TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - CELÂLÜDDEVLE ::.

cilt: 07; sayfa: 260
[CELÂLÜDDEVLE - Aydın Taneri]


zorunda kalan Celâlüddevle bunların ikisinde Kerh’teki Alevîler’in nakibine sığınmış, üç defa da vassâl emîrlerden ve diğer hükümdarlardan yardım istemiştir. 423’teki (1032) isyan sırasında veziri Amîdüddevle askerler tarafından yakalanıp sokaklarda sürüklendiği gibi kendisi de benzeri veya daha kötü durumlarla karşılaşmıştır. Ayyârlar ve bedevîler halkın malını yağmalayarak ve yol keserek ülkede huzur bırakmamışlardır. Hatta ayyârlar, reisleri Burcumî adına hutbe okunmasını isteyecek kadar ileri gitmişlerdir. Öldüğünde nüfuz ve hâkimiyeti sadece Bağdat ve çevresine münhasır kalmıştı. Vâsıt, oğlu el-Melikü’l-Azîz’in elindeydi. Basra ve Hûzistan Ebû Kâlîcâr tarafından topraklarına katılmıştı.

Celâlüddevle oyun ve avcılığa, özellikle çevgâna düşkündü. İyi bir hattat ve samimi bir Şiî idi. Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’in türbelerini ziyarete giderken onlara saygısından dolayı en az 1 fersahlık (6-8 km.) mesafeyi yürüyerek katederdi. Meşhur edip Nasr b. Ya‘kub ed-Dîneverî ile Şâfiî fakihi Mahmûd b. Hasan el-Kazvînî onun yakın dostlarıydı.

BİBLİYOGRAFYA:

Azimî Tarihi (Selçuklular Dönemiyle İlgili Bölümler: h. 430-538) (trc. ve nşr. Ali Sevim), Ankara 1988, s. 6-7; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam, VIII, 35, 57, 64, 72-73, 78-79, 82-83, 89, 91, 104-105, 116-118; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IX, 361-362, 366, 374, 408, 430-431, 446, 453, 455, 459, 471, 489, 514, 516; Ebü’l-Fidâ, el-Muhtasar, II, 166; Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, XXVI, 250 vd.; İbn Kesîr, el-Bidâye, XII, 52; Mafizullah Kabir, The Buwayhid Dynasty of Baghdad, Calcutta 1964, s. 102-109; H. Busse, Chalif und Grosskönig: Die Buyiden im Iraq (945-1055), Beirut 1969, s. 91, 96, 102, 103, 139, 187, 211, 232, 324, 336, 370, 398, ayrıca bk. İndeks; M. Altay Köymen, Tuğrul Bey ve Zamanı, İstanbul 1976, s. 36-37; Bosworth, İslâm Devletleri Tarihi, s. 119 vd.; Abdülmecîd Ebü’l-Fütûh Bedevî, et-Târîhu’s-siyâsî ve’l-fikrî, Cidde 1403/1983, s. 178, 198; K. V. Zetterstéen, “Celâlüddevle”, İA, III, 60-61; a.mlf., “Djalal al-Dawla”, EI² (İng.), II, 391; Sâdık Seccâdî, “Âl-i Büveyh”, DMBİ, I, 632.

Aydın Taneri  


CELÂLZÂDE MUHYİDDİN AMÂSÎ

Fâtih Sultan Mehmed devrinde şöhret bulan Osmanlı hattatı.

Amasyalı olup meşhur hattat Celâl Amâsî’nin oğlu, Cemal Amâsî’nin kardeşi, Şeyh Hamdullah’ın halazadesidir. Amasya’da valilik yapan Şehzade II. Bayezid’in sanatkârları teşvik ve himaye etmesi sonucu bir kültür ve sanat merkezi haline gelen bu şehirde yetişmiştir. Aklâm-ı sitte*yi babasından öğrenerek icâzet aldı. İçinde bulunduğu çevrenin hat sanatına olan rağbet ve desteğiyle kendini yetiştirerek Fâtih devrinin (1451-1481) ünlü hattatları arasına girdi.

Hayatı hakkında çok az bilgi bulunmakla beraber Celâlzâde’nin yaklaşık 100 yıl yaşadığı ve Kanûnî Sultan Süleyman zamanında da hayatta olduğu bilinmektedir. Gülzâr-ı Savâb’da kaydedildiğine göre Kanûnî cülûsunun ilk aylarında, dedesinin dostu Şeyh Hamdullah’ı saraya davet ederek kendisinden bir Mushaf-ı Şerif yazmasını istedi. Hamdullah ihtiyarlığını ileri sürerek Celâlzâde’yi tavsiye etti. Bunun üzerine Celâlzâde Amasya’dan davet edilerek bir mushaf yazmakla görevlendirildi. Mushafın yazılması bittikten sonra kendisine 1000 filori câize verildi. Ayrıca İstanbul’da kalması için yapılan teklifi kabul etmeyip memleketine döndü ve orada vefat etti.

Anadolu’nun yedi büyük hat üstadından biri kabul edilen Celâlzâde Muhyiddin’in yazısının bilinen tek örneği, Ekrem Hakkı Ayverdi koleksiyonunda bulunan nesih hatla yazılmış “Kasîdetü’l-büre”dir. XV. yüzyıl Osmanlı hattının karakterini taşıyan bu eser, onun Yâkut el-Müsta‘sımî yolundan farklı, daha sevimli ve yuvarlak harfleriyle yeni bir üslûbun sahibi olduğunu göstermektedir. Menâkıb-ı Hünerverân’da, “Celâloğlu ki hattât-ı cihândır/Nazîri gelmemiş nesh ü celîde” beytiyle onun nesih ve celîde üstat olduğu ifade edilmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

Âlî, Menâkıb-ı Hünerverân, s. 30; Gülzâr-ı Savâb, s. 19; Suyolcuzâde, Devhatü’l-küttâb, s. 116; Müstakimzâde, Tuhfe, s. 515; Mustafa Hilmi Efendi, Mîzânü’l-hat, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 812, s. 142-143; Habib, Hat ve Hattâtân, İstanbul 1306, s. 82, 83; Fevzi Olcay, Amasya Meşâhiri, İÜ Ktp., TY, nr. 9382, s. 150; Amasya Târihi, I, 222; Ayverdi, Fâtih Devri Hattatları, s. 47, 48; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 515.

Muhittin Serin  


CELÂLZÂDE MUSTAFA ÇELEBİ

(ö. 975/1567)

Osmanlı tarihçisi, nişancı.

“Koca Nişancı” lakabı ile şöhret bulmuştur. Meslek hayatı Rumeli’nin çeşitli kazalarında geçen Tosyalı Kadı Celâleddin’in (ö. 935/1528) üç oğlunun en büyüğüdür. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber kendisi Selimnâme adlı eserinde, 964’te (1557) nişancılıktan emekli olduğunda yaşının yetmişe yaklaştığını belirttiğine göre 895-896 (1490-1491) yıllarında doğduğu kabul edilebilir. Medrese tahsilini Sahn-ı Semân dânişmendliğine kadar sürdüren Celâlzâde Mustafa, 922’de (1516) Vezir Pîrî Mehmed Paşa ile nişancı Seydi Bey’in himayesiyle Dîvân-ı Hümâyun kâtipliğine tayin edilerek devlet hizmetine girdi. Yavuz Sultan Selim’in vezirlerden gizli tutmak istediği işlere ait yazıları kaleme aldırdığı Mustafa Çelebi, padişahın bizzat yazdırdığı fermanlarda usule aykırı gördüğü ifadelerin düzeltilmesini arzetmekten çekinmezdi. Aynı zamanda Pîrî Paşa’nın altı yıl süreyle tezkireciliğini de yaptı. Pîrî Paşa’nın 1523’te emekliye ayrılmasıyla vezîriâzamlığa devlet işlerinde hiç tecrübesi olmaksızın doğrudan doğruya saraydan terfi ettirilen İbrâhim Paşa, Celâlzâde’yi geniş bilgi ve becerisi sebebiyle aynı hizmette kullandı. 1524’te İbrâhim Paşa, Hâin Ahmed Paşa’nın isyanından sonra incelemeler ve yeni düzenlemeler yapmak üzere Mısır’a gönderildiğinde Celâlzâde Mustafa’yı da beraberinde götürdü. Bu çalışmaların sonucunda çıkarılan yeni Mısır kanunnâmesinin düzenlenmesinde Mustafa Çelebi önemli bir rol oynamış olmalıdır.

Celâlzâde Mısır’dan döndükten hemen sonra reîsülküttâb oldu (931/1525) ve on yıl bu görevi sürdürdü. Reîsülküttâb olarak Kanûnî Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi’ne katılan Celâlzâde Mustafa Çelebi, Bağdat’a girildikten üç gün



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir