TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm Ansiklopedisine başka bir sayfadan ulaştınız. Orijinal sayfaya ulaşmak için tıklayınız

Yeni elektronik ansiklopedi sitemizi denemek ister misiniz?


 .:: TDV İslâm Ansiklopedisi - ALİ AŞKÎ BEY ::.

cilt: 02; sayfa: 382
[ALİ AŞKÎ BEY - Nuri Özcan]


rahat bir hayat yaşadı. Edebiyat ve mûsiki çevrelerinde bulunarak kendisini yetiştirdi. Mûsikideki hocası, bestekâr Zekâi Dede’dir. Kırk yaşlarında, tahminen 1878-1882 yılları arasında Lüleburgaz’da vefat etti.

Ali Aşkî Bey, Türkçe ve Arapça manzumeleri ile edebiyatta da kabiliyetini göstermiş, ancak şiirlerinin toplandığı bir divana bugüne kadar rastlanmamıştır. Mevleviyye tarikatı müntesibi olup asıl şöhretini dinî besteleri ile yapmıştır. Bunlardan hüseynî-aşiran Mevlevî âyini unutulmuş, nikriz âyini ise ölümü ile yarıda kalmıştır. S. Nüzhet Ergun Türk Musikisi Antolojisi’nde onun on dört eserinin güftesini vermiştir. Yılmaz Öztuna ise zamanımıza on beş ilâhisinin ulaştığını bildirmektedir.

BİBLİYOGRAFYA:

Türk Mûsikîsi Klasiklerinden İlâhîler (İstanbul Konservatuarı neşriyatı), İstanbul 1933, II, 109; Ergun, Antoloji, II, 406, 463-464, 613-617; Şengel, İlâhîler, II, 36-37, 77; III, 128; IV, 61, 98-99; Töre, İlâhîler, VI, 8; R. Ekrem Koçu, “Ali Aşki Bey”, İst.A, II, 624-625; Öztuna, TMA, I, 77.

Nuri Özcan  


ALİ ATVEL

(bk. KARABAŞ VELÎ)  


ALİ AZİZ EFENDİ

(bk. AZİZ ALİ EFENDİ)  


ALİ b. BÂLÎ

(bk. ALİ ÇELEBİ, Hısım)  


ALİ BÂŞ HANBE

عبي باش حنبه

(ö. 1918)

Tunus kurtuluş hareketinin öncülerinden biri.

Türk asıllı bir ailedendir. Tunus’ta Zeytûne Üniversitesi’nde öğrenim gördükten sonra Paris’te hukuk tahsilini tamamladı ve avukat olarak yurduna döndü. Tunus’ta Fransız hâkimiyetine karşı halkın uyandırılması için, Jöntürkler’den ilham alarak 1906’da Tunusü’l-fetât (Genç Tunus) hareketini başlattı. Fransız emperyalizmine karşı mücadele hareketinin öncüsü olan Ali Bâş Hanbe, bu gayesini gerçekleştirebilmek için arkadaşları ile birlikte Le Tunisien adıyla haftalık bir gazete çıkardı (1907). 1909’da Arapça olarak da çıkmaya başlayan bu gazete ile Tunuslular’ın meşrû haklarını savunmayı ve hür fikirleri yaymayı gaye edindi; böylece Kuzey Afrika’yı birleştirmeye çalıştı. 1911’de İtalyanlar’ın Trablusgarp’ı işgallerine karşı Tunuslular’ı mücadeleye sevkettiğinden Fransızlar tarafından tutuklandı ve daha sonra sürgün edildi. Bir süre sonra İstanbul’a giderek bazı idarî görevler aldı. 1916’da Hariciye Nezâreti’nde çalıştı ve sadâret müsteşarlığına kadar yükseldi. İstanbul’da bulunduğu sırada da memleketindeki kurtuluş hareketleriyle ilgisini sürdürdü. Ekim 1918’de İstanbul’da öldü.

BİBLİYOGRAFYA:

Le Tunisien, sy. 172, Tunus 1911; Mohammed Bach-Hamba, La Justice Tunisienne: Organisation et Fonctionnement actuels Projets de Reorganisation, Genève 1917; Ziriklî, el-AǾlâm, V, 72; Abdel Kebir Darghouth, Du Pacha l’Islamson descendant, Tunus 1977, s. 52-69; A. H. Green, The Tunisian Ulema 1873-1915, Leiden 1978, s. 199-200, 208, 216-217; Sâdık ez-Zemerlî, Alâm Tûnisiyyûn (trc. Hamâdî es-Sâhilî), Beyrut 1986, s. 141-158; K. J. Perkins, Tunisia, Colorado 1986, s. 93-94; Jamil M. Abu’n-Nasr, A History of the Maghrib in the Islamic Period, Cambridge 1987, s. 296-297, 355.

Mehmet Şeker  


ALİ BEDEVÎ

(bk. BEDEVÎ, Şeyh Ali)  


ALİ BEHCET EFENDİ

(1727-1822)

Mutasavvıf, Nakşibendî ve Mevlevî şeyhi.

Konya’da doğdu. Ulemâdan Ebûbekir Efendi’nin oğludur. Dedesi Hasan Efendi’den tahsil ve terbiye gördü. Karahisar’a (Afyon) giderek Divâne Mehmed Çelebi Dergâhı postnişini olan akrabası Alâeddin Çelebi’den Mesnevî, Mektûbât, ǾAvârifü’l-maǾârif gibi tasavvuf klasiklerini okudu. Daha sonra medrese tahsili yaptı ve kadı oldu. Çeşitli yerlerde ve bir müddet Ankara’da kadılık görevinde bulunduktan sonra istifa ederek tekrar Afyon’a gitti. Alâeddin Çelebi’ye intisap etti, çilesini tamamladı ve “sikke” giydi. 1796 yılında, Bursa’da faaliyet gösteren Kadirî ve Nakşibendî şeyhi Abdülkādir-i Geylânî soyundan Kerküklü Seyyid Mehmed Emin Efendi’ye intisap ederek Nakşibendiyye, Kādiriyye, Kübreviyye, Çiştiyye ve Şüttâriyye tarikatlarından icâzet aldı. Şeyh Mehmed Emin Efendi’nin müntesiplerinden olup Bursa’da sürgün hayatı yaşayan ve daha sonra affedilen Sadrazam Burdurlu Derviş Mehmed Paşa’nın tavsiyesiyle II. Mahmud tarafından İstanbul’a davet edildi ve III. Selim’in yaptırdığı Üsküdar’daki Selimiye Nakşibendî Dergâhı şeyhliğine tayin olundu (1816). Tasavvuf tarihinde birbirine zıt temayüllere sahip Nakşibendiyye’den Müceddidiyye ile Mevleviyye tarikatlarına mensup olmakla birlikte Nakşibendî şeyhi olarak faaliyet gösterdi. II. Mahmud devrinin önemli devlet adamları, âlim ve aydınları katında büyük bir nüfuza sahip oldu. Kendisine intisap eden Hâlet Efendi, Pertev Paşa, Kethüdâzâde Ârif, Şeyhülislâm Turşucuzâde Ahmed Muhtar bunlar arasında sayılabilir.

XIX. yüzyılda Mevlevî - Nakşî yakınlaşmasında önemli bir yeri olan Şeyh Ali Behcet Efendi ölümüne kadar irşad faaliyetinde bulunarak tâlip*lere tefsir, hadis, fıkıh, Mesnevî ve Mektûbât okuttu. Sadece dört kişiye (İbrâhim Hayrânî, Mülkiye Nâzırı Pertev Paşa, Ahmed Buhârî Dergâhı şeyhi Rıfkı Efendi ve Hacı Ahmed) hilâfet verdi. Büyük oğlu yetişinceye kadar halife olarak yerine İbrâhim Hayrânî Efendi’yi bıraktı. Kabri Selimiye Dergâhı hazîresindedir.

Hüseyin Vassâf, Ali Behcet Efendi’nin Risâle-i Ubeydiyye-i Nakşibendiyye, Behcetü’s-sülûk, Sırrü’l-mîâd,



Not: Sayfa başlangıcındaki maddenin pdf'sini gösterir