TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız
 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - el-BEDRÜ’t-TÂLİ‘ ::.

cilt: 05; sayfa: 336
[el-BEDRÜ’t-TÂLİ‘ - Cengiz Kallek]


el-Bedrü’t-tâliǾ, müellif hattı nüshasından Muhammed b. Muhammed el-Ânisî’nin istinsah ettiği nüsha esas alınarak Zebâre’nin zeyliyle birlikte iki cilt halinde basılmış (Kahire 1348), daha sonra da bundan muhtelif ofset baskılar yapılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Şevkânî, el-Bedrü’t-tâliǾ, Kahire 1348, I-II; Brockelmann, GAL Suppl., II, 819; MaǾa’l-mektebe, s. 99; Abdullah Muhammed el-Habeşî, MerâciǾu târîhi’l-Yemen, Dımaşk 1972, s. 52; a.mlf., Mesâdirü’l-fikri’l-İslâmî fi’l-Yemen, Beyrut 1408/1988, s. 508; Eymen Fuâd Seyyid, Mesâdiru târîhi’l-Yemen fi’l-Ǿasri’l-İslâmî, Kahire 1974, s. 295.

Cengiz Kallek  


BEDÛH

بدوح

Eskiden kullanılan bir tılsım.

Türkçe’de bedûh şeklinde kullanılan kelimenin Arapça ve Farsça telaffuzu budûh olup kök ve anlamı üzerinde birtakım ihtilâflar vardır. Bazı Türkçe ve Farsça lugatlarda hiçbir mesnedi olmaksızın kelimenin aslının Arapça, diğer bazılarında ise İbrânîce olduğu ileri sürülmektedir. Bu terimi almayan eski Arapça lugatların aksine sonrakilerde “bdh” kökünden gelip “hanımların nazik bir şekilde yürüyüşü” anlamını taşıyan budûh masdarı bulunmaktaysa da (meselâ bk. Tâcü’l-Ǿarûs, “bdh” md.) Türkçe ve Farsça lugatlarda ileri sürülen “esmâ-i hüsnâdan vedûd vezninde veya anlamında bir isim”, “mektup ve havaleleri yerine ulaştırmakla görevli bir melek veya ilâh adı”, “Hintli ve Çinliler’in tanrısı Buda’nın (Buddha) adından bozma bir terim” mânalarını taşıyan herhangi bir kelimeye rastlanmamaktadır. Arap edebiyatçısı Mîhâîl es-Sabbâğ’ın ileri sürdüğü, her türlü yazışma ve nakliyatı güven içinde gerçekleşen dindar ve güvenilir bir Hicazlı tâcirin ismi olduğu yolundaki iddianın da hiçbir dayanağı yoktur (bk. de Sacy, III, 349). Bazı eserlerde görülen bedûhun esmâ-i hüsnâdan bir isim olduğu iddiası bu tılsıma ehemmiyet ve kutsiyet kazandırma gayretiyle izah edilebilir. Zira bu isim Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm’de geçmediği gibi Allah’ın isimlerinin zikredildiği hiçbir hadiste de yer almamaktadır. Her kültürde gizli ilimlerle ilgilenen kişilerin büyü, tılsım ve muska yapımında kullanmak üzere anlamı belirsiz birtakım garip kelimeler seçtikleri ve muhtemelen yaptıklarına kutsiyet atfetmek veya muhataplarına itimat telkin etmek için bunların tanrı ismi olduğunu ileri sürdükleri görülmektedir. Meselâ hıristiyanların bedûhun tam karşılığı olarak kullandığı abracadabra ve abraxas (abrasax) kelimeleri bunlardandır (bk. TA, I, 85, 86).

Aslında hiçbir anlamı bulunmayan bedûh (بدوح) kelimesi, şekil 1’deki üçlü vefk*in (el-vefku’l-harfî) dört köşesindeki harflerin soldan sağa dizilmesinden oluşmaktadır. Bu vefkin aslı ise şekil 2’deki sayılarla ilgili vefk (el-vefku’l-adedî) olup her rakamı şekil 1’deki harflerin ebced hesabındaki karşılıklarını vermektedir. Gazzâlî’den sonraki İslâmî literatüre hâkim olan inanışa göre bu vefk ile Hz. Âdem arasında bir münasebet bulunmakta, ayrıca bu vefkin Hz. Süleyman’ın (m.ö. X. yüzyıl) mührü olduğu ileri sürülmektedir. Buna delil olarak da Âdem (آدم) ismindeki harflerle bu vefkte yer alan bütün rakamların ebced değerlerinin toplamının birbirine eşit olduğu (45=45) ve aynı eşitliğin Hz. Âdem’den yaratıldığı için onun bir parçası sayılan Havvâ’nın (حوّاء) adıyla bu vefkin cüzlerini teşkil eden her bir sıra, sütun veya köşegenler üzerindeki sayılar için de geçerli olduğu (15=15) ileri sürülmektedir. Ancak bu vefkin Hz. Süleyman’ın mührü olduğuna dair herhangi bir delil gösterilememektedir. Aksine mühr-i Süleyman, yahudi tılsım ve muskalarında rastlandığı ve İslâmî sanatlarda da benimsendiği üzere iç içe geçmiş iki eşkenar üçgenden oluşan altı köşeli bir yıldız iken elden ele dolaşarak Tyanalı Apollonios gibi bazı Yunan filozoflarına ve nihayet Belhli bir ihtiyardan Gazzâlî’ye geçtiği ileri sürülen mührün üçgen (bk. şekil 3), daha sonra “vefku’l-Gazzâlî”, “müsellesü’l-Gazzâlî”, “hâtemü’l-Gazzâlî”, “cedvelü’l-Gazzâlî” gibi isimlerle şöhret bulan vefkin ise kare şeklinde olduğu bilinmektedir.

Bu vefk İslâmî literatürde ilk defa, gizli ilimlerle ilgili Yunan kaynaklarından faydalanarak çeşitli eserler veren Câbir b. Hayyân (ö. 200/815) tarafından Kitâbü’l-Mevâzîn’de kullanılmış ve Tyanalı Apollonios’a atfedilerek bunun doğumu kolaylaştırıcı bir tılsım olduğu ileri sürülmüştür. Bununla birlikte Çin edebiyatında lō-şū adıyla anılan ve ilk defa İmparator Yü (m.ö. XXII. yüzyıl) tarafından Huang-Ho nehrinden çıkan bir kaplumbağanın sırtında görüldüğü rivayet edilen bu vefkin çeşitli kültürlerde çok eski devirlerden beri bilindiği anlaşılmaktadır. Ancak müslümanlar arasında gerek yazılı gerekse sözlü tatbikatta maksada uygun bazı âyetlerin veya duaların ilâvesiyle bu tılsıma İslâmî bir renk vermeye çaba harcanmıştır. Buna göre Gazzâlî’ye aidiyetinde şüphe bulunan Vefku Zühal isimli eserin şerhlerinde yer alan, Gazzâlî’nin Hz. Süleyman’ın kayıp mührünü (!) Meryem ve Şûrâ sûrelerinin başındaki (كهيعص) ve (حم عسق) harflerinden ilham alarak bulup çıkardığı veya Belhli bir ihtiyardan elde ettiği iddiasının bu vefke daha büyük bir önem ve meşrûluk kazandırma amacına yönelik olduğu söylenebilir. Macdonald’ın, konuyla ilgili en eski Arap kaynaklarından Bûnî’nin (ö. 622/1225) Şemsü’l-maǾârifi’l-kübrâ’sında önemli bir yer tutmayan bu tılsımın Gazzâlî tarafından el-Münkız mine’d-dalâl’de “güç meselelerin hallinde emin bir metot” olarak gösterilmesinden sonra yaygın bir şekilde kullanılmaya başladığını ileri sürmesi şaşırtıcıdır. Çünkü Gazzâlî Bûnî’den önce yaşadığı gibi söz konusu eserinde de bu tılsımı övücü herhangi bir ifade kullanmamış, aksine aklın kavrayamadığı bazı garip şeylerle ilgili örnekleri verirken önceki kaynaklarda doğumu kolaylaştırmada etkili bir metot olarak gösterildiğini söylediği bu vefkten de sadece birkaç satırla bahsetmiştir (bk. el-Münkız mine’d-dalâl, s. 85). Bûnî’nin Gazzâlî’yi zikretmeksizin bundan “vefku Azrâîl” adıyla bahsetmesi ise (Şemsü’l-maǾârifi’l-kübrâ, I, 35) vefkin Gazzâlî’ye atfen şöhret bulmasının daha sonraki dönemlerde gerçekleştiğini göstermektedir. İlgili literatürde bedûh ile Zühal (Satürn) gezegeni arasında da iki açıdan ilişki kurulmaktadır. Birincisi, Zühal (زحل) kelimesinin ebced değeri ile bu vefkteki bütün rakamların toplamı birbirine eşittir (45=45). İkincisi, eski astrolojiye göre Zühal soğuk, kuru ve hızlı bir gezegendir; buna göre Câlînûs’un her türlü hastalığın zıt özelliklere sahip maddelerle tedavi edilebileceği teorisine uygun olarak enflamatik (sulu, iltihaplı, ateşli) hastalıkların tedavisi, mahkûm ve esirlerin kolay kaçabilmesi, doğumun çabuklaştırılması gibi maksatlar için bu vefk kullanılmalıdır.

Bedûhun köşelerindeki dört rakam (٢ ٤ ٦ ٨) veya harfe (ب د و ح) “müzevvecât” (çiftler), diğer beşine ise (١ ٧ ٥ ٣ ٩=ا ج ه ز ط) “müfredât” (tekler) denilmektedir. Eğer yapılacak tılsım hayra yönelikse müzevvecât, şerre yönelikse müfredât, eğer hem hayrın hem şerrin



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir