TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - CAMİ ::.

cilt: 07; sayfa: 92
[CAMİ - Mehmet Şener]


olmakla birlikte Harem bölgesine girmelerinde sakınca görmemişlerdir. Şâfiîler’le Hanbelîler’e göre ise Mescid-i Harâm dışındaki camilere izinle girebilirler, ancak Harem sınırları içine girmelerine izin verilmez. Günümüzde Haremeyn-i şerîfeyn’in yönetiminde söz sahibi olan ülkede Hanbelî fıkhı uygulandığı için bu mezhebin görüşü doğrultusunda tedbirler alınmıştır. Mekke ve Medîne haremlerinin girişinde kurulan kontrol merkezleri, uyarı levhaları ve gayri müslimler için yapılmış çevre yolları sayesinde bu hükmün uygulanmasına âzami titizlik gösterilmektedir.

Cami âdâbına riayet edemeyecek yaşta olan çocuklarla akıl hastalarının camilere girmeleri genellikle uygun görülmemişse de temyiz çağına gelmiş çocukların camiye götürülmesi, cemaatle namaza alıştırılması ve kendilerine camide Kur’ân-ı Kerîm öğretilmesi teşvik edilmiştir.

Hz. Peygamber’in camiye girerken okuduğu çeşitli dualar hadis kaynaklarında yer almaktadır (meselâ bk. Müslim, “Müsâfirîn”, 191). Resûl-i Ekrem bir hadisinde, camiye girerken salâtü selâmdan sonra, “Allahım, bana rahmet kapılarını aç!” (اللهم افتح لي أبواب رحمتك), çıkarken de yine salâtü selâmdan sonra, “Allahım, senin lutuf ve keremini dilerim!” (اللهم إني أسألك من فضلك) şeklinde dua edilmesini tavsiye etmiştir (Müslim, “Müsâfirîn”, 68; Ebû Dâvûd, “Salât”, 18). Camiye sağ ayakla girmek, sol ayakla çıkmak sünnettir. Camiye giren kimsenin tahiyyetü’l-mescid* niyetiyle iki rek‘at namaz kılması da sünnettir. Ezan okunduğu sırada camide bulunan bir kişinin meşrû mazereti olmaksızın namaz kılmadan çıkıp gitmesi mekruhtur. İbadet yerleri olan camilerde cemaati rahatsız eden, onların huzurunu bozan her türlü davranıştan uzak durmak gerekir. Soğan, sarımsak gibi ağır kokulu şeyleri yedikten sonra camiye gitmek mekruh sayıldığı gibi başkalarını inciterek öne geçmek, rahatsızlık verecek şekilde safları sıkıştırmak ve namaz kılanın önünden geçmek de sakınılması gereken davranışlar olarak kabul edilmiştir.

Camilerde taraflara karşılıklı menfaat sağlayan alım, satım, kira vb. akidler veya gelir getirici diğer işler yapılmasının hükmü mezheplere göre mekruh veya haram sayılmış, hibe akdi ise câiz görülmüştür. Camide dilenmenin veya dilenen kimseye bir şey vermenin mekruh veya haram olduğunu söyleyen âlimler vardır. Ancak ihtiyaç sahiplerine kendileri istemeden sadaka vermek câizdir. Cami içinde, orada bulunanları rahatsız etmeyecek şekilde konuşmanın bir sakıncası yoktur. Bununla birlikte sırf sohbet etmek maksadıyla camiye gitmek, yüksek sesle konuşmak, hatta başkalarını rahatsız edecek şekilde yüksek sesle zikir yapmak tasvip edilmemiştir. Camiyi kirletmemek şartıyla orada uyumakta ve bir şeyler yemekte mahzur görmeyen fakihler bulunmakla birlikte Hanefî ve Mâlikî âlimleri i‘tikâf, yolculuk veya misafirlik gibi özel durumlar dışında bunu mekruh saymıştır.

Namaz vakitleri dışında caminin kapatılması, içerideki eşyaya zarar verilme endişesi söz konusu olduğu durumlarda câiz görülmüş, aksi takdirde mekruh sayılmıştır. Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’e göre yağmur vb. mazeretler yokken cenaze namazının cami içinde kılınması da mekruhtur. İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise bunda bir sakınca yoktur.

Namaz kılmak bakımından camilerin en faziletlisi Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre sırasıyla Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ’dır. Mâlikîler ise birinci sırada Mescid-i Nebevî’yi, ikinci sırada ise Mescid-i Harâm’ı zikrederler. Faziletleri birçok hadiste de dile getirilen (Buhârî, “Fazlu’s-salât fî mescidi Mekke ve’l-Medîne”, 1, 6; Müslim, “Hac”, 505-511) bu üç mescidden sonra ise büyük ve cemaati kalabalık camiler gelmektedir. Ancak bu camilere devam etmek semt veya mahalle camiinin cemaatsiz ve metruk kalmasına yol açacaksa mahalle camiinde namaz kılmak daha faziletli kabul edilmiştir.

Cami inşaatı, onarımı, bakımı ve cami âdâbı ile ilgili hükümlere fıkıh kitaplarının genel olarak “Kitâbü’s-salât” bölümünde “İmâmet” veya “Cemâat” başlıkları altında, “Kitâbü’l-vakf”, “Kitâbü’l-hazr ve’l-ibâha” ve “Kitâbü’l-kerâhiyye ve’l-istihsân” bölümlerinde yer verilir. Hadis kaynaklarında ise “el-Mesâcid” ve diğer ilgili başlıklar altında ele alınır. Camilerle ilgili çeşitli hükümlere dair müstakil risâleler kaleme alındığı gibi birçok konuları ele alıp işleyen kitaplar da yazılmıştır. Zerkeşî’nin İǾlâmü’s-sâcid bi-ahkâmi’l-mesâcid, Cerrâî’nin Tuhfetü’-r-râkiǾ ve’s-sâcid fî ahkâmi’l-mesâcid, Cemâleddin el-Kāsımî’nin Islâhu’l-mesâcid mine’l-bidaǾ ve’l-Ǿavâid adlı eserleri bunlardan bazılarıdır.

BİBLİYOGRAFYA:

Wensinck, Miftâhu künûzi’s-sünne, “mesâcid” md.; M. F. Abdülbâkī, MuǾcem, “mescid” md.; Müsned, II, 349, 420, 503; Buhârî, “Ǿİlim”, 6; “Salât”, 47, 62, 65; “Ezân”, 160; “Menâkıbü’l-ensâr”, 45; “Fazlu’s-salât fî mescidi Mekke ve’l-Medine”, 1, 6; Müslim, “Mesâcid”, 24, 25, 69, 73, 79-81; “Müsâfirîn”, 68, 191; “Hac”, 505-511; İbn Mâce, “Tahâret”, 78, 126; “Mesâcid”, 5, 11; “İkāmet”, 53, 194; “Hudûd”, 31; “Diyât”, 2; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 93; “Salât”, 18, 23, 53, 54; “EŧǾime”, 41; “Hudûd”, 37; Heysemî, MecmaǾu’z-zevâid, II, 10, 11; Cessâs, Ahkâmü’l-Kurân, III, 87-89; Serahsî, el-Mebsût, XII, 34, 36, 42 vd.; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XVI, 7-10; İbn Kudâme, el-Mugnî, I, 145, 307, 455; V, 607, 634-635; Kurtubî, el-Câmi, VIII, 104-106; Nevevî, el-MecmûǾ, IV, 51, 53; V, 4-5; VIII, 476; XV, 361-362; İbnü’l-Hâc, el-Medhal [baskı yeri yok] 1401/1981, I, 3948; II, 203-238, 245-247, 264, 281-283, 289-292; Zerkeşî, İǾlâmü’s-sâcid bi-ahkâmi’l-mesâcid (nşr. Ebü’l-Vefâ Mustafa el-Merâgı), Kahire 1403/1982; İbn Müflih, el-Âdâbü’ş-şerǾiyye, Kahire, ts., II, 324-325; III, 378-430; Aynî, ǾUmdetü’l-kārî, Kahire 1348, III, 171; IV, 206-207; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr (Kahire), I, 298-300; V, 61-65; İbn Nüceym, el-Bahr, II, 3640; Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, Hüccetullāhi’l-bâliga (nşr. Seyyid Sâbık), Kahire, ts. (Dârü’l-Kütübi’l-hadîse), I, 379-380, 406-410; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 109-110; V, 319-322; Şevkânî, Neylü’l-evtâr, II, 136-138, 164-185; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 441, 442, 446; III, 369-376; Elmalılı, Hak Dini, IV, 2479-2503; Muhammed Nâsırüddin el-Elbânî, Tahzirü’s-sâcid min ittihâzi’l-kubûri mesâcid, Beyrut 1377; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbaǾa, I, 121-123, 284-290, 332-334; Şerbâsî, Yesǿelûneke fi’d-dîn ve’l-hayât, Beyrut 1980-81, IV, 19; M. Cemâleddin el-Kāsımî, Islâhu’l-mesâcid mine’l-bidaǾ ve’l-Ǿavâǿid (nşr. Muhammed Nâsırüddin el-Elbânî), Beyrut 1403/1983; Abdülhay el-Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye (Özel), I, 170-174; II, 29-31.

Mehmet Şener  


CÂMİ‘

الجامع

Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.

Arapça’da “toplamak, bir araya getirmek” anlamındaki cem‘ kökünden sıfat olan ve sözlükte “toplayan, bir araya getiren, buluşturup birleştiren” anlamına gelen câmi‘ bu şekliyle, ayrıca aynı kökten türeyen fiil kalıplarıyla çeşitli âyet ve hadislerde Allah’a nisbet edilmiştir. Bu kullanışlarla yirmiyi aşkın âyette yer alan cem‘ kavramı gerek bu âyetlerde gerekse ilgili hadislerde daha çok Allah’ın kıyamet günündeki cem‘ fiilini ifade etmekte, bazı âyet ve hadislerde ise O’nun dünya hayatıyla ilgili toplama ve düzenleme fiillerine işaret edilmektedir (bk. M. F. Abdülbâkī, MuǾcem, “cmǾa” md.; Wensinck, MuǾcem, “cmǾa” md.).