TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ATMEYDANI ::.

cilt: 04; sayfa: 83
[ATMEYDANI - Tanju Cantay]


bir tunç heykel grubunu Atmeydanı’nda kendi sarayının önüne diktirmiş, fakat halkın tepki göstermesi üzerine bunlar kaldırılmıştır. Hünernâme’nin II. cildindeki bir minyatürde (TSMK, Hazine, nr. 1524) bu heykeller açıkça görülebilmektedir.

Kanûnî’nin şehzadeleri Mustafa, Mehmed ve Selim’in 1530 yılında yapılan sünnet düğünü sırasındaki şölenler, kâsebaz-hokkabaz oyunları, at yarışları ve gece yapılan ateş oyunları ile geçmiş, padişah, İbrâhim Paşa Sarayı divanhanesi şahnişininden halka altın ve gümüş paralar atmıştır. Fransa ile ilk kapitülasyon anlaşması da 1536 yılında, İbrâhim Paşa’nın idam edilmesinden kısa bir süre önce, Fransız elçisi La Forêt ile İbrâhim Paşa tarafından bu sarayda imzalanmıştır. İbrâhim Paşa’nın idamından sonra bir bölümü XVII. yüzyıl ortalarına kadar İç Oğlanları Ocağı olarak kullanılan ve Atmeydanı Sarayı diye de anılan İbrâhim Paşa Sarayı, II. Selim döneminde Zal Mahmud Paşa’ya, III. Murad döneminde Bosnalı İbrâhim Paşa’ya, daha sonra da Yemişçi Hasan Paşa’ya verilmiş, bugün ise restore edilerek Türk ve İslâm Eserleri Müzesi haline getirilmiştir.

Kanûnî’nin diğer şehzadesi Bayezid’in sünnet düğünü (1539) ile Osmanlı sarayının en muhteşem düğünü olduğu bilinen III. Murad’ın şehzadesi Mehmed’in sünnet düğünü (1582) yine Atmeydanı’nda yapılmıştır. Şehzade Mehmed’in sünnet düğünü elli iki gün elli iki gece sürmüş, eğlenceler bilhassa esnaf alayları ile dikkat çekici hale getirilmiştir. İbrâhim Paşa Sarayı’nın mimari özelliklerini de gösteren müellifi ve musavviri bilinmeyen ve daha çok III. Murad Surnâmesi adıyla meşhur Surnâme’de (TSMK, Hazine, nr. 1344) minyatürlerinin canlı biçimde tasvir ettiği, küçük tekerlekli dükkânlarda işlerini yapan esnaf ve yürüyen bir hamamda müşterilerini yıkayan tellâklar gibi günlük hayattan alınmış sahneler, bu düğün münasebetiyle o devrin esnafı hakkında değerli bilgiler vermektedir.

XVII. yüzyılda Marquis de Nointel, IV. Mehmed’in Atmeydanı’nda kurulan bir buçuk yılda hazırlanmış otağını gördüğünü; Silâhtar Mehmed Ağa, 1660 yılında çıkan yangında halkın civar mahallelerden gelerek Atmeydanı’na yığıldığını, sıkışıklıktan “boyun döndürmeye, nefes almaya” imkân olmadığını, alanı dolduran kalabalığın “mahşer günü”ne örnek teşkil ettiğini; XVIII. yüzyılda Poujoulat Atmeydanı’nda cirit oynandığını; 1782 yılında İstanbul’a gelen Comte de Ferrierès-Sauveboeuf, İbrâhim Paşa Sarayı’nı oldukça kötü bir durumda gördüğünü, alanın çevresinin yangınlarla genişlemiş olduğunu, burada bazı günler cirit yarışlarının yapıldığını, bazı günler de bir at pazarının kurulduğunu; Cevdet Paşa ise 1777 yılında Hindistan’dan gelen bir filin Atmeydanı’nda halka gösterildiğini yazmaktadırlar.

1863 yılında ilk genel sergi, XIX. yüzyılda Sultanahmet Meydanı adıyla anılan Atmeydanı’nda açılmış, Abdülaziz döneminde Zaptiye Nâzırı Hüsnü Paşa alanı bir park olarak düzenlemiştir. 1919 yılında, İzmir’in işgali üzerine yapılan açık hava toplantısı ise burayı millî mukavemetin hareket noktalarından biri olarak tarihe geçirmiştir.

XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başlarında inşa edilen yapılar, bu tarihî meydana bugünkü görünümünü vermişlerdir. İbrâhim Paşa Sarayı’nın yanına inşa edilen Defter-i Hâkanî Nezâreti, güney uçta yer alan imaret ve dârüşşifanın yerine yapılan Mekteb-i Sanâyi, 1901 yılında yapılan Alman Çeşmesi eski Atmeydanı’na yeni katılan yapılardır. Mekteb-i Sanâyi’nin bir bölümüne yerleşen ticaret mektebi, halen Marmara Üniversitesi rektörlük binası olarak kullanılmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA:

Matrakçı Nasuh, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn (nşr. Hüseyin G. Yurdaydın), Ankara 1976, vr. 8b; Konyalı, İstanbul Sarayları, s. 127; Nurhan Atasoy, İbrahim Paşa Sarayı, İstanbul 1972, s. 12-14; Metin And, Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları, Ankara 1982, s. 35-36.

Tanju Cantay  


ATOM

(bk. CEVHER).  


ATPAZARÎ OSMAN FAZLI

(ö. 1102/1691)

Âlim, mutasavvıf; İsmâil Hakkı Bursevî’nin şeyhi.

1041’de (1632) Şumnu’da doğdu. İlk bilgilerini babası Fethullah Efendi’den aldı. Ailesi ve hayatının ilk on yedi yılı hakkında yeterli bilgi yoktur. Daha sonraki yıllarını müridi ve halifesi İsmâil Hakkı Bursevî’nin eserlerinden tesbit etmek mümkündür. İlk tahsilini Şumnu’da tamamladıktan sonra Edirne’ye giderek Aziz Mahmud Hüdâyî’nin halifesi Saçlı İbrâhim Efendi’ye intisap etti. Burada sıkı bir riyazet hayatı yaşayan Osman Fazlı, şeyhinin kendisine kızını vermek istediğini anlayınca artık feyiz alamayacağını düşünerek Celvetiyye’nin Üsküdar’daki merkez tekkesine gitti. Yaşlı bir derviş ona, tekkenin şeyhi ve Hüdâyî’nin kızından torunu olan Şeyh Mesud’un meczup olduğunu, irşada yetkili olmadığını, bu konuda Zâkirzâde Şeyh Abdullah’ın kendisine daha faydalı olacağını söyledi. Osman Fazlı, Zeyrek Camii’nin