TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - CÂHİZ ::.

cilt: 07; sayfa: 26
[CÂHİZ - Yusuf Şevki Yavuz]


cevaplandırmışlardır (Îzâhu’l-meknûn, I, 197). Abdülkahir el-Bağdâdî ise çeşitli görüşlerinden dolayı Câhiz’i tekfir etmiştir (el-Fark, s. 105, 106, 197).

BİBLİYOGRAFYA:

Câhiz, Kitâbü’l-Hayevân, I, 11, 207; II, 109, 134, 192; III, 238, 299, 303-304, 397; VI, 206; a.mlf., Kitâbü’t-Terbî ve’t-tedvîr (Mecmûatü Resâǿil içinde, nşr. Sâsî), Kahire 1324, s. 88, 129; a.mlf., el-Osmâniyye (nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1374/1955, s. 6, 17, 20, 31, 42, 50, 89-94, 116, 255; a.mlf., “Risâle fi’l-hakemeyn” (nşr. Charles Pellat), el-Meşrık, sene 52, Kahire 1958, s. 460; İbn Kuteybe, Tevîlü muhtelifi’l-hadîs (nşr. Muhammed Zührî en-Neccâr), Kahire, ts., s. 59-60; Hayyât, el-İntisâr, s. 24, 27, 70, 72, 111, 120; Ebü’l-Kasım el-Belhî, Zikrü’l-Mutezile (Fazlü’l-itizâl ve’l-Mutezile içinde, nşr. Fuâd Seyyid), Tunus 1393/1984, s. 73; Eş‘arî, Makalât (Ritter), s. 340-341, 407, 555; Malatî, et-Tenbîh ve’r-red, s. 39; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 133-134, 204, 208, 210, 211, 222, 358; Kadî Abdülcebbâr, el-Mugnî, VI/I, s. 127; VI/II, s. 5; IX, 11; XII, 140-141, 235, 306, 316; a.mlf., Şerhu’l-Usûli’l-hamse, s. 52; a.mlf., el-Muhît, s. 76; a.mlf., Tesbîtü delâili’n-nübüvve (nşr. Abdülkerîm Osman), Beyrut 1966, II, 511; a.mlf., Tabakatü’l-Mutezile, Beyrut 1380/1961, s. 276; Bağdâdî, el-Farķ (Kevserî), s. 105-106, 197; a.mlf., Usûlü’d-dîn, s. 67-68; İsferâyînî, et-Tebsîr (Hût), s. 82; Gazzâlî, el-Müstasfâ, II, 359; a.mlf., Faysalü’t-tefrika beyne’l-İslâm ve’z-zenâdıka, Beyrut 1986, s. 105-106; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-Avâsım (Tâlibî), s. 99-101, 111, 476; Şehristânî, el-Milel (Kîlânî), I, 75-76; İbn Teymiyye, en-Nübüvvât, Beyrut 1405/1985, s. 364; Cürcânî, Şerhu’l-Mevâkıf, II, 430; İbnü’l-Murtazâ, Tabakatü’l-Mutezile, s. 68; a.mlf., el-Münye ve’l-emel, Rabat 1912, s. 140; Oskar Rescher, Excerpte und Übersetzungen aus den Schriften und Dogmatikers Gaâhız aus Baçra, Stuttgart 1931; Ahmed Emîn, Duha’l-İslâm, Beyrut 1351-55/1933-36, I, 129, 394; III, 134-139; Îzâhu’l-meknûn, I, 197; Nafiz Danışman, Kelâm İlmine Giriş ve Mutezile Mütekellimlerinden Amr bin Bahril Cahiz’in Kitaplarından Parçalar, Ankara 1955; Hannâ el-Fâhûrî, el-Câhiz, [baskı yeri yok] (Dârü’l-Maârif), 1956, s. 23, 59-64; Ch. Pellat, The Life and Works of Jahiz, London 1969; Corc Gureyyib, el-Câhiz, Beyrut 1975, s. 26-30, 109; Mâ lem yünşer min turâsi’l-Câhiž (nşr. H. S. ez-Zâmin), Bağdad 1979; A. Muhammed el-Hûfî, el-Câhiz, Kahire 1980; W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (trc. Ethem Ruhi Fığlalı), Ankara 1981, s. 1, 206, 278, 284; M. Abdülganî el-Masrî, Nazariyyetü’l-Câhiz fi’l-belâga, Amman 1983; Ahmed Ebû Zeyd, el-Menha’l-itizâlî fi’l-beyân ve icâzi’l-Kurân, Rabat 1986, s. 79-82, 255, 259, 266-268, 282; B. Hasan, el-Fikrü’l-akdî inde’l-Câhiz, Tunus 1987; Vedîa Tâhâ Necm, el-Câhiz ve’n-Nakdü’l-edebî, Küveyt 1409-10/1988-89; W. M. Hutchins, Nine Essays of Al-Jahiz, New York 1989; Abdüllatîf Hamza, “el-Câhiz el-Mutezilî”, Mecelletü Külliyyeti’l-âdâb, XIX/2, Kahire 1957, s. 129-133; G. Vajda, “La Connaissance Naturelle de Dieu Selon al-Gaahız”, St.I, XXIV (1966), s. 19-33.

Yusuf Şevki Yavuz  


CÂHİZİYYE

الجاحظيّة

Mu‘tezile kelâmcılarından Amr b. Bahr el-Câhiz’in (ö. 255/869) görüşlerini benimseyenlere verilen ad.

(bk. CÂHİZ)  


CÂİFE

(bk. CİRÂH)  


CÂİHA

الجائحة

Meyve ve sebzelere zarar veren tabii âfet anlamında bir fıkıh terimi.

Sözlükte “âfet ve musibet” mânasına gelen câiha, İslâm hukukunda meyve ve sebzelere kısmen veya tamamen zarar veren, önceden beklenmeyen ve önlenemeyen âfet demektir. Kelime hadis metinlerinde hem sözlük (meselâ bk. Ebû Dâvûd, “Zekât”, 26), hem terim (meselâ bk. Müslim, “Müsâkat”, 14) anlamlarında kullanılmıştır.

Dalında veya tarlada iken satılan, fakat müşteri tarafından henüz kaldırılmayan meyve ve sebzelerin âfete mâruz kalması halinde zararın kime ait olacağı, başka bir ifade ile müşterinin ödeyeceği bedelin (semen) zarar oranınca indirilip indirilmeyeceği hususu (vad‘u’l-câiha) İslâm hukukçuları arasında tartışılmıştır. Hz. Peygamber’den nakledilen, satılan bir meyveye âfet isabet ettiği takdirde müşteriden herhangi bir bedelin alınmasının helâl olmadığını belirten hadisin (Müslim, “Müsâkat”, 14-17; Ebû Dâvûd, “Büyû”, 58; Nesâî, “Büyû”, 29) sübûtu, rivayet farklılıkları ve değişik yorumlara tâbi tutulması, ayrıca dalda veya tarladaki meyve ve sebzelerin satışında kabzın ne zaman tamam olmuş sayılacağı meselesi, hukukçular tarafından bu konuda farklı sonuçların çıkarılmasına zemin hazırlamıştır. Satılan mala gelecek zararın kabz öncesi satıcı, kabz sonrası ise alıcı tarafından üstlenileceği noktasında genelde ittifak bulunduğu halde, burada kabzın ne zaman gerçekleştiği hususu tartışmalı olduğundan farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bunun sonucu olarak Hanefî ve Şâfiî hukukçuları söz konusu alışverişte kabzın, dolayısıyla akdin tamamlandığı noktasından hareketle olayı malı teslim alan müşterinin zarara uğraması şeklinde değerlendirmiş ve akde bağlılığı esas alarak zarar sebebiyle bedel indirimini doğru bulmamışlardır. Buna karşılık Mâlikî ve Hanbelîler, aralarında bazı görüş farklılıkları bulunmakla birlikte, prensip olarak câihayı müşterinin ödeyeceği bedelin indirilmesi için yeterli ve uygun bir sebep saymışlardır. Bu hukukçulara göre ziraî hastalıklar, dolu, kuraklık ve su baskını gibi âfetler câiha sayılır. İnsanların fiil ve müdahalesi sonucu meydana gelen zararlara gelince, Mâlikîler’de bir görüşe göre, sakınılamaz olması veya müşterinin fiili dışında meydana gelmiş bulunması şartıyla bunlar da câiha sayılır ve mal bedelinde indirime gidilir. Hanbelîler ise bu nevi zararları câiha saymazlar, dolayısıyla bedelde indirimi kabul etmezler. Sadece müşteriye, ya akdi feshetme veya haksız fiil sahibinden zararın tazminini talep etme hakkı tanırlar. Ayrıca câiha sebebiyle bedelin indirilmesi meyvelerde ittifakla benimsenirken bu hükmün sebzelere de uygulanıp uygulanmayacağı da tartışmalıdır. Bu konularda mevcut görüş farklılıkları, ilgili hadiste geçen lafızların zâhirinin veya gayesinin esas alınmasından kaynaklanmaktadır.

Câihanın tanımı ve mahalli kadar meydana geliş vakti de önemlidir. Müşteri meyve ve sebzeyi, dalında veya tarlada olgunlaşmasını beklemek gibi haklı bir sebebe dayanarak bırakmış ve câiha bu esnada isabet etmişse her iki mezhep de satış bedelinin zarar oranınca indirilmesinde müttefiktir. Buna karşılık meyve ve sebzeler olgunlaştığı halde malı tedrîcen satma veya fiyat artışını bekleme gayesiyle bunları bir müddet daha yerinde bırakmışsa durum tartışmalıdır. Hanbelîler ile bazı Mâlikîler bunu bedelde indirim sebebi saymazken bir kısım Mâlikîler müşterinin ürünü taze veya uygun fiyatla satma isteğini de olgunlaşmayı bekleme gibi haklı bir sebep olarak görmektedirler.

Câihada bir başka önemli nokta ise meydana gelen zararın miktarıdır. Mâlikîler’e göre bedelde indirimi gerektirecek zarar miktarı genelde üçte birden az olmamalıdır. Daha az miktardaki zarar câiha olarak kabul edilmez; olağan sayılan bu zarara müşteri katlanmak zorundadır. Hanbelîler’de böyle bir oran konmasından ziyade zararın mâkul bir sınırı aşması ölçü olarak alınmıştır. Söz



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir