TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - AYNÎ, Ayıntablı ::.

cilt: 04; sayfa: 271
[AYNÎ, Ayıntablı - İsmail Ünver]


çözük, ihmalci bir üslûp ve ilhamla birleştirmiş, kaside ve tarih manzumelerinde devrindeki yeniliklerin yankıları önemli yer tutan bir şairdir. Matbu divanında da yer alan işretnâme veya sohbetnâme denilebilecek bir mesnevisinde, bizde Batı sazlarından ilk defa bahseden bölümlerle kıyafet değişikliğini söz konusu ederek bunun en çarpıcı görünümü olan fes hakkındaki hicviyeleri, bu tür özellikler taşıyan eserleri arasındadır. Türk edebiyatında manzum tarih düşürmede Sürûrî’den sonra en başarılı şair kabul edilen Aynî’nin divanının yarısına yakın kısmı tarih manzumelerine ayrılmıştır. Ayrıca başta Târîh-i Atâ olmak üzere Lutfî ve Cevdet Paşa tarihlerinde de onun çeşitli vesilelerle düşürdüğü birçok tarih bulunmaktadır. Nef‘î ve Nâbî’den de etkilenen Aynî’nin diğer şiirleri tarih manzumeleri kadar başarılı değildir. Bunlardan başka XVIII ve XIX. yüzyıl şairlerinden Nedîm, Sâmî, Selâm Tâhir, Bağdatlı Esad, Vak‘anüvis Pertev, Fıtnat Hanım, Hâlet Efendi ve İzzet Molla’ya nazîreleri vardır. İzzet Molla onu çok takdir etmiş, hatta onunla müşterek gazeller söylemiştir.

Eserleri. 1. Divan. Oldukça hacimli olan divanı Dîvân-ı Belâgat-unvân-ı Aynî adıyla basılmıştır (İstanbul 1258). Müzehhep bir yazma nüshası ise Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (Hüsrev Paşa, nr. 577). Divanın baş tarafında mesnevi şeklinde yazılmış olan iki manzume dikkat çekicidir. Bunlardan biri içki ve işret meclisi üzerine, öbürü de Arap, Fars ve Osmanlı şairleri hakkındadır. III. Selim’in katli dolayısıyla terciibend şeklinde yazdığı mersiye, dönemine göre bu nevin başarılı örneklerinden sayılır. Başta III. Selim ve II. Mahmud olmak üzere devrin diğer ileri gelenlerine yazdığı kasideler, Fevziye Abdullah’ın ileri sürdüğü gibi onun dalkavukluğunu göstermez. Divanda Farsça şiirleri de vardır. 2. Sâkīnâme. Divanıyla birlikte basılan ve içinde yer yer değişik nazım şekilleri kullanılmakla beraber aruzun “mefâîlün mefâîlün feûlün” kalıbıyla yazılmış olan 1500 beyitlik bir mesnevidir. Eserin başında devrin tanınmış bazı şairlerinin takrizleri vardır. 3. Dürrü’n-nizâm. Nazmü’l-cevâhir’in ilk şeklidir. Eserin adı, yazılış tarihi olan 1226’yı (1811) göstermektedir. Esas sözlük kısmı “fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün” vezniyle yazılmış mesnevi tarzındaki bu lugat, yirmisi kitabın tertibini anlatan “100 iltizâmat” üzere yazılmıştır. 1300 beyit olan eserde Arapça, Farsça ve Türkçe 10.000 kadar kelime mevcuttur. Her kıtanın ilk beytinde esmâ-i hüsnâdan biri ve bir peygamber adı zikredilir. Eser her biri yirmi sayfalık beş cüzden meydana gelir. İlk defa Ö. Asım Aksoy tarafından bulunarak ilim âlemine tanıtılmış olan eserin bir nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir (TY, nr. 5493). 4. Nazmü’l-cevâhir. Aynî’nin 1820’de tamamladığı bu eser de mesnevi tarzında ve aruzun “fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbıyla yazılmış 1300 beyitlik manzum bir sözlüktür. Her mısrada Arapça, Farsça ve Türkçe eş anlamlı kelimelerin sıralandığı bu lugat iki defa basılmıştır (İstanbul 1241, 1250). 5. Nusretnâme. Aynî’nin yeniçeriliğin kaldırılmasıyla ilgili olarak mesnevi şeklinde ve aruzun “fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbıyla kaleme aldığı bir eserdir. Ârif Hikmet bu eserin 1000 beyit olduğunu kaydetmişse de S. N. Ergun’un bildirdiğine göre Millet Kütüphanesi’nde (Ali Emîrî, nr. 1331) bulunan bir nüsha 431 beyittir. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde de bir nüshası vardır (TY, nr. 6125).

BİBLİYOGRAFYA:

Esad Efendi, Bağçe-i Safâ-endûz, İÜ Ktp., TY, nr. 2095, vr. 54ª-b; Şeyhülislâm Ârif Hikmet Bey, Tezkire, Millet Ktp., Ali Emîrî, T, nr. 789, vr. 50ª-b; Fatin, Tezkire, s. 309; Cevdet, Târih, V, 260; VI, 291; VII, 95, 219; Lutfî, Târih, V, 27, 42; Sicill-i Osmânî, III, 613; Kāmûsü’l-a‘lâm, IV, 3233; Osmanlı Müellifleri, II, 322; Ergun, Türk Şairleri, II, 602-607; Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, s. 589-590; Tanpınar, Türk Edebiyatı Tarihi, s. 92-93; Özege, Katalog, I, 286; III, 1309; Fevziye Abdullah, “Aynî”, İA, II, 73-74; Ömer Asım Aksoy, Hasan Aynî ve Nazmü’l-cevahir, Gaziantep 1959; a.mlf., “Dürrü’n-nizâm ve Nazmü’l-cevâhir”, TDAY Belleten (1960), s. 144-171.

İsmail Ünver  


AYNÎ, Bedreddin

بدر الدين العيني

Ebû Muhammed (Ebü’s-Senâ) Bedrüddîn Mahmûd b. Ahmed b. Mûsâ b. Ahmed el-Aynî (ö. 855/1451)

Türk asıllı Hanefî fakihi, tarihçi, hadis ve dil âlimi.

Aynî’nin büyük dedesi Ahmed XIV. yüzyılın başlarında Ankara’dan göçerek Halep’e yerleşmiş, babası orada doğmuştur. Aynî ise ailesinin daha sonra yerleştiği Ayıntab’da (Gaziantep) 17 (veya 26) Ramazan 762 (21 Temmuz 1361) tarihinde doğdu. Bir ulemâ ailesine mensup olan Aynî ilk tahsilini memleketinde yaptı. Ayıntab kadısı olan babasından fıkıh okudu ve bir süre onun yerine kadılık yaptı. 1382’de babasının vefatından sonra Ayıntab’dan ayrılarak Besni, Kâhta ve Malatya’da tahsiline devam etti. Halep’te Cemâl el-Malatî ve Kudüs’te Alâ es-Sîrâmî’den ders aldı. Daha sonra da bu hocasıyla birlikte Kahire’ye gitti ve hocası tarafından Berkūkıyye Tekkesi’ne yerleştirildi. Sîrâmî’nin vefatına kadar bu tekkede kalan ve bazı görevleri yürüten Aynî’nin bu münasebetle tasavvufla olan ilgisinden söz edilir. Kahire’de Sirâceddin el-Bulkīnî, Zeynüddin el-Irâkī, Nûreddin el-Heysemî ve Ebü’l-Feth el-Askalânî gibi devrin önde gelen âlimleri başta olmak üzere birçok hocadan ders aldı.

Daha sonra Kahire’ye yerleşen Aynî, ilmî sahada adını duyurmaya başladı ve yöneticiler nezdinde itibar kazanarak muhtelif resmî görevlere getirildi. İlk olarak 801 (1398-99) yılında el-Melikü’z-Zâhir Berkuk tarafından tarihçi Makrîzî’nin yerine Kahire muhtesib*liğine tayin edildi. Bu görevinden birkaç defa alınan ve tekrar tayin edilen Aynî 803’te (1400-1401) el-Melikü’n-Nâsır Ferec tarafından daha çok Memlük sultanlarının kurmuş olduğu vakıfların idaresiyle görevli bir kurum olan nâzirü’l-ahbâslığa (evkaf nâzırlığı) getirildi. Bu arada Mahmûdiyye Medresesi’nde fıkıh okutmaya başladı. Sultan el-Melikü’l-Müeyyed tahta geçtiğinde (1412) gözden düşerek evkaf nâzırlığından alındı ise de bir süre sonra tekrar bu göreve getirildi. 1416 yılında yine muhtesibliğe tayin edildi. el-Melikü’l-Müeyyed ile Kudüs Seferi’ne katılan ve onun nezdindeki mevkiini daha da güçlendiren Aynî, sultan tarafından 1420’de Konya’ya Karamanoğlu Ali Bey’e elçi olarak gönderildi. Aynî’nin Müeyyediyye