TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - BAHÂEDDİN ZEKERİYYÂ ::.

cilt: 04; sayfa: 463
[BAHÂEDDİN ZEKERİYYÂ - Hamid Algar]


temin etti. Bahâeddin’in yetiştirdiği müridler arasında en tanınmış olanı şair ve ârif Fahreddîn-i Irâkī’dir. Vecd ehli olan Irâkī, sevdiği genç ve gezgin bir kalenderin peşine düşerek memleketi olan Hemedan’dan kalkıp Mültan’a gelmiş, orada Bahâeddin’in hankahına inmiş, ancak şiir ve raksla meşgul olmaya devam etmiştir. Bahâeddin bu nevi meşguliyetlere fazla tahammülü olmamasına rağmen Irâkī’ye büyük müsamaha göstermiş ve onu kızıyla evlendirmiştir. Irâkī, Bahâeddin’in ölümünden sonra onun diğer müridlerinin düşmanlığından dolayı Mültan’dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Kırmızı elbise giydiği için Lâl Şehbaz Kalender olarak tanınan Mîr Seyyid Osman da Bahâeddin’in kalender meşrepli diğer bir mürididir.

Müridlerine kendi mürşidinin ǾAvârifü’l-maǾârif’ini okutmakla yetinen Bahâeddin Zekeriyyâ’nın günümüze ulaşmayan bir hadis mecmuası ile Abdülhak ed-Dihlevî’nin Ahbârü’l-ahyâr’ında zikredilen Vesâyâ’sından başka telif ettiği bir eser yoktur.

BİBLİYOGRAFYA:

Ahvâl ü Âsar-ı Şeyh Bahâüddin Zekeriyyâyı Mültânî (nşr. Şemîm Mahmûd Zeydî), Tahran 1353 hş.; Fahreddîn-i Irâkī, Külliyyât (nşr. Saîd Nefîsî), Tahran, ts., s. 68-69, 75-77, 89, 114-118; İbn Battûta, er-Rihle (nşr. Kerem el-Bustânî), Beyrut 1964, s. 191, 513; Hâmid b. Fazlullah Derviş Cemâlî, Siyerü’l-Ǿârifîn, Delhi 1311, s. 103-129; Lâmiî, Nefehât Tercümesi, s. 583; Abdülhak ed-Dihlevî, Ahbârü’l-ahyâr, Delhi 1332, s. 26-28; Dârâ Şükûh, Sefînetü’l-evliyâ, Kanpûr 1884, s. 114-115; a.mlf., Sefînetü’l-evliyâ (nşr. Târâ Çend), Tahran 1344 hş., s. 62; Emîr Hasan Siczî, Fevâǿidü’l-fuǿâd, Bülendşehir 1272, s. 236, 247-250; Zebîdî, Ǿİkd, s. 43; Harîrîzâde, Tibyân, II, vr. 151ª; K. Ahmed Nizâmî, Selâtîn-i Dihlî ki Mezheb-i Rüchânât, Delhi 1958, s. 114-116; a.mlf., Some Aspects of Religion and Politics in India during the 13th Century, Aligarh 1961; a.mlf., “Bahāǿ al-Dīn Zakariyyā”, EI² (İng.), I, 912; a.mlf., “Bahâǿü’d-dîn Zekeriyyâ”, UDMİ, V, 94-96; A. Schimmel, Islamic Literatures of India, Wiesbaden 1973, s. 3-4; a.mlf., Mystical Dimensions of Islam, Chapel Hill 1975, s. 352-354; Muhammed İkrâm, Âb-ı Kevser, Lahor 1975, s. 255-261; Athar Abbas Rizvī, A History of Sufism in India, Delhi 1978, I, 128-129, 135, 155, 162, 190-206, 216, 222, 306; Aziz Ahmad, “The Sufi and the Sultan in pre-Muğhal Muslim India”, Isl., sy. 38 (1962), s. 144-145; Ahmed Ateş, “Bahâüddin”, İA, II, 224-225.

Hamid Algar  


BAHÂEDDİN ZÜHEYR

(bk. BAHÂ ZÜHEYR).  


BAHÂÎ MEHMED EFENDİ

(ö. 1064/1654)

Osmanlı şeyhülislâmı ve şairi.

İstanbul’da doğdu, doğum tarihi için kaynaklarda 1595 ve 1601 yılları verilmekte ise de birincisi daha doğru görünmektedir. Baba ve anne tarafından tanınmış bir ilmiye ailesinden gelmektedir. Şeyhülislâm Hoca Sâdeddin Efendi’nin torunu, Kazasker Abdülaziz Efendi’nin oğludur. Anne tarafından ise Ebüssuûdzâde Mustafa Efendi’nin torunudur. Tahsilini babasından ve aile çevresindeki tanınmış hocalardan yaptı. 1617’de babasıyla birlikte Hicaz’a gitti, dönüşte ilmiye mensubu ailelere tanınan imtiyazlardan faydalanarak genç yaşta çeşitli medreselere müderris tayin edildi. Daha sonra kadılık mesleğine geçerek 1631’de Selânik, 1633’te Halep kadısı oldu. Bu sırada Halep Valisi Ahmed Paşa ile araları açıldı. Ahmed Paşa Bahâî Efendi’yi keyif verici maddelere düşkün olmak, bu sebeple de adlî ve kazâî görevlerini aksatmakla suçlayarak padişaha şikâyet etti. Bunun üzerine, bu konuda sıkı bir yasak uygulayan IV. Murad’ın emriyle azledilerek Kıbrıs’a sürüldü. 1636’da İstanbul’a dönmesine izin verildi. Kıbrıs’ta geçirdiği sıkıntılı günlerin hissiyatı orada iken yazdığı şiirlerine de yansımıştır.

Bahâî Efendi 1638’de Şam, 1644’te Edirne, bir yıl sonra da İstanbul kadılığında bulundu. 1646’da Anadolu, ardından da Rumeli kazaskerliğine tayin edildi. Belli sürelerle kaldığı bu görevlerden mâzul olduğu yıllarda çeşitli yerler kendisine arpalık* olarak verildi. 1647’de ikinci defa Rumeli kazaskeri, nihayet Hoca Abdürrahim Efendi’nin azli üzerine 8 Receb 1059’da (18 Temmuz 1649) şeyhülislâm oldu. “Gelmedi dehre Bahâî gibi âlim müftî” mısraıyla şeyhülislâmlığa tayinine tarih düşürülmüştür.

Bu sırada IV. Mehmed henüz çocuk yaşta olduğundan devlet idaresi Vâlide Kösem Sultan ve ocak ağalarının elinde idi. Sert bir mizaca sahip olan Bahâî Efendi’nin ağalara önem vermeyip isteklerine karşı koyması onlarla arasının bozulmasına sebep oldu. Vâlide Sultan’a gönderdiği iki arîzada ağaların ardı arkası kesilmeyen isteklerini kabul edemeyeceğini, bunun için kendisinin görevden affını rica etmiş, ancak Vâlide Sultan bir süre daha sabretmesini istemiştir (Naîmâ, V, 68). Fakat bu sırada meydana gelen İzmir konsolosunun yargılanması meselesi azline sebep oldu.

Bahâî Efendi’nin şahsiyetini tanıma ve devletin içinde bulunduğu karışıklığı anlama bakımından önemli olan bu hadise şöyle gelişmiştir: Bir İngiliz tüccar İzmir kadısı Hâşimîzâde’ye başvurarak İzmir’deki İngiliz konsolosunu bir alacak yüzünden mahkemeye vermek istemiş, kadı da konsolosu yargılamak isteyince konsolos ahidnâme* gereğince mahkemenin ancak değeri iki yükten aşağı davalara bakmaya yetkili olduğunu, dolayısıyla bu davaya bakamayacağını kadıya sert bir dille ifade ederek çıkıp gitmiştir. Bu durumu devlete hakaret sayan Hâşimîzâde konsolosun davranışını, devlet aleyhine bazı faaliyetlerini ve bu arada devletin savaş halinde olduğu Venedik gemilerine gizlice zahire sağladığını bir i‘lâmla şeyhülislâma bildirir. Bahâî Efendi, Sadrazam Melek Ahmed Paşa’ya kadının i‘lâmını göndererek İngiliz elçisi Sir Thomas Bendis’in uyarılmasını ve konsolosun azledilmesini ister. Sadrazam, muhtemelen çeşitli konularda anlaşamadığı ve sertliğinden şikâyetçi olduğu Bahâî Efendi’yi yıpratmak için işlerinin çokluğunu ileri sürerek bu davaya kendisinin bakmasını bildirir. Bunun üzerine Bahâî Efendi elçiyi çağırıp ona İzmir konsolosunun hatalarını bildirir ve görevden alınmasını ister. Elçi sert bir tavırla İngiliz kralının tayin ettiği bir kimseyi görevden alamayacağını söyleyince Bahâî Efendi İngiltere’nin antlaşmalara



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir