TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - EBÛ SAİD MİRZA HAN ::.

cilt: 10; sayfa: 225
[EBÛ SAİD MİRZA HAN - Abdülkadir Yuvalı]


Mîrânşahoğulları’nın hâkimiyetine geçmiş oldu.

Ebû Said Mirza Han ülkesine yönelik tehlikeleri önledi. Çağatay hanlarından İsen Buka Han Siriderya nehrini geçerek Mâverâünnehir’e girdiyse de Timurlu kuvvetleri karşısında geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Bu olaydan sonra Ebû Said, Çağatayoğulları arasındaki iç mücadeleden faydalanmasını bildi ve bu sayede doğudan gelen tehlikeleri kolayca önledi. Ebû Said, düşmanı İsen Buka’ya karşı saltanat iddiasında bulunan ağabeyi Yûnus Han’ı destekledi ve Çağatay Hanlığı topraklarının iki kardeş arasında paylaşılmasından sonra Çağatayoğulları kendisi için tehlike olmaktan çıktı. Ebû Said için doğuda ikinci tehlike olan hânedanın diğer koluna mensup Hüseyin Baykara onun karşısında tutunamadı ve Özbek Hanı Ebü’l-Hayr’a sığındı. Bu suretle Timurlu Devleti’nin en güçlü temsilcisi olan Semerkant hâkimi Ebû Said, hânedanın diğer kollarına ve bilhassa Şâhruh koluna mensup şehzadeleri görevlerinden alarak yerlerine Mîrânşah koluna mensup kimseleri getirdi.

Bu sırada Yakındoğu’da iki Türkmen beyi arasındaki mücadelede Karakoyunlu Cihan Şah Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan karşısında mağlûp olmuş ve hayatını kaybetmişti. Cihan Şah’ın oğlu Hasan Ali babasının intikamını almak için Ebû Said’den yardım istedi, bunu fırsat bilen Ebû Said eski dostu Uzun Hasan’a savaş açtı. Timur’un vasiyetinde Mîrânşahoğulları’nın toprağı olarak gösterilen Azerbaycan Ebû Said için ayrı bir anlam taşıyordu. 1468 yılı Şubat ayında Azerbaycan’a doğru hareket eden Ebû Said, doğrudan Uzun Hasan’ın yaylağı Karabağ üzerine yürüdü. Uzun Hasan’ın yapmış olduğu barış tekliflerini kabul etmedi. Ancak Akkoyunlu hükümdarı coğrafî avantajı iyi kullanarak iaşe yollarını kesmek suretiyle Ebû Said’in kuvvetlerini perişan etti. Sonuçta Ebû Said’in kuvvetleri dağıldı, kendisi esir alındı ve babaannesi Gevher Şad Hatun’un intikamını almak isteyen Şâhruh’un torunu Yâdgâr Muhammed tarafından öldürüldü (22 Receb 873 / 5 Şubat 1469). Ebû Said’in ölümünden sonra geride bıraktığı on bir oğlundan hiçbiri ülke toprakları üzerinde mutlak bir otorite kuramadı. Bu sebeple Ebû Said’in Timurlu İmparatorluğu’nu yeniden kurma düşüncesi de gerçekleşmedi.

Kaynaklarda âdil, merhametli, azimli, kabiliyetli bir hükümdar olarak tanıtılan ve XV. yüzyılın ikinci yarısındaki diğer Timurlu hükümdarları gibi şeriat hükümlerine sıkı sıkıya bağlı olan Ebû Said Han, Taşkent’ten saltanat merkezine davet ettiği Nakşibendî şeyhi Hoca Ubeydullah Ahrâr’ın etkisi altındaydı. Nitekim şeyhinin isteği üzerine Semerkant, Buhara ve Herat şehirlerinde gayri şer‘î olan ticaret (tamga) vergisini kaldırttı. Ayrıca meyve ağaçlarından vergi alınmasını da yasakladı. Tarımla ve çiftçilerle yakından ilgilenerek sulu tarımı teşvik etti ve bu konularda uzman olan veziri Kutbüddin Simnânî’yi sulama sistemini organize etmek ve yaygınlaştırmakla görevlendirdi. Herat’ın kuzeyinde Cûy-i Sultânî denilen kanalla Meşhed yakınlarındaki Gülistan Bendi’ni de o yaptırmıştır. Onun zamanında Timurlular Mâverâünnehir, Türkistan, Kâbülistan (Kâbil), Zâbülistan (bugünkü Afganistan), Horasan ve Mâzenderan’da hâkimiyet kurmuşlardır. Bâbürlü İmparatorluğu’nun kurucusu Muhammed Bâbür Ebû Said’in torunudur.

BİBLİYOGRAFYA:

Nizâmeddîn Şâmî, Zafernâme (trc. Necati Lugal), Ankara 1987, s. 201; Ebû Bekr-i Tihrânî, Kitâb-ı Diyarbekriyye (nşr. Necati Lugal – Faruk Sümer), Ankara 1964, II, 289-353; Devletşah, Tezkire (trc. Necati Lugal), İstanbul 1977, IV, 548-550, 554; Bâbür, Vekayi‘ (Arat), I, 6067; W. Barthold, Uluğ Bey ve Zamanı (trc. Tahiroğlu Akdes Nimet), İstanbul 1930, s. 135-141; Zeki Velidî Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1946, s. 354-356; Faruk Sümer, Karakoyunlular, Ankara 1967, I, 104-106; H. R. Roemer, “The Successor of Timur”, CHIr., VI, 111-118; R. Grousset, Bozkır İmparatorluğu Atilla / Cengiz Han / Timur (trc. Reşat Uzmen), İstanbul 1980, s. 428-431; İsmail Aka, “Timurlular Devleti”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1988, IX, 257-261; a.mlf., “Timur’un Ölümünden Sonra Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Irak-ı Acem’de Hâkimiyet Mücadeleleri”, TKA, XXII / 1-2 (1984), s. 49-64; A. S. Beveridge, “Ebû Sa’îd”, İA, IV, 47-49; J. Aubin, “Abu Saıd b. Muhammed b. Mıranshah b. Tımur”, EI² (İng.), I, 147-148.

Abdülkadir Yuvalı  


EBÛ SAÎD-i SÂNÎ

أبو سعيد ثاني

Ebû Saîd b. eş-Şeyh Sun‘illâh-i Kûzegerânî (ö. 980/1572)

Nakşibendî şeyhi ve tefsir âlimi.

Aslen Horasanlı olan babası Şeyh Sun‘ullah, Herat’ta büyük mutasavvıf ve şair Abdurrahman-ı Câmî (ö. 898 / 1492) ile beraber meşhur Nakşibendî şeyhlerinden Ubeydullah Ahrâr’dan (ö. 895 / 1490) feyiz almış, daha sonra irşad göreviyle gittiği Tebriz’e yerleşmişti. Şeyh Sun‘ullah’ın gelişinden kısa bir müddet sonra şehri işgal eden Safevî Hükümdarı Şah İsmâil, Tebriz’in üçte ikisi Sünnî olan halkını Şiî mezhebini kabule zorladı. Bu durumdan rahatsız olan Şeyh Sun‘ullah Bitlis’e göç etti. Ancak dostlarının ısrarı üzerine bir süre sonra Tebriz’e geri döndü ve şehrin yakınındaki Kûzegerân kasabasına yerleşti. Ebû Saîd 920’de (1514) burada dünyaya geldi.

Gençliğinde iyi bir öğrenim gören Ebû Saîd, Mîr Gıyâseddin Mansûr’un hizmetine girdi. O sırada Tebriz’in idaresini elinde tutan Şah Tahmasb da Şah İsmâil gibi Şiî olmayan halk üzerindeki baskılarını arttırınca Ebû Saîd amcası Azîz ile birlikte o devirde İran’da yaşayan birçok Sünnî âlim ve edibin yaptığı gibi Osmanlı topraklarına sığınmak üzere Tebriz’den ayrılmak isterken yakalanıp hapse atıldı ve bütün mallarına el konuldu. Daha sonra dostlarının yardımıyla hapisten kurtularak amcasıyla beraber Erdebil’e gitti ve orada iki yıla yakın Molla Hüseyn-i Erdebîlî’nin hizmetinde bulundu. 955’te (1548) Azerbaycan’ı ikinci defa fetheden Kanûnî Sultan Süleyman’a sığınarak onunla birlikte İstanbul’a geldi. Halep’te devlet hizmetine alınarak kendisine 15 akçe maaş bağlandı. 971 (1563) yılında hacca gitti. Ebû Saîd İstanbul’da vefat etti ve Şeyh Vefa Camii Kabristanı’nda kendisi için yaptırılan türbeye defnedildi. Atâî hazîrenin kitâbesinde, “Merhum Şeyh Ebû Saîd bu fenâ mülkünden ayrılınca halka çok vefa gösterdiğinden Vefa Meydanı onun malı oldu” anlamına gelen Farsça bir kıtanın yazılı olduğunu kaydeder (Zeyl-i Şekāik, s. 208).

Meşhur mutasavvıf Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’a (ö. 440 / 1048-49) nisbetle “Sânî” lakabını alan Ebû Saîd aklî ve naklî ilimlerde de geniş bilgi sahibi bir âlimdir. Atâî onun Beyzâvî tefsirini tercüme ettiğini, kendisinin bu eseri gördüğünü, ayrıca müfessirler hakkında bir eseri daha olduğunu söyler.

BİBLİYOGRAFYA:

Atâî, Zeyl-i Şekāik, s. 207-208; Keşfü’z-zunûn, II, 1107; Muhammed Ali Terbiyet, Dânişmendân-ı Âzerbâycân, Tahran 1314 hş., s. 25-26; Rızâzâde Şafak, Târîh-i Edebiyyât-ı Îrân, Tahran 1337 hş., s. 354.

Mürsel Öztürk  


EBÛ SAÎD es-SÎRÂFÎ

(bk. SÎRÂFÎ, Ebû Saîd)



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir