TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - FAS ::.

cilt: 12; sayfa: 192
[FAS - Mustafa L. Bilge]


aleyhine değerlendirmesi ve şeriflerden olduğunu ileri sürerek Hz. Peygamber’in soyundan geldiği için halife unvanını kendisinin taşıması gerektiğini söylemesi gibi sebeplerle zaman zaman gerginleşmişse de aralarında herhangi bir sürtüşme çıkmamıştır. Karşılıklı gidip gelen heyetler içinde özellikle 1589 Ağustosunda İstanbul’a varan ve Osmanlı padişahı tarafından çok iyi karşılanan Ali et-Temgrûtî (Temcrûtî) ve Muhammed el-Fiştâlî’den oluşan heyetin ziyaretleri çok başarılı geçmiş ve Temgrûtî bu seyahatinden sonra en-Nefĥatü’l-miskiyye fi’s-sefâreti’t-Türkiyye adlı kitabını kaleme almıştır.

Sa‘dî şeriflerinin iktidarını 1660’ta Hasanî şerifleri ele geçirdiler. 1672’de sultan olan Mevlây İsmâil 1691de Tilimsân’ı Türkler’den almaya yeltenmişse de başarılı olamamış. 1699 Nisanında da II. Mustafa’ya bir mektup göndererek Cezayirliler’i şikâyet etmiştir; ancak kendisine Osmanlı Devleti’nin Cezayir’deki donanmasına yardımcı olmadığı için şikâyete hakkı bulunmadığı bildirilmiştir. 1703te Tilimsân’a tekrar saldıran Mevlây İsmâil yine şehri alamamış, 1708’de ise Avrupa’da Osmanlı şehzadesi olduğunu iddia eden ve oradan Fas’a geçen bir kişiyi İstanbul’a göndermeye teşebbüs ederek payitahtta nifak çıkarmak istemiş, fakat gemi Sakız adasında durdurularak bu kişinin katledilmesiyle girişimi önlenmiştir.

1757’de tahta çıkan III. Muhammed zaman zaman İstanbul’a hediyeler ve elçiler göndererek kendisinden önce iyice zayıflamış, hatta birçok defa gerginleşmiş olan Osmanlı-Fas münasebetlerini kuvvetlendirmek istedi. 1766 Ağustosunda, Fas donanmasının Akdeniz’de korsan gemileriyle mücadele sırasında ele geçirdiği Dubrovnik ticaret gemilerini padişahın araya girmesiyle serbest bıraktı. Bu münasebetle İstanbul’a giden ve kışı orada geçiren Fas heyeti 1767 Mayısında ülkesine padişahın verdiği kıymetli hediyelerle döndü. Bunlar arasında toplarla donatılmış ve içinde bol miktarda değişik tekne levazımatı bulunan bir gemi ile otuz kadar gemi inşa ve top döküm ustası da yer alıyordu. Fas tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanan bu ustalar ölünceye kadar orada kaldılar ve Selâ şehrinde bulunan tersanenin ihyâsı işinde çalıştılar.

III. Muhammed, Osmanlı Devleti ile daima iyi ilişkiler içinde bulunmaya özen göstermiş olmasına ve sık sık elçilik heyetleriyle İstanbul’a değerli hediyeler göndermesine rağmen, dönemin padişahı I. Abdülhamid’in bu iyi ilişkilere güvenerek aradığı malî desteği öteki Mağrib ülkelerinin de yaptığı gibi yeterince sağlamamıştır. 1785’te Fas sultanının damadının başkanlığında gelen bir heyet Cezayir’deki Osmanlı idaresinin kötü davranışlarından şikâyette bulundu. I. Abdülhamid de mukabil hediyelerle birlikte cevabî mektubunu götüren bir heyet yolladı ve şikâyet konusu durumun düzeltileceğini bildirdikten sonra Osmanlı Devleti’nin o sırada Kırım’ı kurtarmak amacıyla Ruslar’a karşı girdiği savaş için Fas’tan yardım beklediğini belirtti. Yardımın gecikmesi üzerine aynı yıl içinde ikinci bir heyet gönderildiyse de Cezayir meselesi halledilmediği gerekçesiyle yine yardım gelmedi; ancak daha sonra geç kalmış olmakla birlikte iki gemi gönderildi. 1789 yılındaki Rusya ve Avusturya savaşları sırasında ise III. Muhammed dört fırkateyn ile Malta korsanlarının elinden kurtardığı 536 müslüman esiri gönderdi; yine aynı seferle birlikte Fas’tan İstanbul’a Dubrovnik gemileriyle 3000 kantar güherçile ve 1000 kantar barut geldi. Fas sultanı ayrıca yolladığı mektupta Hicaz’a gönderilen surreye kendisinin de katkıda bulunmak istediğini bildirdi. Padişahın muvafakatı üzerine Fas’tan Haremeyn ahalisine dağıtılmak üzere her biri yarım keselik 1000 adet altın külçesi gönderildi. Bunun üzerine sultana külçelerin dağıtım için sikke haline getirilmesi gerektiği haberi iletildi. Ancak bu arada vefat eden III. Muhammed’in yerine geçen oğlu Mevlây Yezîd’in altınları geri istemesi üzerine yardım gerçekleşmedi ve darphânede sikke yapılmak üzere bekletilen külçeler geri gönderildi (Aralık 1789).

1830 Temmuzunda Fransızlar Cezayir’i işgal edince daha önceleri Fas’a bağlı olan, fakat 300 yıldır Cezayir’deki Osmanlı idaresinin elinde bulunan Tilimsân şehrinin ahalisi Türkler’in bölgeden çekilmesiyle hamisiz kaldı ve gönderilen bir heyetle Fas Sultanı Mevlây Abdurrahman’dan biatlarının kabulü istendi. Kendilerinin Osmanlı padişahına tâbi olmaları dolayısıyla durumu Fas ulemâsından soran sultan müsbet cevap alınca Tilimsânlılar’ın biatlarını kabul etti ve böylece Osmanlı Devleti’nin bölge ile mevcut organik bağı kesilmiş oldu.

BİBLİYOGRAFYA:

BA, MD, nr. 24, s. 87; nr. 28, s. 129; nr, 30, s. 147, 182, 208, 348-467, 489-492; nr 35, s. 475; nr. 36, s. 110; nr. 48, s. 31; BA, İspanya Defteri, s. 7; BA, Cevdet-Hariciye, nr. 4052; BA, Cevdet-Askerî, nr. 9162/2; TSMA, nr. E 1607, 4034, 4905, 4932, 4994, 4999, 7209, 9055; Vezzân ez-Zeyyâtî, Vasfü İfrîkıyye, I, 283-285; II, 242; Feridun Bey, Münşeat, II, 153-154; Selânikî, Târih (İpşırli), II, 133; II, 586; Müneccimbaşı, Sahâifü’l-ahbâr, III, 537-538; Naîmâ, Târih, II, 169; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), II, 104; Çeşmîzâde Mustafa Reşid, Târih (nşr. Bekir Kütükoğlu), İstanbul 1959, s. 38; İfrenî, Nüzhetü’l-hâdî bi-ahbâri mülûki’l-karni’l-hâdî, Rabat 1972, s. 46, 61-66, 74; Vâsıf, Târih (İlgürel), s. 54; Cevdet. Târih, II, 256, 366; III, 272; IV, 9, 51; VIII, 356-361; Selâvî, Kitâbü’l-İstiksâ, IV, 160-163; V, 59-65, 85, 91, 95-97; VIII, 21-23, 44, 119-122; IX, 26-32; A. Cour, L’Etablissement des dynasties des chérifs an Maroc et leurs rivalités avec les Turcs de la Régence d’Alger, Paris 1904, s. 105 vd.; a.mlf., “Sa‘dîler”, İA, X, 41 vd.; Ch. A. Julien, Histoire de L’Afrique du nord, Paris 1931, s. 146; Said Talat, Umman ve Hint Denizleri Hakimiyeti ve Türkler, İstanbul 1934, s. 127; Q. Velloso, D. Sebastiao, Lizbon 1935, s. 337 vd.; Aziz Samih İlter, Şimalî Afrika’da Türkler, İstanbul 1936-37, I-II, tür.yer.; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II/2, s. 222, 268-269; IV/2, s. 243; Ziriklî, el-AǾlâm, II, 311-312; W. E. D. Ailen, Problems of Turkish Power in the Sixteenth Century, London 1963, s. 32-33; Abdülazîz el-Fiştâlî, Menâhilü’s-safâ (nşr. Abdülkerîm Küreyyim), Rabat 1972, s. 46, 61-66, 74; Abbas b. İbrâhim, el-İǾlâm bi-men halle Merakeş ve Agmat mine’l-aǾlâm, Rabat 1976, V, 140-150; Abdülkerîm Küreyyim, el-Mağrib fî Ǿahdi’d-devleti’s-SaǾdiyye, Rabat 1398/1978, s. 30-35, 75-116, 124, 135-136, 142-144, 181-182, 192-194; F. Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası (trc. M. Ali Kılıçbay). İstanbul 1990, II, 316-317, 342-343, 354-358; Mustafa Bilge, “II. Abdülhamid Döneminde İslâm Birliği Çağrısı ve Fas”, II. Abdülhamid ve Dönemi Sempozyum Bildirileri, İstanbul 1992, s. 45-64; G. Dastagne. “La Bataille d’Alkassar el-Kebır”, RAfr., LXII (1918), s. 130 vd.; Cengiz Orhonlu, “Osmanlı-Bornu Münasebetine Aid Belgeler”, TD, sy. 23 (1969), s. 111-113; Abderrahman el-Mouddeen, “The Sharif and the Padishah: Some Remarks on Moroccan-Ottoman Relations in the 16th Century”, Studies on Ottoman Diplomatic History, V, İstanbul 1990, s. 27-34; a.mlf., “The Sharif and the Padishah: Three Letters from Murad III to Abd al-Malik”, Hesperis Tamuda, sy. 1, Rabat 1991, s. 113-127; G. Yver, “Cezayir”, İA, III, 136; Bekir Kütükoğlu, “Murad III”, a.e., VIII, 621-622; Ziya Kazıcı, “Abdülmelik b. Muhammed el-Mehdî”, DİA, I, 271; Hulûsi Yavuz, “Ahmed el-Mansûr”, a.e., II, 98-100.

Mustafa L. Bilge  


4. Himaye Dönemi ve Bağımsızlık.

XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Fas dış dünyaya kapalı yaşamıştır. Avrupa ile temastan kaçınan Mevlây Süleyman herhangi bir ihtilâfa meydan vermemek için korsanlığı yasakladı (1817) Dinî sebepler ileri sürerek Avrupa’ya ihracattan kaçındı ve ithalâta % 50 gümrük vergisi koyarak Avrupa mallarının ülkeye girişini azaltmaya



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir