TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ARPALIK ::.

cilt: 03; sayfa: 393
[ARPALIK - Cahit Baltacı]


seyfiye ricâline de aynı şekilde arpalık verildiğine dair kayda rastlanmamaktadır. Nitekim görevden ayrılan veya emekli olan bir vezire herhangi bir sancak iktâ* suretiyle, ümerâya da ocaklık* yoluyla tevcih edilmekteydi. Ayrıca Selânikî, XVI. yüzyılın ikinci yarısında kaptanpaşa ve beylerbeyi gibi seyfiyeye tevcihler ve ihsanlar yapıldığını belirtirken bunlar için arpalık tabirini kullanmamış, ancak ilmiyeden Atâullah Efendi’ye 150 akçe yevmiye ve 70 akçe arpalık verildiğini kaydetmiştir.

Osmanlılar’da arpalığın miktarı zamanla değişmiştir. XVI. yüzyılda Atâullah Efendi arpalığından günde 70 akçe alırken d’Ohsson kendi zamanında (XVIII. yüzyıl) en küçük arpalığın sahibine ayda 130 akçe, en yükseğinin de ayda 2500 akçe temin ettiğini zikretmektedir. Gelibolulu Âlî yeniçeri ağasının ulûfesine 58.000 akçe “munzam arpalık”, rikāb*-ı hümâyun bölük ağalarına da “muayyen bir zeâmet miktarı arpalıklar” verildiğini kaydetmekte, 70.000 akçe arpalık zeâmetin ise ancak şeyhülislâma, kazaskerlere ve ulemânın büyüklerine mahsus olduğunu belirtmektedir. Nitekim Hoca Sâdeddin Efendi de Kanûnî’nin kendisine 50.000 akçe arpalık verdiğini kaydettiği gibi, Amasya müftüsü Seyyid İbrâhim’e “huddâm ve dervişlerine” sarfetmek için arpalık ayrıldığını bildirmektedir. XVII. yüzyıldan itibaren seyfiye mensuplarına çeşitli şekillerde arpalık tahsisi yapılmakta idi. Bu yüzyılda, bir veya birkaç sancağı ihtiva eden arpalıklar yüksek dereceli idarecilere ve vezirlere azil veya emekli edildikleri, savaşta ve asayişi teminde yararlık gösterdikleri, bir yerin ya da kalenin muhafaza ve tamiriyle görevlendirildikleri zamanlarda değişik şekillerde ve çeşitli vesilelerle verilmekteydi. Bir beylerbeyinin kendisi ve oğlu için birer sancağı arpalık olarak istediği, arpalık suretiyle bir sancağa mutasarrıf olan bir vezirin has*larının kaldırılmasına karşılık kendisine diğer bir sancağın verildiği ve “bervech-i arpalık” iki sancak beyinin becayiş edildiği de olurdu. Yine bu yüzyılda Kırım hanlarına savaşlarda gösterdikleri yararlığa karşılık külliyetli miktarda cep harçlığı yanında ayrıca Rumeli’de “bervech-i arpalık” sancak da tahsis edilirdi.

Zamanla değişmiş olduğu için Osmanlılar’da arpalık olarak tahsis edilen yerlerin kesin sayısını vermek mümkün değildir. d’Ohsson, XVIII. yüzyıl sonlarında ilmiye mensuplarına altmış kazanın arpalık olarak ayrıldığını kaydetmektedir. Bu yüzyılda arpalığın nizam ve teamüle aykırı olarak dağıtılması sebebiyle merkez ve taşrada bulunan yüksek dereceli idarecilere ve devlet memurlarına maaş tayin edilerek arpalık usulü kaldırıldı, bundan böyle arpalık sadece ilmiye mensuplarına hasredildi.

Kendilerine arpalık verilen ulemâ genellikle arpalıklarının bulunduğu yere gitmez, oradaki işlere kendi adına bir arpalık nâibi bakardı. Ancak bazı dönemlerde ulemâ bizzat arpalıklarına gitmeye mecbur edilmiştir. Ayrıca kendi arzusuyla arpalığına gidip orada ikamet edenler de vardı. Bunlar gittikleri yerlerde halkın adlî, hukukî davalarına da bakarlardı. Ulemâya hasredilen arpalığın dağıtım ve kullanımı nizamının zamanla bozulması üzerine III. Selim döneminde çıkarılan bir fermanla arpalık usulü ıslah edilmeye çalışılmıştır. Bu arada ilmiye mensuplarının bizzat arpalık mahalline gitmesi, hasta ve ihtiyar olanların arpalıklarının iltizâm*a verilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca ardından ilmiye mensuplarına “arpalık maaşı”, “tarik maaşı” ve “rütbe maaşı” adıyla maaş verilmeye başlanmıştır. İstanbul ruûs*u verilen ulemâ çocuklarına da “ruûs maaşı” adıyla belli bir para ayrılmıştır. Bir ilmiye tekaüt sandığı kurularak ilmiyeden emekli olanlara ve onların ölümlerinden sonra çocuklarına bir miktar maaş bağlanmıştır. Meşrutiyet döneminde ise tarik maaşı kaldırılarak ilmiye mensuplarına da diğer memurlar gibi maaş verilmiştir. Memuriyeti ve mâzuliyeti bulunmayan ulemâya ise “müstahikkīn-i ilmiyye maaşı” adıyla bir miktar maaş tahsis edilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

BA, MD, II, 42; BA, Ali Emîrî-Ahmed I, nr. 332, 856; Mecdî, Şakāik Tercümesi, s. 215, 323, 326; Âlî, Künhü’l-ahbâr, İÜ Ktp., TY, nr. 2290/32, vr. 91ª-b; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, İstanbul 1280, II, 564; Selânikî, Târih, s. 77; Peçevî, Târih, I, 28, 43; Koçi Bey, Risâle (nşr. Ali Kemâlî Aksüt), İstanbul 1939, s. 47; d’Ohsson, Tableau général, IV, 491; Halim Giray, Gülbün-i Hânân, İstanbul 1287, s. 31; Cevdet, Târih, IV, 292; Mustafa Nûri Paşa, Netâyicü’l-vukūǾât (nşr. Neşet Çağatay), Ankara 1979, I, 279; III, 87; Ahmed Refik, Hicrî Onbirinci Asırda İstanbul Hayatı, İstanbul 1930, s. 13; Abdülhay el-Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye, I, 264; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, s. 118-120; M. Emîn Sâlih, en-Nüzumü’l-iktisâdiyye fî Mısr ve’ş-Şâm, Kahire 1971, s. 165; İbnülemin Mahmud Kemâl, “Arpalık”, TTEM, sy. 17 (94) (1926), s. 276-283; M. Tayyib Gökbilgin, “Arpalik”, İA, I, 592-595; R. Mantran, “Arpalik”, EI² (İng.), I, 658.

Cahit Baltacı  


ARRÂDE

(bk. MANCINIK)  


ARRÂF

العرّاف

Olaylar arasındaki benzerlik ve ilişkileri tesbit ederek geçmiş ve daha çok gelecek hakkında tahminde bulunan kişi.

“Bir şeyi bildirmek” anlamındaki ırf veya urf kökünden türeyen arrâf, kaynaklarda biri yukarıdaki ıstılahî mânada, diğeri de “kâhin” mânasında olmak üzere iki türlü kullanılmıştır. Arrâf hakkında verilen bilgiler onun kâhinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre arrâf, olaylar arasındaki herkesin farkedemeyeceği şekilde gizli ve karmaşık olan benzerlik ve münasebetleri doğuştan sahip olduğu bir kabiliyetle hissedebileceği gibi, kazandığı tecrübelerle de istikbale dair bazı olaylar hakkında önceden tahminlerde bulunabilir. Sıradan insanlardan farklı bir zekâ ve idrak üstünlüğüne sahip olduğu kabul edilen (İbn Haldun, s. 97) arrâf bu gücünü yöneldiği konuya teksif eder ve olaylar arasındaki bağlantıyı, mevcut olayların gelecekte doğuracağı sonuçlan, aynı sebebe bağlı olmakla beraber farkedi-lemeyecek derecede karmaşık bir mahiyet arzeden benzer hadiseleri bulmaya çalışır. Arrâfın gerek yaratılıştan sahip olduğu kabiliyet, gerekse tecrübe birikimi sayesinde geleceğe dair verdiği haberler zaman zaman doğru çıkmakla birlikte her söylediğinin gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü bu haberler kesin bilgi vasıtalarının değil, bazı zan ve tahminlerin ürünüdür. Geçmişe ait olmak üzere verdiği haberler ise daha çok bu konuda soru soranın fizyolojik ve psikolojik durumundan elde ettiği bazı ipuçlarına dayanır. Arrâfın muhatabının vücut hareketlerine, tutum ve davranışlarına, ilk söylediği kelimelere dikkat ederek kaybolan eşyayı, yitik develeri bulduğu, hırsızları ve katilleri teşhis ettiği rivayet edilir. Câhiliye döneminde Araplar yeni doğan çocuklarını gelecekleri hakkında bilgi almak üzere arrâflara götürürlerdi. Daha çok panayırlarda mesleklerini icra eden arrâflar çocukların vücut yapılarına, özellikle fizyonomilerine bakarak istikballeriyle ilgili bazı tahminler yürütürlerdi. Yemâmeli Rebâh b. Kühle (رباح بن كحلة),



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir