TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - CÜLÛS ::.

cilt: 08; sayfa: 113
[CÜLÛS - Abdülkadir Özcan]


akçe ve her yeniçeri ve baltacı neferine 3000’er akçe bahşiş verilmiş, toplam olarak bütün ocak halkına 660.000 akçe dağıtılmıştır (Eyyûbî Efendi Kanunnâmesi, vr. 25b-26b). Aynı şekilde 1687’de tahta çıkan II. Süleyman’ın cülûs bahşişi 4557 kese yani 100 milyon akçeye yakın bir meblağ tutmuştur. Bu para bir defada verilememiş, 1256 kesesi iç hazineden, 3301 kesesi Mısır irsâliyesi ile Bağdat, Basra ve Erzurum eyaletlerinin tuğ câizelerinden sağlanmıştır. Dört yıl sonra cülûs eden II. Ahmed’in bahşişi, sürekli savaşların da tesiriyle devleti güç durumda bırakmıştır. III. Ahmed’in cülûsunda ise hazine boş olduğundan devrin defterdarı Sarı Mehmed Paşa çok zor durumda kalmış, sonunda onun şahsî gayretleri ve maktul şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendi’nin metrûkâtıyla gerekli meblağ sağlanabilmiştir. I. Mahmud’un cülûs bahşişi ise maktul sadrazam Nevşehirli İbrâhim Paşa ve akrabalarından müsâdere edilen paralardan karşılanmıştır (Şem‘dânîzâde, I, 13). Daha önce II. Süleyman’ın cülûsu sırasında yeniçeri emeklilerine de teşmil edilen bahşiş III. Osman zamanında tekrarlanmıştır. III. Osman’ın tahta çıkması dolayısıyla sadece cülûs bahşişi dağıtılmış, terakkî verilmemiştir.

Savaş zamanına rastladığından I. Abdülhamid ve III. Selim’in cülûsları sırasında bahşiş verilmemiştir. IV. Mustafa da babasını ve amcazadesini örnek göstererek bahşiş vermek istememiş, fakat kendisini tahta çıkaran Kabakçı Mustafa ve yeniçeri ileri gelenlerinin ısrarı üzerine yeniçerilere 180.000, yamaklara 100.000 kuruş cülûs bahşişi vermiştir. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra (1826) bu âdet tarihe karışmış olmakla birlikte cülûs masrafları devam etmiş, II. Abdülhamid 60.000 altın tutan bu masrafları kendi servetinden karşılamıştır (Tahsin Paşa, s. 10-11).

Osmanlılar’da cülûs bahşişinin tevzii münasebetiyle bir divan toplanır ve bahşiş ulûfe tertibi üzere dağıtılırdı. Cülûs bahşişi divanında ulûfe divanında olduğu gibi arz*a girilmez, bahşişin dağıtılması için padişahın yazılı emri gelince önceden keseler içinde hazırlanmış olan paralar hemen tevzi edilirdi.

Cülûs Terakkîsi. Osmanlılar’da bir şehzadenin tahta çıkması münasebetiyle başta kapıkulu askerleri olmak üzere devletten maaş alanların ücretlerine yapılan zam için kullanılan bir tabirdir. Timarlı sipahilerin timarlarına yeni gelir kaynaklarının eklenmesi için de aynı tabir kullanılırdı. Bu zamlar sadece cülûs münasebetiyle değil savaşlarda gösterilen başarıların ardından da yapılırdı. Terakkîlerin miktarı çeşitli tarihlerde değişmiş olmakla birlikte genellikle günde 2 akçe, bazan da 3-4 akçe olurdu (bk. TERAKKÎ).

Cülûs Çıkması. Osmanlı padişahlarının tahta çıkmaları dolayısıyla yapılan merasimli terfilere “büyük çıkma”, “umum çıkması” veya sadece “cülûs çıkması” denirdi. Cülûs münasebetiyle Acemi Ocağı neferlerinin kıdemlileri Yeniçeri Ocağı’na kaydedilirlerdi. Saray hizmetlileri de genellikle taşra hizmetlerine gönderilir, bazan da saray içinde derecesi daha yüksek bir hizmete verilirlerdi. Sünnet, nikâh gibi olaylar sırasındaki çıkmalara ise “küçük çıkma” adı verilirdi. Kapıkulu süvarileri arasına efrad alınmasına ise “bölüğe çıkma” denirdi; bu da yine en çok cülûs münasebetiyle yapılırdı (Kâtib Çelebi, I, 46; Naîmâ, I, 114; Silâhdar, II, 302).

Cülûsiye. Padişahların tahta çıktıkları zaman dağıttıkları bahşiş (Râşid, II, 20) veya daha çok bu münasebetle yazılmış manzumeler, bazan da mensur yazılar için kullanılan bir tabirdir. Yüzyıllarca nazım halinde ve çoğunlukla kaside şeklinde yazılan cülûsiyelerin II. Abdülhamid devrinde gazetelerin ve gelişen gazeteciliğin tesiri ile mensur olarak yazıldığı da görülmüştür. Cülûsiyelerde yeni hükümdarın tahta çıkması münasebetiyle ülkenin mutluluk, huzur ve refaha kavuştuğu, halkın sevinç duyduğu vurgulanır ve Allah’a şükredilirdi. Manzum cülûsiyelerin en meşhurlarından biri Bâkî’nin II. Selim için, bir diğeri de Nef‘î’nin II. Osman için yazdığı şiirdir. Bâkî’nin cülûsiyesi şu beyitle başlamaktadır: “Bi-hamdillâh şeref buldu yine mülk-i Süleymânî/Cülûs etti saâdet tahtına İskender-i sânî”. Nef‘î’nin yazdığı cülûsiyenin son beyti ise şöyledir: “Şehinşâh-ı adâlet-pîşe Osman hân-ı sânî kim/Vücûdiyle hayât-ı tâze buldu mülk-i Osmânî”. Nev‘îzâde Atâî’nin IV. Murad’ın cülûsu münasebetiyle yazdığı kaside de bu vadide yazılmış en güzel örneklerdendir (Atâî, s. 766-768). Manzum cülûsiyelerin son örneklerinden biri, 1876’da V. Murad’ın tahta çıkması üzerine Ali Emîrî tarafından kaleme alınmıştır.

Cülûs Yıl Dönümleri. Osmanlılar’da dinî olaylar dışında yıl dönümü kutlamaları olmamakla birlikte II. Abdülhamid doğum yıl dönümleriyle birlikte cülûs yıl dönümlerine de önem vermiştir. Bu günlerde erkenden Mâbeyn’e çıkan padişah akşama kadar vekillerin, vezirlerin, müşirlerin ve yabancı sefirlerin, akşam da harem halkının ve ailesinin tebriklerini kabul ederdi. Bu münasebetle sarayın bahçesi ve daireleri fener ve bayraklarla donatılır, kapıların üstüne “Padişahım çok yaşa” yazılı levhalar asılırdı. Gece de eğlence, davet ve ziyafetlerle geçirilirdi. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan (Osmanoğlu) hâtıralarında bu hususta geniş bilgi vermektedir (bk. bibl.).

Cülûs yıl dönümü şenliklerinin en muhteşemi, II. Abdülhamid’in tahta çıkışının yirmi beşinci yılında olmuştur. O gün sabahleyin Şale Köşkü’ne geçen padişah tebrik ve hediyeleri kabul etmiştir. Özellikle yabancı sefirlerin kabulü sırasında temsil ettikleri devletin millî marşının çalınmasına itina gösterilmiştir (Osmanoğlu, s. 82-85). Sultan Abdülhamid’in doğum ve cülûs yıl dönümlerinde kutlamalar mektup ve telgraflarla da yapılmış, padişah da bunlara cevabî teşekkürnâmeler göndermiştir (örnekler için bk. Abdülkadir Özcan – İlhan Şahin, s. 417-474).

Sultan Reşad’ın dördüncü cülûs yıl dönümü şenlikleri 27 Nisan 1912 tarihinde Hürriyet-i Ebediyye tepesinde yapılmış, bu sırada Yeşilköy’den havalanan ilk Türk uçağı da bir gösteri yapmıştır (Karatamu, s. 490).

BİBLİYOGRAFYA:

BA, MD, nr. 102, s. 4; BA, Defter-i Teşrîfât, mükerrer, nr. 676, s. 2-3; BA, Cevdet-Askerî, nr. 50601; BA, Cevdet-Saray, nr. 1781, 2630, 2635, 5934; BA, İbnülemin-Maliye, nr. 5394; TSMA, nr. E 12377/1; İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-alâiyye, I, 30-50, 82, 87, 109, 159-163; İbn Battûtâ, Seyahatnâme, I, 311-356; Ahmedî, Dâstân ve Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osmân (haz. Çiftçioğlu N. Atsız, Osmanlı Tarihleri I içinde), İstanbul 1925-49, s. 15; Karamânî Mehmed Paşa, Tevârîhu’s-selâtîni’l-Osmâniyye (trc. İ. Hakkı Konyalı, Osmanlı Tarihleri I içinde), İstanbul 1925-49, s. 347; Âşıkpaşazâde, Târih, s. 94-96, 107, 132, 140, 220-221; İbn Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osmân, I, 65-66; II, 3-4; VII, 6, 8-9; Neşrî, Cihannümâ (Unat), I, 34, 36, 106-107; II, 557; Rûhî, Târih, Süleymaniye Ktp., Mikrofilm merkezi, nr. 1919, vr. 25ª; Lutfî Paşa, Âsafnâme (nşr. Ahmet Uğur), AÜ İlâhiyat Fakültesi İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, sy. 4, Ankara 1980, s. 245, 249; Bostan Çelebi, Cülûsnâme-i Sultan Süleyman Han, TSMK, Revan, nr. 1283; Feridun Bey, Münşeât, I, 455-459; Selânikî, Târih (İpşirli), I, 39, 48-51, 99-108; II, 433-439, 468-473; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, I, 315-316, 408; II, 208-209, 416; Ayn Ali, Risâle-i Vazîfehorân, s. 108-112;



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir