TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - CELÂLEDDİN KARATAY ::.

cilt: 07; sayfa: 252
[CELÂLEDDİN KARATAY - Aydın Taneri]


bu sırada Keykâvus ile Kılıcarslan arasında anlaşmazlık çıktı. Aralarındaki silâhlı mücadelede Kılıcarslan mağlûp oldu, fakat kardeşi onu affetti. Celâleddin Karatay, üç kardeşin birlikte saltanat sürmelerini temin ederek devletin parçalanmasını önledi.

Celâleddin Karatay’ın, Keykâvus’un cülûsundan ortak hâkimiyetin başladığı 647 (1249) yılına kadar yürüttüğü saltanat nâibliğini bırakarak atabeglik (atabeg-i Rûm) mevkiine geçtiği kaydedilmektedir. Ölümüne kadar kaldığı bu makamda kardeşler arasında geçimsizliğe meydan vermedi, devlet adamlarının onları menfaat ve ihtiraslarına vasıta kılmalarını önledi. Nitekim bu mevkide bulunduğu müddetçe kardeşlerin birlikte hüküm sürmeleri kabil olabilmiş ve ölümünden sonra tekrar dirlik ve düzen bozulmuştur. Karatay’ın nüfuz ve kudreti yalnız kendi mevkiinin verdiği yetkilerle sınırlı kalmamış, diğer bütün önemli işlerin hallinde ve büyük mevkilere getirilecek kişilerin seçiminde de rol oynamıştır.

Celâleddin Karatay, Moğol hükümdarı Mengü Han’ın huzuruna çıkmak üzere Moğolistan’a hareket eden Keykâvus’u yolcu etmek için gittiği Kayseri’de vefat etti. Sivas’ta iken durumu öğrenen Keykâvus memleketin başsız kaldığını görerek geri döndü. Kendi yerine ise küçük kardeşi Alâeddin Keykubad’ı bazı devlet adamlarıyla birlikte gönderdi. Karatay’ın cenazesi Konya’ya getirilerek medresesinin yanındaki (veya kervansarayındaki) türbede defnedildi.

Bütün kaynaklar, Moğol müdahale ve baskılarının en yoğun olduğu bir dönemde devlete sahip çıkan, ülkede dirlik ve düzeni sağlamak için samimiyetle çalışan Karatay’ın dindarlığı, hayır severliği, ahlâkî meziyetleri ve güçlü bir devlet adamı olduğu üzerinde birleşmektedir. İbn Bîbî Karatay’ın ibadetle meşgul olduğunu, her türlü maddî zevkten sakındığını, müslüman ve zimmî herkesin onun ihsan ve iyiliklerine nâil olduğunu yazar. Menâkıbü’l-ârifîn’de de Karatay’ın iyiliklerinden ve Mevlânâ’nın ona saygı duyduğundan söz edilir. İbn Bîbî ile Aksarâyî, menşur ve fermanlarda kendisine “veliyyullah fi’l-arz” diye hitap edildiğini kaydederler. Mübârizüddin Ertokuş’a ait 669 (1270) tarihli vakfiyede Karatay’dan “el-Emîrü’r-Rabbânî” diye bahsedilmektedir. Medresesi dışında yaptırdığı eserler üzerindeki kitâbelerde adını zikretmemesi tevazuunu gösterir. Ebü’l-Ferec de Anadolu’da halk ve yüksek tabakanın ona büyük bir hürmet beslediğini yazar.

İbn Bîbî, Karatay’ın ülkenin her tarafında mescid, medrese, hankah ve kervansaray gibi hayır eserleri yaptırdığını belirtir. Ancak vakfiye ve kitâbelerden tesbit edilebilen eserleri, Türkiye-Suriye arasındaki yol üzerinde, Kayseri’nin Bünyan ilçesi yakınlarında bulunan Karatay Kervansarayı, Konya’daki Karatay Medresesi ve Antalya’daki Dârüssulehâ’dan ibarettir.

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-alâiyye, s. 226, 233, 297, 462, 569, 594; Ebü’l-Ferec, Târih, II, 549, 560; a.mlf., Târîhu muhtasari’d-düvel (nşr. A. Salhânî), Beyrut 1890, s. 255, 257, 264; Aksarâyî, Müsâmeretü’l-ahbâr, s. 36-38, 95; Eflâkî, Menâkıbü’l-ârifîn, I, 121, 181, 209, 218, 228, 292, 510, 558; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul 1971, s. 330, 341, 388-389, 471-479, 513, 518, 532, 534; a.mlf., Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, Ankara 1980, s. 5, 18, 20, 37, 50, 54, 80, 134; a.mlf., “Selçuk Devri Vakfiyeleri III: Celâleddin Karatay, Vakıfları ve Vakfiyeleri”, TTK Belleten, XII/45 (1948), s. 17-158; Cl. Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler (trc. Yıldız Moran), İstanbul 1979, s. 142, 153, 190, 202, 242, 252, 258, 266-268, 315, 326, 333.

Aydın Taneri  


CELÂLEDDİN el-MAHALLÎ

(bk. MAHALLÎ)  


CELÂLEDDİN MEHMED DEDE

(bk. MEHMED CELÂLEDDİN DEDE)  


CELÂLEDDÎN-i RÛMÎ

(bk. MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-i RÛMÎ)  


CELÂLEDDİN es-SÜYÛTÎ

(bk. SÜYÛTÎ)  


CELÂLEYN

(bk. TEFSÎRÜ’l-CELÂLEYN)  


CELÂLÎ İSYANLARI

XVI ve XVII. yüzyıllarda Osmanlı idaresine karşı Anadolu’da meydana gelen isyanların genel adı.

“Celâl’e mensup” anlamına gelen Celâlî tabiri, XVI. yüzyıl başlarında isyan eden Bozoklu Şeyh Celâl’le ilgilidir. Celâlî isyanları başlangıçta, Osmanlı idaresinden memnun olmayan zümrelerin ve Şiî eğilimli Türkmen gruplarının Safevîler’in de tahrikiyle devlete baş kaldırmaları şeklinde ortaya çıkmış, XVI. yüzyılın sonlarından itibaren büyük bir mesele halini alarak değişik bir mahiyet kazanmıştır. Osmanlı devlet anlayışı, bu isyanları “hurûc ale’s-sultân” olarak değerlendirmiş ve kaynaklarda bu ifade sık sık kullanılmıştır.

II. Bayezid zamanında (1481-1512) Şah İsmâil’in propagandası en çok Hamîd ve Teke illerinde kendini gösterdi. Şahkulu (Şeytankulu) Baba Tekeli liderliğinde devlete baş kaldıranlar “devlet ve saltanat bizimdir” iddiasındaydılar. Yine I. Selim tahta çıktığı sıralarda Nur Ali adlı bir âsi Tokat ve Amasya taraflarına hâkim olmuştu. Çaldıran Zaferi (1514) Şah İsmâil’in tesirini azaltmakla birlikte tamamen ortadan kaldıramadı. 1519’da Bozoklu Şeyh Celâl adında bir kişi mehdîlik iddiasıyla Tokat civarında isyan edince bundan sonraki isyanlar, hangi gaye ile ve ne türden olursa olsun, halk arasında onun adına nisbetle Celâlî sıfatıyla anılmaya başlandı. Artık halk kendisine zarar veren her âsiyi Celâlî olarak görüyor, kaynaklarda da âsi liderinin ismi Celâlî tabiriyle birlikte geçiyordu. Bozoklu Şeyh Celâl’in çıkardığı isyanın şiddetle bastırılmasından sonra



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir