TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - BÎRÛNÎ ::.

cilt: 06; sayfa: 206
[BÎRÛNÎ - Günay Tümer]


 


BÎRÛNÎ

البيروني

Ebü’r-Reyhân Muhammed b. Ahmed el-Bîrûnî (ö. 453/1061 [?])

Astronomi, matematik, fizik, tıp, coğrafya, tarih ve dinler tarihi başta olmak üzere çeşitli alanlarda önemli eserler veren, Türk - İslâm ve dünya tarihinin en tanınmış ilim adamlarından biri.

3 Zilhicce 362 (4 Eylül 973) tarihinde Hârizm’in merkezi Kâs’ta doğdu. Ceyhun nehrinin aşağı kısmında yer alan bu şehir o dönemde Hârizm adıyla da anıldığından Bîrûnî el-Hârizmî nisbesiyle de bilinmektedir. Ancak kendisinden önce yaşamış olan ünlü matematikçi Hârizmî (Muhammed b. Mûsâ) ile karıştırılmaması için kaynaklarda Hârizmî nisbesinden önce mutlaka Bîrûnî nisbesi de zikredilmiştir.

Bîrûnî nisbesinin menşei, anlamı ve okunuşuyla ilgili olarak farklı görüşler vardır. Bîrûnî’nin eserlerinden olup Gazanfer-i Tebrîzî’nin hattıyla yazılmış olan Leiden’deki Fihrist nüshasında ve müstensihin “el-Müşşâte” başlığıyla yazdığı ekte, özellikle Bîrûnî hayatta iken (1025) yazılmış olan ve müellif hattı olup olmadığı tartışmalı bulunan Tahdîdü nihâyâti’l-emâkin’in iç kapağında kelimenin “el-Beyrûnî” şeklinde harekelenmiş olması, bazı araştırmacıların bu şekli tercih etmelerine yol açmıştır (meselâ bk. Sayılı, Beyrunî’ye Armağan, s. 6). İranlı tanınmış edebiyatçı Muhammed Muîn ise her iki telaffuzun aynı anlama geldiği görüşündedir (bk. Tebrîzî, Burhân-ı KatıǾ [Muhammed Muîn’in notu], I, 336). Ancak bu kelime tarih ve biyografi kitaplarında, ansiklopedi mahiyetindeki klasik kaynakların çoğunda “el-Bîrûnî” şeklinde verilmekte, menşei ve anlamına dair tartışmalar da genellikle bu okunuşa göre yapılmaktadır. Ayrıca modern araştırmaların büyük bölümünde bu okunuş tercih edilmiştir (bk. bibl.). Beyhakī, Bîrûn’u bir şehir ismi olarak zikrederse de (Tetimme, s. 62) Hârizm’de böyle bir şehrin mevcudiyetinden klasik kaynaklarda söz edilmemektedir. Farsça’da “dış” anlamına gelen bîrûn kelimesinden hareket eden bazı müellifler, “Bîrûnî” nisbesinin “dışarıdan gelen, taşralı, yabancı” anlamında kullanıldığı görüşündedirler (Yâkūt, VI, 308; Sem‘ânî, s. 392). Ancak Kâs’ta doğduğu kesin olan ve Hârizm’den “vatanım” şeklinde söz eden Bîrûnî’nin (Tahdîd, s. 81) taşralılığını yine Hârizm sınırları içinde düşünmek gerekir. Dolayısıyla onun Hârizm’in merkezî bölümlerinde değil civar semtlerinden birinde doğduğunu kabul etmek akla uygundur. Nitekim bu nisbe problemini çözmek maksadıyla Berlin’den Buhara’ya giden E. Sachau, burada insanların “şehrin içinden” veya “dışından” diye nitelendirildiğini tesbit etmiştir. Bîrûnî doğmadan önce ailesinin başka bir yerden gelerek Kâs’a yerleşmiş olması dolayısıyla da ona “taşralı” anlamında Bîrûnî denmiş olabilir.

Bîrûnî’nin ailesine dair bilgi yoktur. Kendisi de bir şiirinde dedesi ve sülâlesi hakkında bilgisi olmadığını, hatta babasını bile tanımadığını belirtmektedir. Aynı şiirde babası hakkında “Ebû Leheb”, annesi hakkında da “hammâletü’l-hatab” gibi garip tabirler kullanan Bîrûnî’nin bunlarla neyi kastettiği açık değildir. Bîrûnî’nin söz konusu imalarıyla soy sop veya övgü ve yerginin önemli olmadığını vurgulamak istediği ileri sürülmüş ya da bu konuda yorumdan kaçınılmıştır. Bîrûnî’nin mevcut eserlerinin hiçbirinde kendi milliyeti hakkında herhangi bir açıklamaya rastlanmamaktadır. Hârizm bölgesinde Fars, Türk ve Soğd unsurların birlikte bulunması bu konuda tahminde bulunmayı güçleştirmekle birlikte yapılan araştırmalar Türk olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Her şeyden önce Bîrûnî’yi, Arap veya Fars ırkı hakkında yazdıklarından herhangi birine dayanarak Arap veya İranlı yahut daha da öteye giderek İran milliyetçisi sayan görüşler mesnetsizdir. Çünkü Bîrûnî’nin her iki ırk için de lehte ve aleyhte değerlendirmeleri vardır (bk. Tahdîd, s. 11; el-Âsârü’l-bâkıye, s. 52; Temhîdü’l-müstakar, s. 13-17; el-Kanûnü’l-MesǾûdî, III, 1469; el-Cemâhir, s. 23; Taĥkīku mâ li’l-Hind, s. 367). Ayrıca Arapça ve Farsça’nın kendi ana dili olmadığını belirtmektedir (Kitâbü’s-Saydele [mukaddime], s. 31). Ana dilinin Soğdca olması ihtimali de zayıftır; çünkü araştırmalar Soğdca’nın o dönemde bir kültür ve medeniyet dili olduğunu ortaya koymuştur. Halbuki Bîrûnî kendi ana dilinin bir ilim dili olmadığını hayıflanarak söylemektedir (bk. a.y.). Eserlerindeki Arapça’nın kullanımında rastlanan gariplikler Peçenekçe’nin tesirine bağlanabileceği gibi sık sık Peçenek söyleyişiyle Türkçe kelimeler kullanılması da Türk asıllı olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bundan başka Bîrûnî’nin henüz çocukken Kâs’ta saraya ilâç getiren ihtiyar bir Türkmen’le karşılaştığını bildirmesi (el-Cemâhir, s. 205-206), ilk rasatlarını Türkler’le meskûn bölgelerde yapması, Kıtay Han’ın elçilerine sorular sorması, kendisine yağmur taşı getiren bir Türk’le konuşması (Tahdîd, s. 80; el-Cemâhir, s. 219), onun Türkçe bildiğinin ve Türk olduğunun önemli işaretleridir. Sonuç olarak Bîrûnî’nin, bizzat kendi ifadesiyle “aslî Hârizmliler”den olmayıp (el-Âsârü’l-bâkıye, s. 39) Kâs şehrinin “bîrûn”undan yahut dışarıdan bu şehre göç etmiş bir Türk ailesine mensup olduğu söylenebilir. Zira Bîrûnî’nin doğumundan önce bu yörelere Türkler göç etmişti ve Hârizm’in yerlileriyle Türkler arasında derin münasebetler vardı.

Bîrûnî’nin ailesi, soyu ve milliyeti hakkındaki belirsizliğe karşılık onun çocukluğundan beri araştırmacı bir ruha sahip olduğu, çeşitli konuları öğrenmek için aşırı bir istek duyduğu bilinmektedir (Kitâbü’s-Saydele [mukaddime], s. 34). Esasen bu bilgin ailesi, soyu ve milliyeti hakkında fazla açıklamada bulunmayı gereksiz görmüş, ancak kendi şahsî hayatı ve entellektüel serüveniyle ilgili ayrıntılardan sık sık söz etmiştir.

Bîrûnî’nin “gölgelerinde nimetlendiğini” söylediği Afrigoğulları’ndan Hârizmşahlar’ın himayesine ne şekilde girdiği bilinmemektedir. Ancak kendisinin, daha çocukken saraya ilâç getiren bir Türkmen’in başına gelenlere bizzat şahit olduğuna dair ifadeleri (el-Cemâhir, s. 205-206), küçük denebilecek bir yaşta Hârizmşahlar’ın himayesine girdiğini ve saray terbiyesiyle yetiştiğini göstermektedir. Özellikle bu sülâleden tanınmış âlim ve matematikçi Ebû Nasr İbn Irak, onun ilmî hayata iyi bir başlangıç yapmasını temin eden önemli bir simadır. Başkası için kullanmadığı “üstadım” sözünü bu hocası için kullanan Bîrûnî, ondan Öklit geometrisiyle Batlamyus astronomisini okudu. Irak ailesinin ve bu aileye mensup Mansûr’un Bîrûnî’nin eğitimine özel bir ihtimam gösterdiği ve onun yetişmesi için çeşitli imkânları seferber ettiği anlaşılmaktadır. İbn Irak dışında Abdüssamed b. Abdüssamed el-Hakîm’den de dersler alan Bîrûnî’nin uzun süreli bir öğrenim hayatı olmadığı, daha çok kendi kendini yetiştirdiği bilinmektedir. Bu husus, onun sahip olduğu araştırma ruhu ve ilmî tecessüsün yanı sıra erken yaşlarda eser vermiş olmasından da çıkarılabilir. Nitekim ilk rasadını 380’de (990) yaptığına göre (Tahdîd, s. 234)



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir