TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - BURSALI MEHMED TÂHİR ::.

cilt: 06; sayfa: 453
[BURSALI MEHMED TÂHİR - Ömer Faruk Akün]


Tâhir bu çağlarda tasavvufa merak sarmaya başlamış, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye gönül bağlamıştı. İdâdînin ikinci sınıfında iken, 1877’de Türk-Rus savaşının başlaması üzerine gönüllü olarak tekrar ordu saflarına katılan babası Plevne’de Teliş cephesinde şehid düştü. Üstün bir başarı ile okulunu bitirerek bir şehid oğlu olmanın şevkiyle 1880 Eylülünde Harbiye’ye girdi. Harbiye sıralarında Muhyiddin İbnü’l-Arabî ve tasavvuf sevgisi daha da artan Mehmed Tâhir, cuma tatillerinde İstanbul tekkelerini dolaşır ve kendisine bir mürşid ararken Tibyânü vesâǿili’l-hakāǿik, müellifi Harîrîzâde’yi tanıyarak dairesine girdi, onun temsil ettiği Melâmîliği seçti. Genç yaşta ölümüne kadar (15 Eylül 1882) mürşidiyle münasebeti iki yıl sürdü. Temmuz 1883’te piyade teğmeni olarak Harbiye’den mezun olduğunda (M. Vahyî, s. 191; krş. Mehmed Esad, Mir’ât-ı Mekteb-i Harbiyye, İstanbul 1310, s. 635) Üçüncü Ordu emrine verilerek Manastır Askerî Rüşdiyesi coğrafya hocalığına tayin edildi (23 Kasım 1883). Bunun yanında Mülkiye Rüşdiyesi ile yeni açılan Mülkiye İdâdîsi’nde de tarih ve hitabet öğreten Mehmed Tâhir, yeni ve ileri bir anlayışta ders okutuşu ile dikkati çektiği kadar Melâmîlik yolundaki faaliyet ve temasları ile de çevreye kendini tanıtmıştı. Manastır’a gelişinin birinci yılında mürşidinin şeyhi Seyyid Hoca Muhammed Nûrü’l-Arabî el-Melâmî’yi Ustrumca’da ziyaret ederek ona biat etti. İki yıl sonraki ziyaretinde ise ondan icâzet aldı. Şeyhin vefatı sırasında (12 Ocak 1888) bölgede Melâmîliğin artık önde gelen bir siması sayılmaktaydı. Babasından ve Harîrîzâde’nin eserinden kazanılmış bir merakla burada geçmişteki mutasavvıflardan başlayıp gittikçe şair ve âlimlere de yönelen biyografi ve bibliyografya çalışmaları içine girdi. Manastır ve çevresinde yetişmiş şahsiyetler hakkında bilgiler toplamaya çalışıyor, malzeme elde edebilmek için buralardaki mezar taşlarını araştırıyordu. Yazdıklarını bazı gazete ve mecmualarda neşretmeye başlayan Mehmed Tâhir, yeni yeni uyanmakta olan Türkçü düşünceyi benimseyerek bu görüşle 1897’de ilk eseri Türkler’in Ulûm ve Fünûna Hizmetleri adlı çalışmasını yayımladı.

Manastır’da on dört sene vazife gördükten sonra bir ara Üsküp Askerî Rüşdiyesi’ne nakledildi (26 Kasım 1897). Yahya Kemal, kendisini buradaki Rıfâî tekkesi şeyhi Sâdeddin Efendi ve şair Eşref Paşa gibi şahsiyetlerle olan sohbetlerinden tanımaktadır (Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım, İstanbul 1973, s. 96). Üsküp’te bulunduğu sırada Bursalı Tâhir, burada geçirdiği uzun yıllar boyunca bıraktığı birçok hâtırası olan mürşidi Muhammed Nûr’un ihvan arasında devam eden söz ve menkıbelerini derlemeye çalıştı. Yüzbaşılıktan kolağalığına yükselince bir sene bile dolmadan yeniden Manastır Askerî Rüşdiyesi’ne bu defa müdür olarak tayin edildi (26 Eylül 1898). Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye duyduğu hayranlıkla Manastır’da ikinci eseri Terceme-i Hâl ve Fezâil-i Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî’yi yazdı (İstanbul 1316). Kendisini ileride meydana getireceği büyük eseri Osmanlı Müellifleri’ne götüren ilk adım olan çalışmalarını risâle ve kitapçıklarla bir bir ortaya koymaya başlamıştı. İkinci defasında Manastır’da bir altı yıl daha geçirdikten sonra Selânik Askerî Rüşdiyesi müdürlüğüne getirildi (7 Eylül 1904) ve ertesi yıl rütbesi binbaşılığa yükseltildi. Manastır’a ilk gidişinden başlayarak çevresine vatanî düşünceler telkin etmeye çalışan Bursalı Tâhir, ülkeye meşrutiyet idaresini getirme yolunda Üçüncü Ordu subayları arasında yaygınlaşan siyasî eğilimleri benimsemişti. Selânik’te bu bakımdan çok daha elverişli bir ortam içine girdi ve 1906 yılı Eylülünde Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adıyla teşekkül eden gizli siyasî teşkilâta kurucu üye olarak katıldı. Yedisi subay, üçü sivil ilk on üye arasında kendisine birinci sırada yer verilmişti (Kâzım Nâmi Duru, İttihat ve Terakki Hâtıralarım, İstanbul 1957, s. 13; Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, İstanbul 1979, s. 21; Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, İstanbul 1984, I, 21-22). Üyeler arasında ilk sırada gelişi, rütbece ötekilerin en büyüğü olmasındandır. Bazıları bunu Selânik’te İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin kuruluşuna ait bir mesele olarak gösterirler (Akçuraoğlu Yusuf, s. 368; Ahmet Bedevî Kuran, İnkılâp Tarihimiz ve İttihad ve Terakki, İstanbul 1948, s. 243; Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul 1967, s. 113; A. B. Kuran başka bir eserinde ise [İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler, İstanbul 1945, s. 257] onun İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne sonradan katılmış olduğunu söylemekle de ayrıca çelişkiye düşer). Bazı araştırmacıların, Bursalı Tâhir’in Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin Manastır’daki kolunda faaliyet gösterdiğini sanmaları yanlıştır (E. E. Ramsaur, The Young Turks, Princeton 1957, s. 114; Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İstanbul 1987, s. 62). Çünkü o bu cemiyetin var oluşundan iki yıl önce Manastır’dan ayrılmış bulunuyordu. Şam’da Vatan adıyla gizli bir siyasî cemiyet kuran Mustafa Kemal, Rumeli’de bu cemiyeti teşkilâtlandırmak, Vatan ve Hürriyet adı altında bir şubesini meydana getirmek üzere aynı yıl gizlice Selânik’e geldiğinde Osmanlı Hürriyet Cemiyeti üyeleri ve bu arada Askerî İdâdî öğrencisi iken Manastır’dan tanıdığı Bursalı Tâhir ile de temasa geçer (Ahmed Emin [Yalman], “Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan Mustafa Kemal Paşa ile Bir Mülâkat”, Vakit, nr. 1468, 10 Kânunusâni 1922). Bazılarınca ise Bursalı Tâhir ve diğer üyeler, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin varlığı bahis konusu edilmeksizin, doğrudan doğruya Mustafa Kemal’in Selânik’te kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ne girip bir araya gelmiş gösterilmektedir (“Mustafa Kemal Paşa’nın Hayât-ı Husûsiyyesi-Kendi Ağzından”, Millî Nevsâl, İstanbul 1922, s. 218 [Ahmed Emin’in yaptığı mülâkatın özet olarak kaleme alınmış şeklidir]; Âfet [İnan], “Atatürk’ü Dinlerken; Mukaddes Tabanca”, TTK Belleten, I/3-4, Temmuz-İkinciteşrin 1937, s. 609-610; Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 94). Fakat bizzat kurucularının hâtıratına göre Osmanlı Hürriyet Cemiyeti söz konusu cemiyetten ayrı ve ondan öncedir; Bursalı Tâhir de ilkin onun içinde yer almıştır (Kâzım Nâmi Duru, s. 13; Mithat Şükrü Bleda, s. 21-22). Bursalı Tâhir’in değişik bir grupla 1906’da önce Mustafa Kemal’in Selânik’te kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ne girdiği, onun beklenen faaliyet ve tesiri gösterememesi üzerine de içindekilerin bır kısmı daha başka kimseler olan on kişilik bir grupla yine 1906 yılında Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adında ondan sonra kurulmuş gizli cemiyette yer aldığı ileri sürülmekle



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir