TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - CA‘FER-i TAYYÂR ::.

cilt: 07; sayfa: 4
[CA‘FER-i TAYYÂR - ]


 


CA‘FER-i TAYYÂR

(bk. CA‘FER b. EBÛ TÂLİB)  


CA‘FER b. YAHYÂ el-BERMEKÎ

جعفر بن يحيى البرمكي

Ebü’l-Fazl Ca‘fer b. Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî (ö. 187/803)

Abbâsîler’in önde gelen devlet adamlarından.

150 (767) yılında Medine’de doğdu. Babası Hârûnürreşîd’in veziri Yahyâ b. Hâlid, annesi Abbâsî ihtilâlinde önemli rol oynayan kumandanlardan Kahtabe b. Şebîb’in torunu Muhammed b. Hasan’ın kızıdır. Babası Yahyâ oğlunun yetiştirilmesi görevini meşhur kadı Ebû Yûsuf’a havale etti. Ca‘fer çocukluk ve gençlik yıllarını Abbâsî sarayında geçirdi ve devrin önde gelen kişilerinden çeşitli konularda faydalandı. Çok iyi yetişmesi ve sahip olduğu edebî kültür sayesinde halifenin gözdesi oldu.

Ca‘fer 176’da (792-93) Ebü’l-Heyzâm’ın isyanı üzerine halife ile birlikte Suriye’ye gitti; ancak halife, kendisi daha yolda iken âsinin öldürülmesi üzerine Bağdat’a dönünce Ca‘fer bir süre daha Suriye’de kaldı ve Humus’ta çıkan bir karışıklığı bastırdı, aynı yıl batı eyaletleri valiliğine tayin edildi. Mısır Valisi Mûsâ b. Îsâ zalimce davranışları sebebiyle azledildi ve yerine Ca‘fer getirildi. Fakat Ca‘fer Mısır’a gitmeyip yerine babasının tavsiyesi üzerine Ömer b. Mihrân’ı gönderdi.

Mısır valiliği bir yıl kadar devam eden Ca‘fer daha sonra Bağdat’a döndü. Suriye’de çıkan olaylar üzerine oraya gönderildi (180/796). Ca‘fer kısa sürede isyanı bastırıp işleri düzene koyduktan sonra o sırada Rakka’da bulunan halifenin yanına döndü. Halife ona bu başarısından dolayı hil‘at ve kıymetli hediyeler verdi.

Bazı araştırmalarda Taberî’deki bir habere dayanılarak (Târîh, III, 644) Ca‘fer’in bir ara vezirlik yaptığı ileri sürülmektedir. İbn Haldûn ise halifenin Ca‘fer’i “sultan” unvanıyla idarenin başına getirdiğini kaydetmektedir. Ancak Hârûnürreşîd devrinde idarî kademelerde sultan unvanının mevcut olduğuna dair kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Muhtemelen İbn Haldûn sultan unvanını vezir karşılığında kullanmıştır. Ayrıca Ca‘fer’in vezirlik yaptığı bile şüphelidir. Suriye’den döndükten sonra Horasan ve Sicistan valiliğine tayin edilen Ca‘fer yirmi gün sonra halifenin muhafız birliğinin kumandanlığına getirildi.

Ca‘fer b. Yahyâ’nın tayin edildiği valilik görevlerinde Bağdat’tan uzun süre ayrı kalamaması halife ile olan yakınlığından kaynaklanmaktadır. Ca‘fer halifeye her hususta yardımcı oluyor ve bazan ona vekâlet bile ediyordu. Dîvân-ı Resâǿil’de halife adına yazılacak mektup ve fermanları kaleme alıyor ve bazı mahkemelerde hazır bulunuyordu. Bu mektup ve fermanlarda kullandığı edebî dil ve ayrıca hukuk bilgisinin derinliği herkesin dikkatini çekiyordu.

Ca‘fer b. Yahyâ Horasan valiliğinden ayrılınca bir süre berîd* teşkilâtının ve darphâne ile tırâz* atölyelerinin başına getirildi. Bu idarî görevlerinin yanında veliaht Me’mûn’un hocalığını da yaptı. Me’mûn Horasan valiliğine tayin edilince Ca‘fer de ülkenin doğu eyaletlerinin idaresinde söz sahibi oldu. Aynı şekilde halifenin diğer oğlu Emîn batı eyaletlerinin valiliğine getirilince onun hocası ve Ca‘fer’in ağabeyi Fazl da ülkenin diğer yarısını kontrol altına almış oldu. Böylece devlet idaresi babaları Vezir Yahyâ sayesinde merkezde, oğulları sayesinde de eyaletlerde Bermekîler’in eline geçmiş bulunuyordu.

186 (802) yılında hacca giden halife yanına oğullarını, vezirini ve oğullarının hocalarını da almıştı. Hac dönüşünde halife Enbâr yakınında Umr’da konakladı. Mesrûr el-Hâdim’e Ca‘fer b. Yahyâ’nın derhal idam edilmesi emrini verdi. Bu emir üzerine Ca‘fer idam edildi (1 Safer 187/29 Ocak 803). Babası Yahyâ ile kardeşleri de hapse atılarak Bermekî ailesinin iktidarına son verildi. Ca‘fer b. Yahyâ’nın âniden idam edilmesi kaynaklarda halifenin kız kardeşi Abbâse ile olan gizli aşk macerasına bağlanmaktadır. Ancak Ca‘fer’in idamını Bermekîler’in bertaraf edilmesinden ayrı düşünmek ve yalnızca bu sebebe bağlamak mümkün değildir.

Ca‘fer b. Yahyâ Abbâsîler döneminin önemli devlet ve kültür adamlarındandır. Cömert bir insan olan Ca‘fer şairleri, mûsikişinas, edip ve âlimleri daima himaye etmiştir. Belâgatı ve edebî üslûbunun mükemmelliğiyle devrinin önde gelen edipleri arasında yer alıyordu. Adına altın ve gümüş sikkeler bastırmıştır (ayrıca bk. BERMEKÎLER).

BİBLİYOGRAFYA:

Halîfe b. Hayyât, Târîħ (Ömerî), tür. yer.; Ya‘kubî, Târîh, II, 410, 421, 429; Taberî, Târîħ (de Goeje), III, 626, 629, 631-644, 666-668; Cehşiyârî, el-Vüzerâ ve’l-küttâb, s. 211-321; Mesûdî, Mürûcü’z-zeheb (Abdülhamîd), III, 384-392; Hatîb, Târîhu Bagdâd, VII, 152-153; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VI, 126, 140, 151, 161, 175-180; İbn Hallikân, Vefeyât (Abdülhamîd), I, 292-305; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâ, IX, 91; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, II, 123-124; L. Bouvat, Les Barmécides les auteurs arabes et persons, Paris 1912, s. 68-74; D. Sourdel, Le Vizirat ‘Abbaside, Damas 1959, I, 134-180; a.mlf., “al-Baramika”, EI² (Fr.), I, 1064-1067; Ziriklî, el-Alâm, II, 126; M. M. Ahsan, Social Life under the Abbasids, London 1979, s. 3556; K. V. Zetterstéen, “Ca’fer”, İA, III, 7-8; I. Abbas, “Barmakids”, EIr., III, 808.

Hakkı Dursun Yıldız  


CA‘FERİYYE

الجعفريّة

Mu‘tezile kelâmcılarından Ca‘fer b. Harb (ö. 236/850-51) ve Ca‘fer b. Mübeşşir’in (ö. 234/849) görüşlerini benimseyenlere verilen ad.

(bk. CA‘FER b. HARB; CA‘FER b. MÜBEŞŞİR 


CA‘FERİYYE

الجعفريّة

İsnâaşeriyye Şîası’nın fıkıh mezhebi.

İmâmet anlayışında Zeydiyye’den ayrılan Şîa’nın bütün kolları Ca‘fer es-Sâdık’ın (ö. 148/765) imâmetinde ittifak etmişlerdir. Ca‘fer es-Sâdık, Emevî iktidarının son dönemiyle Ehl-i beyt’e karşı Abbâsî taassubunun henüz kendini göstermediği bir dönemde yaşadığı için, diğer imamlara nisbetle daha geniş bir hürriyetten faydalanarak bilgisini çok sayıda talebe ve râvileri aracılığı ile yayma imkânını bulmuştur. Bu sebeple İsnâaşeriyye Şîası’nın fıkıhta imamı olmuş ve bu grubun fıkıh ekolü onun adına nisbetle anılmıştır. İsnâaşeriyye’ye göre hatadan korunmuş bulunmaları sebebiyle bütün söz ve davranışları sünnet olarak değerlendirilen imamların fıkhının, sözlü rivayetlere dayanmakla beraber kısmen yazılı kaynaklarla nakledildiğini gösteren deliller de vardır (Küleynî, I, 51-53). Hicrî III. (IX.) asırdan itibaren bütün rivayetleri toplayan hadis ve fıkıh kitaplarının yazılmasına başlanmıştır. Ahbârîler’e (Ahbâriyye) göre bu kaynaklardan dördünde yer alan rivâyetlerin tamamı



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir