TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - EDDÎ ŞÎR ::.

cilt: 10; sayfa: 393
[EDDÎ ŞÎR - Hulusi Kılıç]


başpiskopos yardımcısı oldu (1889). Daha sonra Siirt Keldânî Kilisesi’ne başpiskopos tayin edildi (1902). Roma, Londra, Paris gibi Avrupa şehirlerini gezdi. Buralardaki din adamlarıyla görüştü ve kütüphanelerde bulunan yazma eserleri inceleme imkânına sahip oldu. Ana dili Keldânîce yanında Fransızca, İngilizce, Almanca, Arapça, Türkçe, Kürtçe, Farsça, Ermenice, Ârâmîce ile klasik dillerden Yunanca ve Latince’yi öğrendi. Siirt’te çeşitli dillerde yazma ve matbu kitaplar ihtiva eden zengin bir kütüphane kurdu. Üye seçildiği çeşitli müsteşrik cemiyetleri tarafından kendisine şeref nişanı verildi. Keldânîce, Arapça ve Fransızca muhtelif eserler kaleme aldı. Ruslar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu işgal edince Ruslar’ın yanında yer alan Kürt asıllı Bedirhan aşiretini destekledi. 1915’te Siirt’e bağlı bir köyde saklandığı mağarada yakalanarak öldürüldü.

Eserleri. Eddî Şîr’in en önemli eseri, başta Farsça olmak üzere Keldânîce, Ârâmîce, Sanskritçe, Ermenice, İbrânîce, Yunanca, Habeşçe, Latince, Germence, İngilizce, Fransızca, Rusça, Türkçe ve Kürtçe’den Arapça’ya geçen kelimeleri, bunların Arapça’da uğradığı ses değişikliklerini ve kazandığı mânaları anlatan el-Elfâzü’l-Fârisiyyetü’l-muǾarrebe’dir (Beyrut 1908). Arapça’da yabancı asıllı kelimeler konusunda Cevâlîkī (ö. 540/1145) el-MuǾarreb, Şehâbeddin el-Hafâcî (ö. 1069/1659) Şifâǿü’l-galîl adlı eserleri kaleme almışlarsa da bu müellifler Arapça dışında başka dil bilmediklerinden yabancı kelimelerin kaynağı konusunda fazla isabetli sonuçlara varamamışlardır. Eddî Şîr’in, Arapça ile uzaktan veya yakından ilişkisi bulunan on bir dil bilmesi eserine ilmî bir hüviyet kazandırmıştır. Kitabın MuǾcemü’l-elfâzi’l-Fârisiyyeti’l-muǾarrebe adıyla ofset baskısı da yapılmıştır (Beyrut 1964).

Eserin girişinde, Muhammed Hüseyin b. Halef et-Tebrîzî’ye ait olup Mütercim Âsım Efendi’nin Farsça’dan Türkçe’ye tercüme ettiği Burhân-ı KātıǾ adlı sözlüğüyle Butrus el-Bustânî’nin Muhîtü’l-Muhît, ve Saîd eş-Şertûnî’nin Akrebü’l-mevârid adlı Arapça sözlüklerinden faydalandığını söyleyen Eddî Şîr bazı kaynaklarını da yeri geldikçe metin içinde zikretmiştir. Süyûtî’nin el-Müzhir’i, Şehâbeddin el-Hafâcî’nin Şifâǿü’l-galîl’i, Gesenius’un Lexicon Manuale Hebraıëcum et Chaldaicum’u (Lipsiae 1847), Siegmund Fraenkel’in Die Aramaeischen Fremd Woerter im Arabischen’i (Leiden 1886), Joanne Buxtorfio’nun Lexicon Talmudicum et Rabbinicum’u (Basileae 1639), Henri Lammens’in Kitâbü’l-Furûķ’u (Beyrut 1889) bu kaynakların başlıcalarıdır. Eserin sonunda, yukarıda sayılan on beş dilden Arapça’ya geçen kelimelerin ayrı ayrı alfabetik listeleri verilmiştir.

Keldânî cemaati için dinî bilgiler ihtiva eden Keldânîce kitaplarla çalıştığı kütüphanelerdeki yazmaları tanıtan katalog mahiyetinde Fransızca eserler kaleme alan (G. Avvâd, I, 104-106) Eddî Şîr’in diğer tanınmış eserleri şunlardır: Târîhu Keldo ve Âsûr (I-II, Beyrut 1912-1913; eserin III. cildi basılmadan kaybolmuştur); Medresetü Nasîbîn eş-şehîre (Beyrut 1905); İklîlü’l-betûl et-tâhire Meryem (Keldânîce, Musul 1904).

BİBLİYOGRAFYA:

Serkîs, MuǾcem, I, 412-413; Kehhâle, MuǾcemü’l-müǿellifîn, II, 221; Zeki Mücâhid, el-AǾlâmü’ş-şarkıyye, Kahire 1963, III, 137; Gorgis Avvâd, MuǾcemü’l-müǿellifîne’l-ǾIrâkıyyîn, Bağdad 1969, I, 104-106; Yûsuf Es‘ad Dâgır, Mesâdirü’d-dirâsâti’l-edebiyye, Beyrut 1972, III, 117-119; Ziriklî, el-AǾlâm (Fethullah), I, 285; Süleyman Sâiğ, “Fakıdü’l-Ǿilm es-Seyyid Eddî Şîr”, el-Meşrık, XXIII, Beyrut 1925, s. 36-44.

Hulûsi Kılıç  


EDEB

(bk. EDEP)  


EDEBÂLİ

(ö. 726/1326)

İlk Osmanlı kadısı ve mutasavvıf.

Karaman’da doğdu. Hüseyin Hüsâmeddin, kaynak göstermeden künyesini İmâdüddin Mustafa b. İbrâhim b. İnac el-Kırşehrî şeklinde kaydeder (Amasya Târihi, II, 428). Kaynaklarda Edebâlî (أده بالى) kelimesinin, bu şekli yanında (BA, MD, nr. 31, s. 217, hk. 481; TK, Defter-i Evkāf-ı Ertuğrul Gazi, Hudûdnâme-i Bilecik, nr. 156, vr. 1) bazan Atabâlî (اطه بالى) (VGMA, Bursa-Muhasebe, nr. 491/1, sıra 447) ve kısaltılmış olarak Ede-şeyh (اده شيخ) (TK, Defter-i Evkāf-ı Hüdâvendigâr, nr. 585, vr. 282b) şeklinde yazıldığı da görülmektedir.

Edebâli ilk tahsilini Karaman’da yaptı. Hanefî fakihi Necmeddin ez-Zâhidî’nin öğrencisi oldu. Daha sonra Dımaşk’a giderek Sadreddin Süleyman b. Ebü’l-İz ve Cemâleddin el-Hasîrî gibi dönemin tanınmış âlimlerinden dinî ilimleri tahsil etti. Dımaşk’tan ülkesine dönünce tasavvufa yöneldi; Bilecik’te bir zâviye kurarak halkı irşada başladı. Âşıkpaşazâde zâviyesinin hiç boş kalmadığını, şeyhin gelip geçen fukaranın her türlü ihtiyacını gidermeye çalıştığını, hatta bu maksatla koyun sürüsü bulundurduğunu kaydeder (Târih, s. 6).

Edebâli Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı. Âlim ve sûfîleri çok seven Osman Gazi, mübarek günlerde şeyhin zâviyesine giderek dinî ve idarî konularda her zaman onun görüşlerine başvururdu (Cenâbî Mustafa Efendi, vr. 555ª). Âşıkpaşazâde’nin, Osman Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşı Fakih ve Edebâli’nin oğlu Mahmud Paşa’nın rivayetlerine dayanarak anlattığına göre Osman Gazi bir gece Edebâli’nin zâviyesinde kalmış, rüyasında şeyhin koynundan doğan bir ayın kendi koynuna girdiğini, aynı anda göbeğinden bir ağaç bittiğini ve bu ağacın gölgesinin dünyaya yayıldığını, altından dağlar yükseldiğini ve her dağın altından da suların çıktığını görmüş. Osman Gazi rüyasını Edebâli’ye anlatınca şeyh, “Hak Teâlâ sana ve nesline padişahlık verdi. Mübarek olsun. Kızım Malhun Hatun da senin helâlin oldu” der. Edebâli’nin bu yorumu üzerine Osman Gazi Malhun Hatun ile evlenmiştir (Âşıkpaşazâde, s. 6; ayrıca bk. Terceme-i Menâkıb-ı Tâcü’l-ârifîn, vr. 3b; Mecdî, s. 20-21; Cenâbî Mustafa Efendi, vr. 556ª). Bazı kaynaklarda bu isim Mal Hatun şeklinde geçerken Oruç b. Âdil de Tevârîh-i Âl-i Osmân’da (s. 8-9, 84) yukarıda anlatılan rüyayı Osman Gazi’nin değil babası Ertuğrul Gazi’nin gördüğünü ve şeyhin Osman Gazi ile evlenen kızının adının Râbia Hatun olduğunu kaydeder.

Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî’ye (ö. 501/1107) nisbet edilen Vefâiyye tarikatına mensup olan Edebâli (Terceme-i Menâkıb-ı Tâcü’l-ârifîn, vr. 2ª-b, 10b; Kâtib Çelebi, vr. 43b) aynı zamanda ahî teşkilâtının reisidir. Ahî şeyhliğinin Edebâli’den sonra kime geçtiği ise bilinmemektedir; ancak daha sonra I. Murad’a intikal etmiştir (Barkan, II, 288; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 531). Son zamanlarında kızı ve torunu Alâeddin Bey ile Bilecik’te oturan Edebâli’ye Kozağaç köyünün öşür ve hâsılatı verilmiş, kızı Râbia Hatun (veya Bâlâ Hatun) kendilerine verilen bu köyü tekkeye vakfetmiştir (BA, MD, nr. 31, s. 217, hk. 481; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 561). Edebâli’nin kızı Mal Hatun adına Eskişehir’de bir Mal Hatun Ünâs Mektebi’nin mevcut olduğu da belgelerden



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir