TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ANADOLU BEYLİKLERİ ::.

cilt: 03; sayfa: 143
[ANADOLU BEYLİKLERİ - Selçuk Mülâyim]


ve ana eksendeki büyük eyvanla Selçuklu üslûbunu ana çizgileriyle devam ettirir. Hamîdoğulları’na ait Eğridir’deki Dündar Bey Medresesi (1302) bu özellikleri yansıtan bir örnektir. Yine Selçuklu döneminden beri kullanılan kapalı avlulu medreseler Beylikler devrinde de varlığını sürdürür. Germiyanoğulları’ndan kalma Kütahya’daki Vâcidiye Medresesi’nin (1308) merkezî avlusu büyük bir kubbeyle örtülü örnektir. Bu yapının bir rasathane olabileceği ihtimali üzerinde duranlar vardır. Diğer bazı medreselerin ise bîmarhane veya şifahane olarak kullanılmış olması bu devir için de söz konusudur.

Selçuklu kümbet mimarisi genel özellikleri ile Beylikler devrinde de devam etmiş, ancak bu alanda bazı değişik uygulamalar da yapılmıştır. İlhanlılar döneminde inşa edilen Kemah Tugay Hatun Kümbeti ve Kayseri Sırçalı Kümbet, XIV. yüzyılda silindir gövdeli, kesme taş mimari geleneğini devam ettirmektedirler. Hasankeyf’te Akkoyunlular’dan Zeynel Bey adına inşa edilen türbe, dönemin Anadolu mezar anıtlarına göre oldukça farklı bir uygulamadır. XV. yüzyılın ikinci yarısına ait olan eserin silindirik gövdesi bütünüyle tuğla kaplama olup kubbesi Asya’daki Timurlu mimari eserlerini hatırlatmaktadır. Yine silindir planlı olmakla birlikte sütunlu bir galeriyle çevrili olan Ahlat’ta Emîr Bayındır Kümbeti 890 (1491), bölgedeki yerli geleneklerin etkisiyle şekillenmiş gibidir. Altıgen, sekizgen ve dörtgen planlı bilinen formlara ek olarak duvar yerine dört ayağa oturan dört büyük kemerle çevrili türbe mekânı Beylikler devrinin bir yeniliği şeklinde görünmektedir.

Beylikler devri çini tezyinatı Selçuklular’ın bir devamı şeklinde Aydınoğulları tarafından sürdürülmüştür. Birgi Ulucamii’nin (1312) mozaik çini mihrabı bu geleneğin en muhteşem örneğini teşkil eder. Aydınoğulları ve Karamanlı eserleri dışında çini sanatı bir durgunluk devresine girmiştir. XIV. yüzyılda üslûplaşmış hayvan figürlerinin halı sanatını canlandırdığı görülür. Avrupalı ressamların tablolarında yer alan örneklerde kuşlar ve ejderler ikili kompozisyonlar halindedir. XIII. yüzyıldan XIV. yüzyılın başlarına kadar süren İlhanlı hâkimiyetinde Uygur ressamları minyatürde parlak bir devre açmışlardır. Bu minyatürlerde renkten çok çizginin hâkimiyeti görülür. Hat sanatında ise Yâkut’un koyduğu esaslarda Osmanlılar’a kadar büyük bir değişiklik olmamıştır.

Beylikler devri sanatı özellikle mimaride plan şemalarındaki çeşitlilik bakımından bir geçiş devresi olmakla birlikte, Selçuklular’da görülmeyen bir yenilik olarak merkezî plana hazırlık yapan örneklerle önemli bir gelişme, aşamasını temsil etmektedir. Bundan sonraki gelişme, Batı Anadolu’da Bizans’a komşu, siyasî ve askerî bakımdan en zor durumda olan Osmanoğulları’nın elinde filizlenmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Uzunçarşılı, Kitâbeler I, İstanbul 1346/1927; a.mlf., Anadolu Türk Tarihi Tedkikatından Sivas Şehri, İstanbul 1346/1928; a.mlf., Anadolu Beylikleri, tür.yer.; a.mlf., Kitâbeler II, İstanbul 1348/1929; M. Şakir, Sinop’ta Candaroğulları Zamanına Ait Eserler, İstanbul 1934; P. Wittek, Das Fürstentum Mentesche, İstanbul 1934; a.e., Menteşe Beyliği (trc. O. Şaik Gökyay), Ankara 1944; Himmet Akın, Aydınoğulları Tarihi Üzerine Bir Araştırma, Ankara 1946; E. Diez # v.dğr., Karaman Devri Sanatı, İstanbul 1950; Ali Kızıltan, Anadolu Beyliklerinde Cami ve Mescitler, İstanbul 1958; Oktay Aslanapa, Yüzyıllar Boyunca Türk Sanatı (XIV. Yüzyıl), İstanbul 1977; a.mlf., “Doğu Anadolu’daki Karakoyunlu Kümbetleri”, Yıllık Araştırmalar Dergisi, I, Ankara 1956, s. 105-114; Oluş Arık, “Turkish Architecture in Asia Minor in the Period of the Turkish Emirates”, Turkish Art and Architecture, Fribourg 1980, s. 111-136; Hafız Kadri, “Menteşe Beyliği Âsâr-ı Kadîmesi”, TOEM, XXV (1914), s. 57-60; Suut Kemal Yetkin, “Beylikler Devri Mimarisinin Klasik Osmanlı Sanatını Hazırlayışı”, AÜİFD, III-IV (1955), s. 39-43; Mehlika Arel, “Mut’taki Karamanoğulları Devri Eserleri”, VD, V (1962), s. 241-250; Semavi Eyice, “Zaviyeler ve Zaviyeli Camiler”, İFM, XXIII/1-2 (1962-63), s. 1-80; A. Arel, “Menteşe Beyliği Devrinde Peçin Şehri”, Anadolu Sanatı Araştırmaları, I, İstanbul 1978, s. 69-98; Ahmet Kuran, “Karamanlı Medreseleri”, VD, VIII (1969), s. 209-223.

Selçuk Mülâyim  


ANADOLU EYALETİ

Osmanlı Devleti’nde XIV. yüzyıl sonlarında kurulan önemli bir eyalet.

Rumeli eyaletinin teşekkülünden sonra, 1393’te I. Bayezid’in Kara Timurtaş Paşa’yı Ankara’ya Anadolu beylerbeyi olarak tayin etmesiyle kurulmuştur. Eyalet merkezi önceleri Ankara iken Fâtih Sultan Mehmed zamanında Menteşe Beyliği’nin Osmanlı hâkimiyetine alınmasından sonra 1451’de Kütahya’ya nakledilmiş, beylerbeyiliği ise İshak Paşa’ya verilmiştir. Kanûnî Sultan Süleyman’ın şehzadeleri Bayezid ve Selim’in Kütahya’yı idare ettikleri 1550-1558 ve 1562-1566 yıllarında eyalet merkezi tekrar Ankara’ya nakledilmiş, ancak 1566’dan 1893 yılına kadar Kütahya yeniden merkez olmuştur.

Anadolu eyaleti, her birinin başında devlet tarafından tayin edilmiş birer idarecinin bulunduğu sancak veya livâ adı verilen idare bölgelerine ayrılmıştır. Eyaletin kesin olarak hangi sancaklardan meydana geldiğine dair arşiv kayıtları XV. yüzyıla kadar inmektedir. Nitekim II. Bayezid devrinde yapılan tahrir*lerin genel sonuçlarını gösteren bir icmal defterinde (BA, MAD, nr. 152) Anadolu eyaletinin on yedi sancaktan meydana geldiği tesbit edilebilmektedir. Bunlar Kütahya, Saruhan (Manisa), Hüdâvendigâr (Bursa), Aydın, Menteşe (Muğla), Bolu, Hamîd (Isparta), Ankara, Kangırı (Çankırı), Kastamonu, Karahisâr-ı Sâhib (Afyon), Kocaeli, Biga, Karesi (Balıkesir), Sultanönü (Eskişehir), Alâiyye (Alanya) ve Teke (Antalya) sancaklarıdır. Bu taksimat XVI. yüzyıl sonlarına kadar devam etmiştir. Nitekim Kanûnî devri başlarında yapılan tahrirlerin sonuçlarını gösteren Anadolu eyaleti icmal defteri (BA, TD, nr. 438; nr. 166) ile bazı teşkilât defterlerinde (TSMA, D 5246; D 8303; D 10057) beylerbeyiliğin on yedi sancaktan meydana geldiği görülmektedir. Aynı şekilde Celâlzâde Mustafa Çelebi de XVI. yüzyıl ortalarında buranın on yedi sancaktan ibaret olduğunu belirtmektedir (bk. Tabakatü’l-memâlik, vr. 11b-12ª). Ancak XVI. yüzyıl sonlarına doğru eyaletin üç sancağı başka yerlere bağlanmıştır. Alâiyye sancağı yeni kurulan Kıbrıs eyaletine, Biga ve Kocaeli sancakları ayrı ayrı zamanlarda Kaptanpaşa eyaletine (Cezâyir-i Bahr-i Sefîd) bağlanmış, böylece sancak sayısı on dörde düşmüştür. Ayrıca



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir