ise fakir zimmîlere fitre verilmesinde bir mahzur yoktur. Kur’an’da müellefe-i kulûb*a zekâttan pay ayrıldığı (et-Tevbe 9/60), müslümanlarla fiilî savaş ve çekişme içinde olmayan muhaliflere iyilik yapmanın yasaklanmadığı (el-Mümtehine 60/8) göz önünde bulundurulursa ikinci görüşün İslâm’ın genel ilke ve amaçlarına daha uygun olduğu söylenebilir.

İslâm âlimlerinin genel kabulüne göre, fitre verecek kimselerin zekâtta olduğu gibi öncelikle bulundukları yerdeki fakirlerden ve fitre verilmesi câiz olan akrabalarından başlamaları daha uygundur. Fitre verilecek kişilerden dindar ve güzel ahlâklı olanlarının tercih edilmesi mümkün olduğu gibi bu konuda yoksulluk derecesi de ölçü alınabilir. Diğer taraftan fitre bir kişiye de verilebilir, birkaç kişi arasında da bölüştürülebilir. Bununla birlikte fitrenin bir ihtiyacı karşılayacak miktarda olmasına da özen gösterilmelidir. Ayrıca bir ailenin fitrelerinin tamamını bir fakire vermesi câiz olduğu gibi birkaç fakire bölüştürülmesi de mümkündür. Fitre fakirlerin dışında borçlular, yolda kalanlar, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenler gibi zekâtın verileceği yerler olarak Kur’an’da belirtilen (et-Tevbe 9/60) diğer kimselere de verilebilir.

BİBLİYOGRAFYA:

Lisânü’l-ǾArab, “fŧr” md.; Müsned, II, 277, 501; V, 432; Dârimî, “Zekât”, 18; Buhârî, “Zekât”, 18, 74; Müslim, “Zekât”, 12, 15; İbn Mâce, “Zekât”, 21; Ebû Dâvûd, “Zekât”, 17-20; Nesâî, “Zekât”, 30-46; Dârekutnî, es-Sünen, Beyrut, ts. (Alemü’l-kütüb), II, 153; Mâlik b. Enes, el-Müdevvenetü’l-kübrâ, Kahire 1321, II, 118, 119; Şâfiî, el-Üm, II, 59; Serahsî, el-Mebsûŧ, III, 102, 103, 108, 109; Kâsânî, BedâǿiǾ, II, 49; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, I, 253-256; Mutarrizî, el-Muġrib fî tertibi’l-muǾrib, Beyrut, ts. (Dârü’l-Kitâbi’l-Arabî), s. 362-363; İbn Kudâme, el-Muġnî, II, 645 vd.; İbn Hacer, Fetĥu’l-bârî, Beyrut, ts. (Dârü’l-Ma’rife), IV, 112; Aynî, ǾUmdetü’l-ķārî, İstanbul 1308, I, 471; İbnü’l-Hümâm, Fetĥu’l-ķadîr (Kahire), II, 39; Abdurrahman Şeyhîzâde, MecmaǾu’l-enhür, İstanbul 1321, I, 229; Şevkânî, Neylü’l-evŧâr, Kahire 1357, IV, 195; İbn Âbidîn, Reddü’l-muĥtâr, İstanbul 1303, III, 99, 106, 108; Seyyid Sâbık, Fıķhü’s-sünne, Beyrut 1969, I, 415; Yûsuf el-Kardâvî, Fıķhü’z-zekât, Beyrut 1389/1969, II, 950, 957; Hüseyin b. Ali es-Sadâ, Zekâtü’l-fıŧr, Küveyt 1404/1984.

Yunus Vehbi Yavuz  


FİZAN

فزان

Libya’da bir idarî bölge.

Libya’nın güneyinde yer alan ve ülkeyi meydana getiren üç bölgeden (diğer ikisi Trablus, Berka) biri olan Fizan (Fezzân, Romalılar buraya Phasania derlerdi) rivayete göre adını Fezzân b. Hâm b. Nuh’tan alır (Yâkūt, II, 295). 1969’a kadar Fizan vilâyeti, bu tarihten itibaren el-Muhâfazâtü’l-cenûbiyye olarak adlandırılan bölge, deniz seviyesinden 200-500 m. yükseklikte ve yaklaşık 570.000 km2 genişliğinde olup % 95’i çöllerle kaplıdır. Bölgenin merkezi Sebha (1990’da 76.121 nüfus), diğer şehirleri Merzuk (42.294) ve Katrûn’dur.



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir