TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - DAMGA ::.

cilt: 08; sayfa: 455
[DAMGA - Yusuf Halaçoğlu]


tahsil edildiğine dair hükümdar imzası karşılığı vurulan mühüre dendiği kayıtlıdır. Bununla beraber Altınorda Hanlığı’nda yarlığa bazan al damga adının verildiği de görülmektedir. Ayrıca Argun Han ile Olcaytu’nun Fransa kralına gönderdikleri mektuplar al damga ile mühürlenmişti. Al damga dört köşeli olup yarlığın alt kısmına basılırdı. Bu damga siyah mürekkeple basılırsa buna kara damga adı verilirdi ve resmî olmayan yazışmalarla yarlıkların arka kısımlarına vurulurdu.

Damga işleriyle meşgul olan kişiye damgacı (tamgacı) adı verilirdi. Bu isme Orhun yazıtlarında ve Kutadgu Bilig’de de rastlanmaktadır. İlhanlı Hükümdarı Gazan Mahmud Han damga ile ilgili birtakım yeni usuller ortaya koymuş ve hükümdarlarla ümerâya yazılacak yazılara basılmak üzere yeşim taşından büyük bir damga yaptırmıştı; kadılar, şeyhler ve ulemâ için de daha küçük bir damga hakkettirmişti. Askerî işler için çevresine yay, çomak ve kılıç resimleri işlenmiş altın bir damga kullanılıyordu; askerler bu damganın bulunduğu emri görmedikçe kimsenin sözüne inanmazlar, sadece damgalı emirle sefere çıkar veya seferden dönerlerdi. Büyük damga kilitli bir çekmecede durur, damgalanacak yarlık ve evrak bir araya getirilip damgalandıktan sonra çekmece yeniden kilitlenirdi.

Damga kelimesi Kutadgu Bilig’de Hz. Peygamber için “hâtemü’l-enbiyâ” karşılığı olarak da kullanılmıştır: “Başı erdi öngdün kamuğ başçıka/Kidinboldı tamga kamuğ savçıka” (O bütün rehberlerin önünde baş idi; sonra bütün peygamberlerin damgası [sonuncusu] oldu; 45. beyit).

Damga Çağatay, Cuci ve İlhanlı uluslarında sınırlarda ve gümrüklerde vergi alınan mallar üzerine vurulduğu için “gümrük vergisi” mânasında da kullanılmıştır. Nitekim Cuci ulusunun en çok gelir temin ettiği kaynak, tüccar tarafından satılan veya pazar yerine getirilen mallardan alınan damga resmi idi. Damga resminin bir örfî vergi olarak Osmanlılar’da da büyük önem taşıdığı görülür. Kanunnâmelerde bu vergiyle ilgili “damgacı, damgalı kile, damgalı urgan, damga zâbit eri, damga-yı ağnâm, damga-yı gön ve sahtiyan, damga-yı haml, damga-yı siyâh” gibi tabirlere rastlanmaktadır. Meselâ Kanûnî Sultan Süleyman devrine ait Mardin livâsı kanunnâmesinde, “Der Beyân-ı Damga-yı Siyâh” başlığı altında, Mardin’de ipek tezgâhlarından ve pazarda satılan bezlerden damga alındığı belirtilmektedir (Barkan, s. 163). Toprağın dönüm olarak ölçümü de “damgalı urgan” denilen, devlet tarafından tasdik edilmiş bir uzunluk ölçüsüyle yapılmaktaydı (a.e., s. 328).

BİBLİYOGRAFYA:

Nazmîzâde, Vassâf Târihi Lugatı Tercümesi, Ayasofya Ktp., nr. 3151; Ahmed Caferoğlu, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul 1968, s. 222; Doerfer, TMEN, II, 554-566; Räsänen, Versuch, s. 460; Clauson, Dictionary, s. 504; Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig I: Metin (nşr. Reşid Rahmeti Arat), Ankara 1979, s. 21 (beyit 45); a.e. II: Çeviri, Ankara 1985, s. 15; Selânikî, Târih (İpşirli), I, 362; Uzunçarşılı, Medhal, s. 197-199, 202, 209, 211-213, 216, 220, 257, 265-266, 268, 272, 278-279, 283; Barkan, Kanunlar, s. 163, 328; A. Rıza Yalgın, Anadolu’da Türk Damgaları, Uludağdan Toroslara, Bursa 1943; a.mlf., “Uludağ Çevresinde Türk Damgaları”, III. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1948, s. 426-433; Spuler, İran Moğolları, s. 320-321; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul 1969, s. 60; İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, Ankara 1977, s. 237; a.mlf., “Ahlat ve Çevresinde 1945’te Yapılan Tarihî ve Arkeolojik Tetkik Seyahati Raporu”, TD, sy. 1 (1949), s. 184-185, levhalar; Faruk Sümer, Oğuzlar: Türkmenler, Ankara 1972, s. 203-207; Mustafa Kafalı, Altın Orda Hanlığının Kuruluş ve Yükseliş Devirleri, İstanbul 1976, s. 135; Fuad Köprülü, “Ortazaman Türk Devletlerinde Hukukî Sembollerdeki Motifler”, THİTM, II (1939), s. 36-38; A. N. Samoiloviç, “Cucu Ulusu’nda Payza ve Baysa’ya Dair”, a.e., s. 56-62; Osman Akçokraklı, “Kırım’da Tatar Damgaları”, Emel, sy. 135, İstanbul 1983, s. 161-180; İsmail Otar, “O. Akçokraklı’nın (Kırım Tatar Damgaları) İsimli Kitabı Vesilesiyle Notlar”, a.e., s. 183-203; J. Deny [T. H.], “Tuğra”, İA, XII/2, s. 6-7.

Yusuf Halaçoğlu  


DAMGAN TÂRÎHÂNE CAMİİ

İran’ın ayakta kalan en eski camii.

Abbâsî mimarisinin en önemli eserlerinden birini teşkil eden Damgan’daki Târîhâne Camii, özellikle Abbâsîler’in ilk dönemlerinde (VIII. yüzyılın ikinci yarısı ile IX. yüzyılın başları) yapılmış olması sebebiyle dikkati çekmektedir. Bunun yanında Arap mimarisinin kendine has plan özelliklerini göstermesi bakımından da daha sonraki tarihlerde İran’da ve doğusundaki bölgelerde ortaya çıkan cami planları arasında önemli bir yere sahiptir. Abbâsî camilerinin, batı İslâm dünyasında sevilmesine rağmen doğuda pek benimsenmeyen kıble duvarına dik neflerden müteşekkil ana plan tipinin uygulandığı en doğudaki örnektir.

Târîhâne Camii’nin Abbâsî tarihinin çok erken bir safhasına ait olması ve inşa edildiği yerin bu plan tipi için hayli doğuda kalması, o dönemde meydana gelen olaylarla yakından ilgilidir. Damgan’ın da içinde bulunduğu bölge, Abbâsîler’in Emevîler’e karşı başlattıkları siyasî ve askerî mücadelenin harekete geçirildiği ve Abbâsîler’i iktidara götürecek ayaklanmalar silsilesinin başlatıldığı yerdir. Bu bölge Abbâsîler’in iktidara gelmesinden sonra ise önemli mezhep çekişmelerine ve sık sık İran’ın eski dini Zerdüştîliği geri getirmek için yapılan ayaklanmalara sahne olmuştur. Bu sebeplerle Abbâsîler camiyi, sürekli dikkat ve ilgilerini çeken bölgede, İslâm dinini köklü biçimde tesis etmek ve güçlü Şiî cereyan karşısında kendi Sünnî anlayışlarını hâkim hale getirmek için inşa



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir