TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ÇEYİZ ::.

cilt: 08; sayfa: 297
[ÇEYİZ - Abdülazim ed-Dîb]


İslâm hukukunda koca evlilik sırasında kendisiyle eşinin, bazı hukukçulara göre ise sadece kendisinin sosyal ve iktisadî seviyesine uygun bir ev temin ve tefriş etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, ilgili âyetten (el-Bakara 2/233) ve muhtelif hadislerden (meselâ bk. Müsned, V, 73; Dârimî, “Menâsik”, 34; İbn Mâce, “Menâsik”, 84; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 56) anlaşıldığı üzere kocanın yüklendiği nafaka mükellefiyetinin bir gereğidir. Bu sebeple evlenme sırasında hukuken kadının koca evine eşya götürme, diğer bir ifadeyle çeyiz düzme mecburiyeti yoktur. İslâm ülkelerinde çeşitli şekillerde var olagelen çeyiz uygulaması dinî hükümlerin değil sosyal yapının bir ürünüdür. Kocanın verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği mehir kadının mülkiyetine ait olup onun dilediği gibi harcama hak ve yetkisine sahip bulunduğu öz malı niteliği taşıdığından (bk. MEHİR) bundan çeyiz hazırlamaya mecbur değildir. Ancak İbn Âbidîn’e göre erkeğin kadına çeyiz hazırlaması şartıyla mehir miktarının üzerinde bir meblağ ödemesi, örf ve âdetin de böyle bir hazırlığı lüzumlu görmesi halinde kadının çeyiz hazırlaması gerekir. Eğer hazırlamazsa aldığı fazlalığı geri verir. Bu fazlalık mehirden ayrı olarak belirtilmemekle birlikte çeyiz hazırlanması maksadıyla verilmişse, bazı hukukçulara göre mehir için bir üst sınır bulunmadığından (en-Nisâ 4/20) ve ne miktar verilirse verilsin geçerli olduğundan bunun karşılığında çeyiz hazırlamak gerekmez. Diğer bazı hukukçulara göre ise bu durumda çeyiz hazırlama mecburiyeti vardır. Mâlikî fakihleri farklı bir yaklaşımla çeyizin kadının yükümlülüğünde olduğunu söylemektedirler. Ancak onlara göre hazırlanacak çeyizin miktarını ödenen mehirle örf ve âdet belirlemektedir. Ayrıca Mâlikîler, kadının çeyiz hazırlama yükümlülüğünün olabilmesi için mehirin kendisine zifaftan önce altın, gümüş veya para olarak ödenmesini de şart koşarlar. Mezhebin yaygın görüşü bu olmakla birlikte bazı Mâlikî fakihleri bunun uygulanagelen örften başka bir dayanağı bulunmadığını da belirtmişlerdir (bk. Venşerîsî, VIII, 77).

Bugün müslüman toplumlarda köklü bir gelenek halini almış bulunan çeyiz uygulamasında aşırılıklara ve israfa kaçmamak dinin gereklerinden biridir. İslâm dininin aşırılıkları ve israfı yasakladığı (el-A‘râf 7/31), öte yandan evlenmeyi teşvik ettiği (Buhârî, “Nikâh”, 51; Ebû Dâvûd, “Nikâh”, 3) ve gerektiğinde demir bir yüzüğün bile mehir olabileceğini kabul ederek (Buhârî, “Nikâh”, 14) mehir masrafının evliliği engellememesini istediği göz önüne alınırsa çeyizde aşırılığa kaçmanın İslâm’a aykırı olduğu ortaya çıkar. Hz. Peygamber’in, kızı Fâtıma’ya evlenirken bir yatak, bir yastık, bir de su tulumu vermesi (İbn Mâce, “Zühd”, 11), o günün sosyal şartlarının sonucu olduğu kadar çeyizde aşırılığa kaçmamanın bir örneği olması bakımından da önemlidir.

Kurulacak yuva için gerekli hazırlıkları yerine getirmenin kocanın yükümlülüğünde olduğunu kabul eden Hanefîler’e göre hazırlanan çeyizin mülkiyeti de ona aittir. Ancak kadının çeyiz olarak getirdiği şeyler varsa bunlar kadına ait olacaktır. Aynı şekilde kadına babası tarafından bağışlanan çeyizin mülkiyeti de hibe hükümleri gereği kadınındır. Çeyizin mülkiyeti konusunda karı ile koca arasında ihtilâf çıkması ve iki tarafın da kendi lehine delil getirememesi durumunda yemin ettirilmek suretiyle her birinin kullandığı eşyanın kendisine ait olduğuna hükmedilir. Mâlikîler de bu konuda Hanefîler’le aynı görüştedirler. Şâfiîler’e göre ise karı veya kocadan birine aidiyeti ispat edilmeyen mallar genel olarak kimin kullandığı dikkate alınmaksızın ikisi arasında paylaştırılır.

BİBLİYOGRAFYA:

Lisânü’l-Arab, “chz” md.; Mustafavî, et-Tahkık, “chz” md.; Kamûs-ı Türkî, “cihâz” md.; Müsned, I, 84, 93, 108; V, 73; VI, 366; Dârimî, “Menâsik”, 34; Buhârî, “Nikâh”, 14, 51; İbn Mâce, “Menâsik”, 84, “Zühd”, 11; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 56, “Nikâh”, 3, 27; Nesâî, “Nikâh”, 81; Kâsânî, Bedâi, II, 308; İbn Cüzey, el-Kavânînü’l-fıkhiyye, Beyrut, ts. (Dârü’l-Kalem), s. 142; Venşerîsî, el-Miyârü’l-mureb, Beyrut 1401/1981, VIII, 77-78; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr (Kahire), III, 155 vd., 585 vd.; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbaa, IV, 176-179; Sâlih el-Ezherî, Cevâhirü’l-iklîl, Beyrut, ts. (Dârü’l-Ma‘rife), I, 318; Ahmed es-Sâvî, Bulgatü’s-sâlik liakrabi’l-mesâlik, Beyrut, ts. (Dârü’l-Fikr), I, 391; M. Ebû Zehre, el-Ahvâlü’ş-şahsiyye, Kahire 1957, s. 227-231; Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, VII, 311-314; Seyyid Sâbık, Fıkhü’s-sünne, Beyrut 1391/1971, II, 167; Mustafa er-Râfiî, el-Ahvâlü’ş-şahsiyye fi’ş-şerîati’l-İslâmiyye ve’l-kavânîni’l-Lübnâniyye, Beyrut 1403/1983, s. 96-97; A. S. Bazmee Ansari, “Is Dowry Obligatory ?”, HI, I/2 (1978), s. 78-84; Mv.F, X, 171; XVI, 166.

Abdülazim ed-Dîb  

Osmanlılar’da Çeyiz Âdeti. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da çeyiz geleneği yörelere göre değişmekle birlikte esasta büyük bir farklılık göstermemiştir. Selçuklular’da çeyiz eşyası içinde el işlemeleri, özellikle nakış, dantel gibi şeyler başta gelir, mutfak eşyası olarak bakır kap kacak çok tutulurdu. Her gelinin şahsî eşyasını sakladığı bir çeyiz sandığı vardı. Çeyizlik halının bir yerinde dokuyanın bir tutam saçının, birkaç nazar boncuğunun veya değerli bir elbiseden kesilmiş bir parça kumaşın bulunması âdetti.

Osmanlılar döneminde de bu gelenek küçük bazı farklarla sürdü. Anadolu’nun birçok yöresinde seyirlik için çeyiz eşyasının sergilenmesi âdeti bugün hâlâ uygulanmaktadır. “Çeyiz yazma” denilen bu geleneğe göre gelin odasında sergilenen eşya düğün süresince gezilirdi. Çeyiz aynı zamanda kız ailesinin ekonomik durumunun bir göstergesiydi. Sergilenen eşya arasında iki hamam takımı, her biri onar adetten iki havlu takımı, işlemeli baş örtüleri, boncuklu, pullu hamam tülbentleri, krep ve oyalı yemeniler, ipekten yapılmış saat, mühür ve para keseleri, damat için oyalı gömlekler, donlar, mendiller ve işlemeli uçkurlar, gelin için iç çamaşırları, iğnedanlık, kaşık torbası, tarak kesesi, işlemeli tencere tutaçları, yatak çarşafları, işlemeli yastık örtü ve yüzleri, işlemeli sofra örtüsü, ayna, çuha ve boncuklarla işlenmiş süpürge ve boyalı faraş, kalaysız bakırdan mutfak kazanları ve tencereleri, sini, yemek tepsisi, mangal, leğen, ibrik, hamam tası, biri işlemeli tasmalı, oymalı, diğeri âdi iki çift nalın, çeşitli ayakkabı ve terlikler, gelin ve damat için kumaşlar, gelinin on beş gün boyunca her gün giyeceği elbiseler, gündelik ve yabanlık iki kürk veya manto bulunurdu.

Çeyizlik eşya yörelere göre değişiklik gösterebilirdi. Bazan tek veya sürü halinde çiftlik hayvanı, tarla, bahçe, ev veya araba, hatta XX. yüzyıl başlarına kadar varlıklı aileler tarafından hizmetçi de (halayık) çeyiz olarak verilebilirdi. Güneydoğu Anadolu’da kız tarafı bir oda takımı vermek zorundaydı. Hatay’da kız tarafı oğlan tarafından aldığı başlık parası tutarında çeyiz hazırlardı. Sivas ve Niğde’de çeyizin tamamına eski Türkler’de olduğu gibi “kalın”, çeyizin götürülmesine de “kalın götürme” denirdi. Ünye ve dolaylarında kızın çeyizi arasında yatak odası veya mutfak takımı, hatta bazan ikisi birden bulunurdu. Yörükler’de ise mutfak eşyası damat tarafından temin edilirdi. Alacahöyük’te çeyiz götürülürken bir tosunun boynuzları çam dalları ve çiçeklerle süslenir, daha sonra bu tosun kızın babasına teslim



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir