TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - BUTLÂN ::.

cilt: 06; sayfa: 478
[BUTLÂN - Ali Bardakoğlu]


İslâm hukukçuları, belli durumlarda akdin sadece bir kısmının butlânını, geri kalanının ise geçerli olmasını mümkün görerek “butlânın bölünmesini” kural olarak kabul etmişler, bu konuda Batı hukukunun sübjektif karakterli ölçüsü yerine “her iki kısmın da belirliliği” şeklinde daha objektif bir ölçü getirmişlerdir (geniş bilgi için bk. Zerkā, II, 652-653). Bâtıl akdin başka bir akdin unsurlarını eksiksiz taşıması halinde o akde dönüşüp dönüşmeyeceği tartışmalıdır. Ücreti verilmeyeceği söylenen bir satış hibeye, kiralamaya, âriyete dönüşebilir mi? İslâm hukukçularının bir kısmı bunu kabul ederken Hanefîler’in dahil olduğu ikinci bir grup tasvip etmez. Bâtıl akid ve hukukî işlemler kendiliğinden hükümsüz ve geçersiz olduğundan iptali için ayrıca dava açmaya gerek yoktur. Butlân hali herkes tarafından ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen göz önünde bulundurulabilir. Ancak bazı hallerde, bilhassa butlân sebebinin tartışılabilir olması veya akdin icrasının tamamlanması gibi durumlarda mahkemeden butlânın tesbiti istenebilir. Butlân zaman aşımına uğramaz; bâtıl akid ve işlemler zaman aşımı ile sıhhat kazanmazlar.

BİBLİYOGRAFYA:

Kāmus Tercümesi, “btl” md.; Tehânevî, Keşşâf, “butlân” md.; Wensinck, MuǾcem, “btl” md.; Müslim, “Akdiye”, 17-18; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 5; Kâsânî, BedâǿiǾ, V, 305; Âmidî, el-İhkâm, Kahire 1976, II, 174-180; Molla Hüsrev, Mirǿât, İstanbul 1307, s. 74-82; Mecelle, md. 109, 110, 370; M. Yûsuf Mûsâ, el-Emvâl ve nazariyyetü’l-Ǿakd, Kahire 1952, s. 435-445; Senhûrî, Mesâdirü’l-hak, IV, 133-168, 288-298; M. Ebû Zehre, el-Ahvâlü’ş-şahsiyye, Kahire 1957, s. 148-153; a.mlf., el-Milkiyye ve nazariyyetü’l-Ǿakd, Kahire 1977, s. 409-419; Zerkā, el-Fıkhü’l-İslâmî, II, 641-671; Chafik T. Chehata, Théorie général de l’obligation en droit musulman hanéfite, Paris 1969, s. 127-136; Bilmen, Kamus, VI, 86-91; Karaman, İslâm Hukuku, II, 251-310; J. N. D. Anderson, “Invalid and Void Marriages in Hanafi Law”, BSOAS, XIII/2 (1950), s. 357-366; Y. Linant de Bellefonds, “Fāsid wa Bātil”, EI² (İng.), II, 829-833.

Ali Bardakoğlu  


BUVÂT GAZVESİ

غزوة بواط

Hz. Peygamber’in ilk gazvelerinden biri.

Buvât Medine’nin yaklaşık 80 km. kuzeybatısında, Mekke-Suriye ticaret yolu üzerinde bulunan bir mevkidir. Hz. Muhammed Medine’ye hicret ettikten sonra çeşitli kabilelerle iş birliği yaparak Mekke-Suriye ticaret yolunu kontrol altına almak ve böylece Kureyş’e ekonomik açıdan ağır bir darbe indirmek istiyordu. Ancak bunu gerçekleştirmek için iş birliği yapmak zorunda olduğu kabilelerin can ve mal güvenliklerini Kureyş tehdidine karşı garanti etmesi gerekiyordu. Bu sebeple Hz. Peygamber, Ümeyye b. Halef el-Cumahî emrindeki 100 kişilik bir muhafız birliğinin himayesinde 2500 deveden oluşan Kureyş kervanının Buvât’tan geçeceğini haber alınca, Sa‘d b. Muâz’ı (başka bir rivayette Sâib b. Osman b. Maz‘ûn’u) Medine’de yerine vekil bırakıp 200 kişilik bir kuvvetle ikinci yılın rebîülevvel ayında (Eylül 623) yola çıktı. Sefer sırasında Resûlullah’ın beyaz sancağını Sa‘d b. Ebû Vakkās taşıdı. Kervan bölgeden daha önce geçmiş olduğu için müslümanlar düşmanla karşılaşmadan Medine’ye döndüler.

BİBLİYOGRAFYA:

Vâkıdî, el-Megazî, I, 12; İbn Hişâm, es-Sîre, I, 598; İbn Sa‘d, et-Tabakāt, II, 8-9; Taberî, Târîħ (Ebü’l-Fazl), II, 405-407; İbn Kesîr, el-Bidâye, III, 246; Diyârbekrî, Târîhu’l-hamîs, I, 363; Muhammad Ahmad Bashumail, The Great Battle of Badr, Lahore, ts., s. 75; Hamîdullah, İslâm Peygamberi, I, 238, 468; Abdülvehhâb Muhammed Ali el-Aduvânî, “el-Gazevâtü’n-nebeviyye, senevâtühe’l-hicriyye ve şühûruhe’l-kameriyye”, el-Mevrid, IX/4, Bağdad 1981, s. 531-550.

Ahmet Önkal  


BUYRUK

(bk. FERMAN).  


BUYRULDU

Osmanlı diplomatiğinde yüksek rütbeli görevlilerin kendilerinden aşağı mevkilerde bulunanlara gönderdikleri emirler için kullanılan bir terim.

Buyruldu veya buyuruldu Türkçe buyurmak fiilinden yapılmış bir isimdir. Yazıldıkları yer bakımından merkez ve taşrada yazılanlar olarak ikiye ayrılmaları mümkün olan bu tür belgelerin özel bir yazılış şekilleri vardır. Fâtih Kānunnâmesi’ne göre padişahın tuğrasını taşıyan hükümler ancak üç şahsın buyrulduları ile yazılabilirdi. Bunlardan dünya işlerine dair olan meselelerde sadrazam, maliye ile ilgili işlerde defterdar, şer‘î davalarda ise kazaskerler yetkili kılınmıştı. Dîvân-ı Hümâyun’a verilen bir arz, arîza, arzuhal veya takrir okunup istek kabul edildiği takdirde üzerine “buyruldu” kelimesi bazan tek olarak, bazan da “arz olunduğu üzere tahrir oluna deyü buyruldu” gibi yapılacak işlemi gösteren bir cümlenin sonuna ilâve edilerek yazılırdı. “Buyruldu” kelimesi kullanılmayan buyruldulara da rastlanmaktadır. Meselâ “kanun üzere buyruldu” yerine sadece “kanun üzere” ifadesinin konduğu da olurdu (BA, A.DVN, nr. 1763). Divanda buyruldunun konmasından sonra belli formüller çerçevesinde nişancı, reîsülküttâb yahut divan kâtiplerinden biri tarafından müsvedde yapılarak hüküm hazırlanıp ilgili yere gönderilirdi. Fermân-ı âlî ısdârı için yazılan buyruldulara herhangi bir ilâve yapılması bazı şartlara bağlı idi. Sadâret kethüdâsı ve reîsülküttâb dışındakilerin yapacakları ilâvelerde mutlaka sadrazamın “sahh”ı ve “pençe”si gerekli idi. XIX. yüzyıl başlarında bu usule riayet edilmemeye başlanması dolayısıyla 1811’de “pençe ve sahh-ı âlî bulunmadıkça emrin ısdâr edilmemesi” hususunda kati tâlimat verilmişti (reîsülküttâba yazılan 4 Receb 1226/25 Temmuz 1811 tarihli hüküm: BA, MD, nr. CCXXXIII, 217/581). Dîvân-ı Hümâyun’un önemini kaybederek devlet işlerinin yürütülmesinin Paşa Kapısı’na intikalinden sonra, diğer her türlü evrakla birlikte sadrazamın, müsveddeleri tezkireciler tarafından hazırlanan buyrulduları da sadâret



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir