TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - BİDPÂY ::.

cilt: 06; sayfa: 136
[BİDPÂY - ]





BİDPÂY

Kelîle ve Dimne’nin yazarı olduğu söylenen Hintli Brahman’ın Batı dillerindeki adı.

(bk. KELÎLE ve DİMNE).  


BİGA

Çanakkale iline bağlı bir ilçe merkezi.

Marmara denizine dökülen Kocabaş çayı üzerinde, Ballıkaya tepesi eteklerinde denizden düz hatla 18 km., iskelesi olan Karabiga’dan 24 km. uzaklıkta yer alır. Şehrin ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Muhtemelen adının geldiği Pegae veya Pagai’nin antik bir iskân yeri olmadığı sanılmaktadır. Bölgede Parion (Kemer) ve Priapos (Karabiga) adlı şehirlerin milâttan önce VII. yüzyıla kadar indiği bilinmekle birlikte Pegae veya Pagai adına ancak Ortaçağ Bizans ve Haçlı kaynaklarında rastlanır. Anna Comnenus buradan Pigas (menbalar) şeklinde bahseder. Haçlı kaynaklarında ise Spiga adıyla da anılır. Buranın bugünkü Biga’ya tekabül edip etmediği henüz aydınlığa kavuşmamakla beraber bu kaynaklarda belirtilen yerin önemli bir iskele durumundaki Priapos olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim 1850’lerde bu bölgeyi dolaşan Mordtmann, antik Priapos’un Ortaçağ’lardaki Pegae ile aynı yer olduğunu ve buranın da Karabiga’ya isabet ettiğini belirtir. İçeride önemli bir güzergâh üzerinde bulunan Biga ise Bizanslılar veya Türkler tarafından eski bir iskân biriminin yerinde yeniden kurulmuş olmalıdır. Mordtmann da buraya halk arasında Boğaşehir adının verildiğini yazar.

Anadolu’dan Çanakkale Boğazı yoluyla Avrupa yakasına geçiş güzergâhı üzerinde bulunan Biga bölgesi bu özelliği sebebiyle önemli olaylara sahne oldu. Milâttan önce 334’te Büyük İskender’in Persler’e karşı zafer kazandığı savaşın bu yörede yapıldığı rivayet edilir. Daha sonra İskender’in kumandanlarından Lysimakos’un nüfuzu altına giren bölge, Bergama krallarının hâkimiyetinin ardından Roma ve Bizans idaresine geçti. Bizans döneminde deniz kıyısındaki Pegae’de bir Latin kolonisi bulunuyordu. Nitekim 1190’da Frederik Barbaros, 1204’te Venedikliler ve Flamanlar burada ticaretle uğraşan İtalyan tüccarlar bulmuşlardı. İstanbul ve Anadolu’nun büyük bir kısmına hâkim olan Latinler 1205’e doğru bu topraklardan çıkarıldıklarında ellerinde kalan birkaç şehirden biri de Pegae idi. Türkler’in bu bölgelerdeki faaliyetleri sırasında Pegae sık sık tehdit altında kalmış, abluka sebebiyle kıtlık ve vebadan etkilenmiş bir sığınak durumundaydı. Bölgenin bir kısmı muhtemelen XIV. yüzyıl başlarında Karesioğulları’nın hâkimiyetine girdi. Ancak Karesioğulları, Marmara ve Çanakkale sahillerindeki iyi korunan şehirleri sıkıştırmalarına rağmen ele geçiremediler. Nitekim Bizans İmparatoru III. Andronikos, 1328’de Çanakkale sahilindeki Bizans kasabalarına akın yapılmaması için Karesioğlu Demirhan ile Pegae’de bir antlaşma yapmıştı.

Bazı Osmanlı kaynaklarına göre Biga, Rumeli’ye geçişten sonra geç bir tarihte 1365 yılı yazında I. Murad tarafından fethedildi. I. Murad gemilerle denizden ve karadan kuşattığı Biga’yı ele geçirdikten sonra kiliseleri mescid haline getirdi, şehre Türk nüfus yerleştirdi. Ancak bir süre sonra şehir âni bir gece baskınına uğradı, yakılıp yıkıldı ve tahrip edildi. Bunun üzerine Biga eskisinin yerine yeniden imar olundu (Âşıkpaşazâde, s. 128-129; Neşrî, I, 54-55). Denizden ve karadan kuşatıldığı belirtilen bu yerin Biga olmadığı açıktır. Öte yandan mevki itibariyle içeride kalan Biga alınmadan Rumeli’ye geçiş de pek mümkün görünmemektedir. Şu halde fethedilen yerin deniz kıyısındaki eski Pegae yani Karabiga olduğu, hatta “kara” sıfatının şehrin harap olması ile yakından ilgili bulunduğu söylenebilir. Ayrıca Enverî’nin kaydına göre Orhan Bey oğlu Süleyman Paşa Gelibolu’ya geçmeden önce 1353’te Biga ve yöresini almış, hatta Gelibolu’dan döndükten sonra Biga civarında attan düşerek vefat etmiş ve Bolayır’a götürülüp orada gömülmüştü (Düsturnâme, s. 82). Bir tarihî Takvim’de de I. Murad’ın 761’de (1359-60) burayı kimliği tam olarak bilinmeyen Melik Nâsır’dan aldığı belirtilir ([Yınanç], s. 60-61). Süleyman Paşa’nın vefatı hadisesinde görüldüğü gibi bu kaynakların verdikleri bilgiler tamamen doğru olmamakla birlikte, Biga’yı Süleyman Paşa’nın fethettiği, daha sonra burayı ele geçirdiği anlaşılan Melik Nâsır’dan I. Murad tarafından alındığı, sahildeki Biga’nın ise 1365’te zaptedildiği, ancak tahribata uğrayınca içeridekinin gelişmeye başladığı ve Karabiga’nın ise Biga’nın bir iskelesi haline geldiği söylenebilir.

Osmanlı hâkimiyeti sırasında Biga’da bazı eşkıyalık hareketlerinden başka çok önemli bir hadise meydana gelmedi. Ancak stratejik mevkii sebebiyle Rumeli’ye ve Batı Anadolu’ya hareket eden Osmanlı kuvvetlerinin geçiş yerini teşkil etti. Çelebi Mehmed’in vefatı sırasında, İzmir Beyi Cüneyd Bey üzerine yürümek için Anadolu beylerbeyi kuvvetlerinin Biga’da toplanma kararı alındığı gibi Düzmece Mustafa hadisesinde de yenilgiye uğrayan Mustafa kaçarak Biga suyuna gelmiş, Biga kadısının yardımıyla buradan geçmiş ve Gelibolu’ya ulaşmayı başarmıştı. Hatta onu takip eden II. Murad Biga’ya geldiğinde kadıyı yakalatarak idam ettirmişti. Daha sonra gerek donanma seferlerine katılmak gerekse Avrupa’da girişilecek seferler sırasında Rumeli’ye geçmek için Anadolu beylerbeyilik kuvvetleri Biga ovasında toplanırdı.